her erkeğin kalbinden, hayatından en az bir kere geçmiş hadise...
- >
celibon
+ >
one more cup of coffee
"-sürekli tekrarlayan bir kader döngüsü gibi... sev,şehirden ayrıl, yeni bir şehre git. yeni şehirde sev, şehirden ayrıl, eski şehrine git. eski şehrinde yeniden sev, o başka bir şehre gitsin. sev, şehirler geçsin içinde hikayenin ve sen çıkama işin içinden... bu arada cidden kahve nasıl iyi giderdi...
+ışıklar yanından hızlıca geçer, bazen soğuk renkli ışığın altında birilerini görürsün düşünmeye başlarsın ne çok hikaye var seninkinden başka.
kar da yağıyorsa ve de soğukta birileri varsa otobüsün sıcaklığına şükran duyarsın.
-o kadar çok düşünürsün ki sonunda yanında oturanın sorduğu soruların seni senden uzaklaştırdığına sevinirsin.sonra o uykuya dalar, sen ve soruların uykusuz. gün geceden sabah varır, sabah ayazına denk gelen molada iner sigara içersin hatta bu yolculuklarda alışırsın iyiden iyiye sigara içmeye. kahve içmeye çekinirsin kahve diye ne idüğü belirsiz koyu sular tutuştururlar eline, bir yudum alır onu da bırakır otobüsün sıcağına sığınırsın. sanki o sıcakta teselli bulacak gibi. yolu izlemeye devam eder, aklına "
memleket notlarını" getirirsin...
+kendi yazdığın romanı düşünürsün ardından... kalem değmeden eline, hiç bir yere yazmadan.
kahramanı da sen, yazarı da sensin bu romanın. acırsın kahramana başka biriymiş gibi. gidişini hatırlarsın yeniden. umutların nasıl adım adım hayallere; hayallerin sabun köpüğü hayal kırıklıklarına dönüştüğnü..
-sonra bu yol hikayesini yazayım dersin; her daim yanında bulunan o küçük not defterini ve kalemini ayak ucunda duran sırt çantandan çıkarmaya çalışırsın, bir yandan yanındaki yolcuyu uyandırmamaya çalışaraktan. çıkarırsın ama lanet olsun sen kahve ve sigara olmadan yazamazsın ki! muavinden rica edersin kahve gelir, servis panelini açar kahve kokusuyla mest yazmaya başlarsın. sigara seni yoklamadan yazman gerekir elinden geldiğince çabuk.
+cebinde her daim mp3 çaların, yani yualnızlığının tek tesellisi... açarsın,
one more cup of coffee... "keşke" dersin. otobüse binmeden onunla.. one more cup of coffee for the road. yazmaya başlarsın:
"ilk gidişim değil bu... muhtemelen son da olmayacak. sanırım anladım, benim kaderimdeki mtv kliplerinden fırlama, esrar, eğlence, dans ve seks ağırlıklı hızlı bir hayat değil. ağlamak düşmüş sanırım payıma. anlamış beni yaradan. ya da yaratmadan önce anlamış ne isteyeceğimi..
-..ben seveceğim ve geçtiğim her şehirde de için için fısıldayacağım bunu.şehirler anlamaz, onlar uyku sersemi bir kulak kabartır sesime gene uykuya dalar. ancak yollar bilebilir ve sana anlatabilir, sana gelirken otobüsümün nasıl da tüy gibi hafif olduğunu ve seni geride bırakıp dönerken gittikçe ağırlaşan ağırlığı ile nasıl çekilmez olduğunu. oysa sen orda kalmasan şu an yanımda oturan sen olsan, sen uyusan ki ben gene uyuyamam sana bakmaktan, o zaman bu yol bitsin diler miyim hiç? ben zaten varmışımdır varacağım yere, varsın otobüs yol alsın şehirler ülkelerce...
+saçlarının kokusu yeter tüm sıkıntımı alıp götürmeye, uyku sersemliğiyle gözlerini açıp, usulca "seni seviyorum" diyip yeniden yatsan omzuma... baksam yüzüne dak
kalarca. "bu masumiyettir değil! masumiyet budur!" desem.
acısam senin sevgine sahip olmayan her bir erkeğe. gurur duysam kendimle.
özgüvenim olsan. her şeyim olduğun gibi...
-..hayatın bana verdiği en güzel şey olduğunu yazıyorum şimdi ama hergün allaha şükrediyorum varlığın için. aslında şükrediyorum ki "bitmesin". bu kaybetme ya da olmamanın hali aklıma gelince yollara razı oluyorum işte yeniden. varsın ben gideyim geleyim, tren garları, otobüs terminalleri eskisin gözümüzden ama bitmesin işte...
+ve seni her aklıma getirdiğimde önce gurur duyuyorum seni ilk'in olmakla, ve ardından hayret ediyorum senden önce "de" yaşadığıma.
suyu düşünüyorum, can verdiği çiçeği. seni... ve kendimi...
küçülüyorum büyüklüğünün karşısında..."
hiçbir ortak noktası olmayan iki yazarı bir anda aynı yola döken karderdir.
not: an itibariyle daha önceden hiçbir tanışmışlığımız olmayan
celibonile yukarıdaki mesajlaşma yaşanmıştır….
not2: izninle
celibon