|
|
- içinde bulunduğun mekanın havasını diğeriyle değişmek.
şimdi istanbul'da olsam, amaçsızca bir iki tur atsam istiklalde. aznavurdaki takıcılarda oyalansam, bir iki kere taktıktan sonra takı kutumda kalacağını bildiğim halde gereksiz yere para harcasam. sonra berekette ayaküstü bir döner, ver elini beşiktaştaki çay bahçesi. soğuktur deniz kenarı ama boğazın soğuğunu iliklerime kadar geçirmek istiyorum. nasıl olsa sevdiğim şehirde ısınabilirim diye umut ediyorum. aslında ben yaşadığım şehri de severim. ordayken burayı, buradayken orayı özlüyorum. birinin denizi diğerinin denizi değil. buradayken asileşiyor, kabarıyor, çırpınıyor karadeniz, ses çıkaramıyorsun. boğazdayken sesin diğer yakaya ulaşıyor en azından. ama burda uçsuz, bucaksız bir ufuk çizgisi ve sesi kesilmiş bir ben. uslanıyorum, içimde büyütüyorum hayallerimi. istanbul'un kıyısındayken yaramazlaşıyorum, çocuk oluyorum o vakit ve ben büyümekten sıkıldığım anlarda özlüyorum istanbul'u.
- yolları, uzakları, kuytuları özlemektir. kimi zaman bir yemeğin kokusu, kimi zaman duyduğun bir şarkıyla gözlerinin dolmasıdır. hava durumunu takip etmektir. annenin dizinin dibinde sıkılmak bile olsa yola çıkmanın zamanıdır artık...
- eskidendi, çok eskiden.. bir şehrim vardı benimde. doğup büyüdüğüm zamanı gelince orada öldüğüm. ilk aşkların, unutulmaz dostlukların hatırlandığında insanın karnında küçük kramplara sebebiyet veren bir yanını bir şehire yüklemek. o şehir olmasaydı yaşanmazdı geçmişin güzellikleri. şimdi bir çocuk gibi özlüyorum orayı. kaybettiğim her insanı geri istiyorum hayalet şehrimle birlikte.. depremin yerlebir ettiği... şimdi olmayan şehrimi özlüyorum..
bir şehri özlemek konuşturur insanı. tutamaz insan kendini. bir şehri özlemek kapanmayan bir yaradır bazen. bir şehri özlemek geçmişi özlemektir.
- acı vermeye başlamışsa ve kalbinde sevdiğiniz yoksa artık
(bkz: bir şehri tam kalbinden vurup gitmek)
- sözleri yazılmamış eksik kalmış.
yandığım ateşlerden savrulan küller bile yanardı
taşıdım yana yana en yaman zamanlarda sevdanı
ölümün kol gezdiği o karanlık ve hain günlerde
ağlayan çocukların sessiz çığlıklarında ben vardım
ışığım sensin ben sana koşan pervane
hasretin yüreğimde muratsızım biçare
yana yana döne döne divane
mardin kapı şen olsun
etrafın gül-ü bağ olsun
seni yaman özledim amedim
acının tarihini yazsan da zulüm gelip sende soldu
yollar ile ırmak gelip senin kalbinde buluştu
hasretim gelip kederden düşlerine kardeş oldu
newroz ateşleriyle yanıp sönen dağlarda ben vardım
ışığım sensin ben sana koşan pervane
hasretin yüreğimde muratsızım biçare
yana yana döne döne divane
mardin kapı şen olsun
etrafın gül-ü bağ olsun
seni yaman özledim amedim
(bkz: ilkay akkaya)
- şehrin içindekileri özlemekten çok farklıdır. içindeki özledikleriniz hop diye yanınıza ışınlansa gene dinmez şehre özlem. havasından solumadan, suyundan içmeden, sesini dinlemeden, sokaklarını arşınlamadan dinmez.
ve bir şehri özlüyorsanız mahkumsunuzdur o şehre. ama içinde değil, dışında olduğunuzda başlar mahkumiyetiniz. çok özledim seni istanbul.
- özlemekden daha öte bir durumdur. arzulamaktır bir nebze doğup büyüdüğünüz şehirse birde, bu durum daha bir acı hale gelir ki yerleşmiş olduğunuz yeni şehirde dolaşırken caddelerde veya sokaklardaki ayrıntılar size özlemlerinizi ve arzularınız hatırlatır, ağaç dallarından pervasızca yerlere saçılmış sarı yapraklar siz istanbuldayken ruhunuzu alır ankaranın o güzel izmir caddesinin ara sokaklarına götürür, ılık bir rüzgar ile saçlarınızı okşar, sadece bir şehri özlemek değildir orda bulunan sevdiklerinizin de özlenmesidir.
işlerinizin yoğunluğu yaşamın hızı sizi alıp koparmıştır o sıcak duygulardan umarsızca savurmuştur, yeni hayatınıza. annesinin elinden tutmuş ilkokul öğrencisini görünce aklınızın bir kenarına düşer "ahhh... anne" diye iç geçirirsiniz hemen oracıkda aklınıza bir not alırsınız; ancak aldığınız not kısa sürede kafanızın içindeki fikir ve düşünce fırtınasında ordan oraya sürüklenirken kaybolur, özlemleriniz bile unutulur ki tekrar hatırlayıp harekete geçtiğiniz zaman özlenen o sıcak duyguların sesini duyabilirsiniz, özlenen bir şehir değildir, geride bırakılmış arkadaşlıklar ve sevinçler, mutluluklar paylaşılan anlar da özlenir o şehirle beraber, şehiri şehir yapan o insanlar değilmidir herne kadar sevilmesede zamanında itici gelsede insana.
aslında özlenen şehir de değil o şehirin sana ve arkadaşlarına yaşattığı ortak anlarıdır, şehir insan olsaydı ki değil işte o zaman sevdiğiniz bir kadını yada erkeği özlermiş gibi özlerdiniz, onsuz duramazdınız hani olurya harika bir gecenin ardından sevdiğiniz kadın yada erkek tam evine gideceği zaman uzanıp elinden tutup "dur gitme kal yanımda" diyecekken arkasından arabasının stop lambalarının ışığını gözden kaybedene kadar seyredersiniz, bir şehir için bunu yapabilirmisiniz... yaparsınız elbette sevdiğinizin o şehirde olduğunu biliyorsanız ve şehirden ayrılıyorsanız saatlerce sessiz durup şehirin ışıklarını seyretmezmisiniz otobüsünüz yavaş yavaş otobanda ilerlerken kulağınızda onun sıcak nefesi yokmudur, şehiri özlemek yaşanan sıcak duyguları ve insanları özlemektir...
şehiri şehir yapanda o duygular o insanlardır zaten.
- aslında bir şehir özlenir ama eğer orada dostlar, arkadaşlar, sevilenler varsa daha da çok özlenir elbet. geceleri rüyanıza girer, hıçkıra hıçkıra ağlarsınız ve üstelik 45 dk mesafe olmasına ve gidememenize yanarsınız. hep bir şey çıkar gidilemez ve buradaki hayat sizi kesmezken buradaki hayata zoraki eklemlenirsiniz, zoraki müzik dinler, zoraki ilgilenirsiniz, oradan ise bir haber duydunuz mu gözleriniz parlar, orada olanla yatar orada olanla kalkarsınız, hayalleriniz sizi hep oraya götürür. özlemek böyle birşey olsa gerek.
- bu şehirde yağmur altında dolaşılır
limandaki mavnalara bakıp
şarkılar mırıldanılır geceleri.
bu şehrin sokakları çoktur,
binlerce insan gelir gider sokaklarında..
her akşam çayımı getiren
ve bir beyaz rus olmasına rağmen
hoşuma giden garson kadın bu şehirdedir.
bu şehirdedir
valsler, foksrotlar altında
şuman´dan, bramsdan
parcalar çaldığı zaman dönüp
bana bakan ihtiyar piyanist.
doğduğum köye müşteri taşıyan
şirket vapurları bu şehirdedir.
hatıralarım bu şehirdedir.
sevdiklerim,
ölmüşlerimin mezarları.
bu şehirdedir işim gücüm,
ekmek param.
fakat bütün bunlara mukabil
yine budur başka bir şehirdeki
bir kadın yüzünden
bıraktığım şehir.
orhan veli kanık
- özlenen şehir midir, yoksa orada bırakılıp gidilenler midir
|