bir şehri terk etmek   

adana çık aradan

  1. eski sevgiliye ait bir şehirse gidilmek istenen ve yaşananlar varsa sokağında ,durağında ve bunun gibi saçma noktalarında kaybolmuşsanız onunla olağan bir istektir kanımca. her ne kadar bir istek olmasada bir kaçış başka anlamda kayboluş.
    (chladoceran, 24.04.2007 02:09)
  2. iyidir, bünyeyi toplar. bunu yapmamış adamlar genelde sıkıcıdır. (bkz: kant)
    (man with a digital camera, 24.04.2007 02:15)
  3. (bkz: terk etmek)
    (dirtypain, 24.04.2007 02:57)
  4. bir şiir.

    yıkılmış bir hayat ve anılarla
    ümit diyarından ayrılıyorum
    fikrimce bu şehri sana bırakıp
    senli her zerreden sıyrılıyorum...

    tek tek ıslanıyor uzun sokaklar
    yağmurla birlikte ben ağlıyorum
    gözyaşım donarken yanaklarımda
    benim hatam neydi anlamıyorum...

    kayseri garı'nda sabah saat üç
    elimde bavulum ayrılıyorum
    kalbimden adını, benden izini
    bütün hatıranı parçalıyorum.

    *
    (one more cup of coffee, 27.07.2007 15:53 ~ 11.11.2007 23:53)
  5. bir şehir ki yaşanmışlıkların has şahididir. sokaklarından okursunuz gün gün sevgili ile geçen günleri hem sahip çıkmak istersiniz tüm anılara hem bırakıp kaçmak istersiniz tüm anıları orada. bir şehri terketmek yarı yarıya bir aşkı bırakmaktır geride. bir şehirde terkedilmek yine yarı yarıya zihni bırakmaktır anıların istilasına...

    haydar ergülen 'in sis şiirinde anlatılır, bir sevgiliye bir şehri terketmenin ya da bir şehirde terkedilmenin hüznü.
    iki şehri var gecenin, biri gözümde
    tütüyor, birinin dumanı üstünde yağmur
    gibi çöken siste, bana bu uykusuz
    şehri niye bıraktın, göze alamadığım
    bir şehrin yerine bütün şehirlerdesin,
    gece değil istediğin hayli karanlık
    bakışlı bir şehrin gözleriyle çarpışmak
    hevesindesin! gözlerini anlıyorum, henüz
    bağışlayabileceği gözleriyle çarpışmadı kimsenin;
    gözlerimizi uzaklıklar değil ki yalnız
    göze alamadığımız yakınlıklar da acıtır,
    ve gözleri ancak gözler bağışlayabilir,
    öyle acıyor ki gözlerim kim bağışlayacak,
    sis değil, uykusuzluk değil, iki uzak
    şehir gibi ayrılıktan kavuşmuyor gözlerim:
    biri hepimizle gözgöze gibi hala uykusuz,
    biri sis içinde kirpiklerine kadar açık,
    bu sessizliği kim bıraktıysa, göremiyorum
    konuşkan gözlerinde tek sözcük bile,
    gözlerimiz birbirine değmiyor gecenin iki şehrinde.

    kimsenin kimseye gözü değmiyorsa, şiir niye ?
    (celibon, 27.10.2007 21:44 ~ 29.10.2007 23:48)
  6. (bkz: aşk bu gece şehri terk etti)
    (negatif, 27.10.2007 22:02)
  7. her erkeğin kalbinden, hayatından en az bir kere geçmiş hadise...

    - > celibon
    + > one more cup of coffee

    "-sürekli tekrarlayan bir kader döngüsü gibi... sev,şehirden ayrıl, yeni bir şehre git. yeni şehirde sev, şehirden ayrıl, eski şehrine git. eski şehrinde yeniden sev, o başka bir şehre gitsin. sev, şehirler geçsin içinde hikayenin ve sen çıkama işin içinden... bu arada cidden kahve nasıl iyi giderdi...
    +ışıklar yanından hızlıca geçer, bazen soğuk renkli ışığın altında birilerini görürsün düşünmeye başlarsın ne çok hikaye var seninkinden başka.
    kar da yağıyorsa ve de soğukta birileri varsa otobüsün sıcaklığına şükran duyarsın.
    -o kadar çok düşünürsün ki sonunda yanında oturanın sorduğu soruların seni senden uzaklaştırdığına sevinirsin.sonra o uykuya dalar, sen ve soruların uykusuz. gün geceden sabah varır, sabah ayazına denk gelen molada iner sigara içersin hatta bu yolculuklarda alışırsın iyiden iyiye sigara içmeye. kahve içmeye çekinirsin kahve diye ne idüğü belirsiz koyu sular tutuştururlar eline, bir yudum alır onu da bırakır otobüsün sıcağına sığınırsın. sanki o sıcakta teselli bulacak gibi. yolu izlemeye devam eder, aklına "memleket notlarını" getirirsin...
    +kendi yazdığın romanı düşünürsün ardından... kalem değmeden eline, hiç bir yere yazmadan.
    kahramanı da sen, yazarı da sensin bu romanın. acırsın kahramana başka biriymiş gibi. gidişini hatırlarsın yeniden. umutların nasıl adım adım hayallere; hayallerin sabun köpüğü hayal kırıklıklarına dönüştüğnü..
    -sonra bu yol hikayesini yazayım dersin; her daim yanında bulunan o küçük not defterini ve kalemini ayak ucunda duran sırt çantandan çıkarmaya çalışırsın, bir yandan yanındaki yolcuyu uyandırmamaya çalışaraktan. çıkarırsın ama lanet olsun sen kahve ve sigara olmadan yazamazsın ki! muavinden rica edersin kahve gelir, servis panelini açar kahve kokusuyla mest yazmaya başlarsın. sigara seni yoklamadan yazman gerekir elinden geldiğince çabuk.
    +cebinde her daim mp3 çaların, yani yualnızlığının tek tesellisi... açarsın, one more cup of coffee... "keşke" dersin. otobüse binmeden onunla.. one more cup of coffee for the road. yazmaya başlarsın:

    "ilk gidişim değil bu... muhtemelen son da olmayacak. sanırım anladım, benim kaderimdeki mtv kliplerinden fırlama, esrar, eğlence, dans ve seks ağırlıklı hızlı bir hayat değil. ağlamak düşmüş sanırım payıma. anlamış beni yaradan. ya da yaratmadan önce anlamış ne isteyeceğimi..
    -..ben seveceğim ve geçtiğim her şehirde de için için fısıldayacağım bunu.şehirler anlamaz, onlar uyku sersemi bir kulak kabartır sesime gene uykuya dalar. ancak yollar bilebilir ve sana anlatabilir, sana gelirken otobüsümün nasıl da tüy gibi hafif olduğunu ve seni geride bırakıp dönerken gittikçe ağırlaşan ağırlığı ile nasıl çekilmez olduğunu. oysa sen orda kalmasan şu an yanımda oturan sen olsan, sen uyusan ki ben gene uyuyamam sana bakmaktan, o zaman bu yol bitsin diler miyim hiç? ben zaten varmışımdır varacağım yere, varsın otobüs yol alsın şehirler ülkelerce...
    +saçlarının kokusu yeter tüm sıkıntımı alıp götürmeye, uyku sersemliğiyle gözlerini açıp, usulca "seni seviyorum" diyip yeniden yatsan omzuma... baksam yüzüne dak
    kalarca. "bu masumiyettir değil! masumiyet budur!" desem.
    acısam senin sevgine sahip olmayan her bir erkeğe. gurur duysam kendimle. özgüvenim olsan. her şeyim olduğun gibi...
    -..hayatın bana verdiği en güzel şey olduğunu yazıyorum şimdi ama hergün allaha şükrediyorum varlığın için. aslında şükrediyorum ki "bitmesin". bu kaybetme ya da olmamanın hali aklıma gelince yollara razı oluyorum işte yeniden. varsın ben gideyim geleyim, tren garları, otobüs terminalleri eskisin gözümüzden ama bitmesin işte...
    +ve seni her aklıma getirdiğimde önce gurur duyuyorum seni ilk'in olmakla, ve ardından hayret ediyorum senden önce "de" yaşadığıma.
    suyu düşünüyorum, can verdiği çiçeği. seni... ve kendimi...
    küçülüyorum büyüklüğünün karşısında..."


    hiçbir ortak noktası olmayan iki yazarı bir anda aynı yola döken karderdir.
    not: an itibariyle daha önceden hiçbir tanışmışlığımız olmayan celibon ile yukarıdaki mesajlaşma yaşanmıştır….
    not2: izninle celibon
    (one more cup of coffee, 12.11.2007 00:00 ~ 00:47)
  8. teoman da bunu şu sözlerle dile getirmiştir;
    bir şehri tam kalbinden, beyninden vurup gitmek var aklımda..
    (iki nokta üst üste biri altta biri üstte, 12.11.2007 00:03 ~ 00:09)
  9. "i'm a stranger in this town..." önce bunu hissetmeyi gerektirir.
    (şiirbaz, 12.11.2007 00:08)
  10. ankaraya gidiyorum'un depresif söylenişidir.
    (manuelayar, 12.11.2007 00:13 ~ 00:13)
  11. yeniden doğmaktır bazen bir şehri terk etmek.belkide doğmak başlı başına bir şehri terketmektir.
    (sıracalı, 12.11.2007 00:18 ~ 28.11.2007 01:06)
  12. daha kötüsü için
    (bkz: bir ülkeyi terketmek)
    (burcumsu, 12.11.2007 21:58)
  13. "öyle günler vardır ki ömürlerimiz de; bir şey ansızın başlar ve başlatmak düşer insana; bitince de simsiyah bir matem ayak uçlarına...

    işte bir kentti ve bir sevda! özlemi yitik, cürümü enkaz; dağıtır rengini yalnızlıklara.. bir kentti ve bir sevda, önce ağrılar şimdi de anılarla... bir kent, gidince ve bir sevda ayrılınca biter mi? bir kent bitse bile o kentte ve o sevdaya gitmiş olmak bitmez ki! bir sevdanın son sözlerini yazdım şimdi ben ona ve giderek küllenen bir aşkın son direncini... noktalama imleriyle sürüp giden bir oyuna benziyor yaşam; noktalı virgüllerle, soru imleriyle sürüp gideni ya da bir ünlemle, bir noktayla ansızın biteni yaşıyor insan. çok şey başlar çok şey biter... bitmeyen anılardır. anılar bitmeyi bilmezler ve bir uğultu gibi savrulurlar yüreklerde, dinmezler... bir sevdanın son sözlerini yazdım şimdi sen ona ve anılarla tütsülenen bir aşkın son direncini... artık kendini bıçak gibi ışıyan yeni güne bağışla; yürü, arkana bakma, ama umursa; bazen anılara en çok yakışan elbise, birkaç damla gözyaşıdır unutma..."
    (bkz: yılmaz odabaşı)
    (varolmanın dayanılmaz hafifliği, 13.12.2007 19:32)
  14. geride kalan çok şey varsa şehirle birlikte hep bir şarkı eşlik etmektedir bana..

    'gidiyorum yine bu şehirden
    ayaklarım geri geri
    tekerlekler almış başını
    dönüyor dönüyor'
    (volshebnik, 04.05.2008 03:02)
  15. bir şehri terk etmek, kurtuluştur ruhu saran aynalardan. ama diğer yandan zehri zerk etmektir, ruhta saklı duran. belki unutuluştur, ucları kırılmış kalemler tarafından. belki de uçuştur, raflarda tozlanmış uçurtmaların etrafından.

    anlatacağı anıları zindana koyulmuş tutuklu bir kitap olmaktır terk ediş.. güzü mahpusa, baharı yastık altına, dilekleri katrelere gömmektir. gönülden içre her afişte, yarin yüzünün ayyuka çıkmasından bunalmak ve başka illerde başka ilanlarda boy göstereceğinin görgüsüz gürültüsüdür her şehri terk ediş.
    (tariktuna, 05.08.2008 09:17 ~ 11.08.2008 15:29)
  16. terkedilen şehirde sevilenler ve yürekteki ince sızı doğru orantılıdır -iş bu cümlede sevilenlerden kasıt salt aşık olunan insan değildir - .
    (fular, 05.08.2008 09:53)