görseller
bilitis 
  
belki ilginizi çeker
  1. · sözlükteki güzel kızlar
  2. · antalya da piknik ne güzel bir şey zirvesi
  3. · nargileyi dumanlıyoruz zirvesi
  4. · tabu diyalogları
  5. · yaran msn diyalogları
  6. · iset antalya ya gelmişken 2 çay ısmarlasın zirvesi
  7. · madde 98: hiç olmayacak birine dünyanın en inanılmaz konuşmasını yap (reklam)
gündem
  1. · sevgilinin söylediği unutulmayan sözler
  2. · marjinal isim meraklısı aile
  3. · hayatında hiç star wars izlememiş insan modeli
  4. · 25 kasım 2009 emekçi grevi
  5. · itü sözlük hiçbirimiz komiklik yapmıyoruz günü
  6. · kurban bayramı vahşeti
  7. · author
  8. · itü sözlük atasözleri
  9. · umut

bilitis  

  1. pierre louys kitabıdır, 'bilitis in şarkıları' diye de bilinir ve kitabın girişinde bilitis in hayatını şöyle anlatmaktadır:

    bilitis, milattan önce altıncı yüzyılın başında, pamphylia’nın doğusunda, melas kıyılarında bir dağ köyünde doğdu. sık ormanlarla çevrilen toroslar’ın görkemli gölgeleri altında kalan bu ülkü hüzünlü ve loş bir yerdi.kayaların arasından su kaynakları fışkırır, yüksek tepelerinde tuzlu göller toplanır, vadilerinde derin bir sessizlik hüküm sürerdi.
    grek bir babanın ve fenikeli bir annenin kızıydı. fakat bababı bilitis doğmadan önce ölmüş olacak ki anılarında hiç söz etmiyor. zaten yalnız annesinin ona verebileceği finikeli bir ismi taşıması da başka türlü açıklanamaz. o bu ıssız ülkede, annesi ve kız kardeşleriyle sakin bir hayat yaşıyordu. yakınlarda oturan, arkadaşlık ettiği başka genç kızlar da vardı. toroslar’ın ağaçlarla kaplı yamaçlarından çobanlar sürülerini geçirirdi.
    sabahları horoz öter ötmez kalkar, ağıla gider, hayvanları suya götürür, sütlerini sağardı. günleri, hava yağmurluysa, kadın evinde kalıp yün eğirmekle geçerdi. hava güzelse kırlara koşar, arkadaşlarıyla bize de anlattığı bin bir çeşit oyun oynardı.
    bilitis’in nymphealara olan inancı pek ateşliydi. adaklarının hemen hepsi onların pınarına sunulmak içindi. hatta sık sık onlara seslenirdi; ama, bir gün onları görüveren bir ihtiyarın anılarını nasıl hayranlıkla aktardığına bakılırsa, kendisi hiç görmemiş olmalı.
    hayatının doğayla iç içe geçen bu döneminin son günleri, uzun uzun anlatmasına rağmen hakkında çok az şey bildiğimiz bir aşkla hüzünlendi. bu aşk mutsuz bir aşk olduğu anda onun şarkısını söylemeyi bıraktı. doğurduğu çocuğu terk etti, bilinmeyen nedenlerle pamphylia’dan ayrıldı, bir daha da doğduğu yeri görmedi.
    ona, daha sonra, güzel asya kıyıları boyunca ilerleyerek deniz yoluyla geldiği mytilene’de rastlıyoruz. pittakos’un ölümüyle ilgili bir mısradan yola çıkarak bilitis’in hayatındaki bazı tarihleri doğru tespit edebilen m.heim’ın tahminine göre on altı yaşında ancak vardı.
    lesbos o zamanlar dünyanın merkeziydi. güzel attika ile gösterişli lidya’nın arasında yarı yolda, atina’dan daha aydın, sardes’ten daha kokuşmuş bir başkent’e sahipti; asya kıyılarına bakan bir yarımada üzerine kurulu mytilene. mavi deniz şehri çepçevre sarıyordu. tapınakların yüksekliğinden bakıldığında bergama’nın limanı atarne ufukta beyaz bir çizgi olarak seçiliyordu.
    dar ve kalabalık sokaklar alacalı kumaşlarla, lal ve yementaşı rengi tüniklerle, saydam ipek siklaslarla, sarı pabuçların tozunda sürünen basaraslarla doluydu. kadınların kulaklarında ham incilerle kaplı büyük altın halkalar, kollarında kabaca oyulmuş masif gümüş bilezikler vardı. erkeklerin bile saçları az bulunan hoş kokulu yağlarla parlıyordu. grek kadınların çıplak ayak bileklerinde periselis denen açık renk büyük madeni yılanlar çınlıyordu; asyalı kadınlar ise renkli, yumuşak potinler giyiyordu. önlerinde insanların biriktiği dükkanlarda, sadece lüks mallar satılıyordu: bazı semtlerde koyu renk halılar, bazılarında altın nakışlı örtüler, bazılarında da amber ve fildişi mücevherler. mytilene’nin canlılığı gün battıktan sonra da sürüyordu; geç saatlerde bile açık kapılardan neşeli çalgı sesleri, kadın çığlıkları, dans gürültüleri geliyordu. pittakos bu durmak bilmeyen sefahate biraz olsun çeki düzen vermek için çok küçük kızların gece eğlencelerinde flüt çalmasını yasaklayan bir yasa çıkarmıştı; ama bu yasa, hayatın doğal akışını değiştirmeyi amaçlayan bütün yasalar gibi, gizlilik içinde ihlal ediliyordu.
    erkeklerin, geceleri şarapla ve dansözlerle bu kadar meşgul olduğu bir toplumda, kadınların yakınlaşması ve yalnızlıklarının tesellisini birbirlerinde bulması kaçınılmazdı. işte bu yüzden, antik dünyanın daha o zamandan adını koyduğu, erkekler ne düşünürse düşünsün, günahkar arayışlardan çok gerçek tutkulara dayanan o ince aşka düştüler.
    o zamanlar sappho hala güzeldi. bilitis onu tanıdı; bize ondan lesbos’daki adıyla psapphadiye söz eder. küçük pamphylialı kıza uyumlu cümlelerle şarkı söylemeyi, sevdiklerinin anısını kendinden sonra da sürdürmeyi öğretenin, bu hayranlık verici kadın olduğuna şüphe yok. ne yazık ki bilitis bugün hakkında çok az şey bildiğimiz bu kişiyle ilgili pek ayrıntı vermiyor; yazık, çünkü büyük esinleyici’ye ilişkin en küçük bilgi bile altın değerinde olurdu. buna karşılık, otuz kadar mersiyesinde, mnasidika adlı yaşıtı bir genç kızla yaşadığı aşkın öyküsünü anlatıyor. bu genç kızın adını, sappho’nun onun güzelliğini öven bir mısrasından zaten biliyorduk; ama bu adın kendisi bile şüphe vericiydi, hatta bergk onun adının sadece mnais olduğunu düşünme eğilimindeydi. daha ileride yer alan şarkılar bu varsayımdan vazgeçilmesi gerektiğini kanıtlıyor. herhalde mnasidika çok tatlı, çok masum bir küçük kızdı, hani şu tek varoluş nedenleri sevilmek olan, sevgiyi hak etmek için ne kadar az şey yaparlarsa o kadar üstlerine düşülen, sevimli yaratıklardan biri. en uzun aşkla nedensiz aşklardır: bu altı yıl sürmüş. bilitis’in hiçbir kaçamağa izin vermeyen aşırı kıskançlığı yüzünden nasıl bittiğini göreceğiz.
    acı anılar dışında kendisini mytilene’de tutacak hiçbir şey kalmadığını hissedince, bilitis ikinci bir yolculuğa çıktı; pamphylia gibi bir grek ve fenike adası olan ve ona sık sık doğduğu ülkeyi hatırlatmış olması gereken kıbrıs’a gitti.
    bilitis orada üçüncü defa yeni bir hayat başladı; ama, antik halkların aşka nasıl kutsal bir şey olarak baktıklarını bir kere daha hatırlamazsak, bu hayat tarzını kabul etmek güç olabilir. amathonte fahişeleri bizdeki gibi saygın toplumdan dışlanmış, düşkün yaratıklar değildi; şehrin en iyi ailelerinin kızlarıydı. aphrodite onlara güzellik vermişti, onlar da güzelliklerini tapınağına sunarak tanrıçaya teşekkür ediyorlardı. kıbrıs’ta olduğu gibi, fahişe bakımından zengin bir tapınağa sahip bütün şehirler, bu kadınlara aynı saygılı özeni gösterirdi.
    phryne’nin athenaeus tarafından aktarılan benzersiz öyküsü bu konuda bir fikir verebilir. yargıçlar kurulu’nu yumuşatmak için hyperides’in onu çırılçıplak soyduğu doğru değildir, oysa suçu büyüktü: insan öldürmüştü. hatip onun tüniğinin sadece üst kısmını kaldırdı ve yalnız göğüslerini açığa çıkardı. sonra yargıçlara ‘’ aphrodite’nin bu esin dolu rahibesini ölüme götürmemeleri için’’ yalvardı. – phryne, vücutlarının bütün hatlarını gösteren saydam siklaslar giyerek sokağa çıkan diğer fahişelerin tersine, saçlarını bile, tanagre figürlerinin güzelliklerini bugüne taşıdığı o büyük, kıvrımlı giysilerden biriyle örterdi. dostları dışında hiç kimse ne kollarını ne de omuzlarını görmüştü, halka açık hamamlara da gitmezdi. ama günün birinde olağanüstü bir şey oldu. eleusis bayramıydı; grek ülkesinin dört bucağından gelmiş yirmi bin kişinin toplandığı deniz kıyısında, phryne dalgalara doğru yürüdü; giysisini çıkardı, kemerini çözdü, iç tüniğini bile çıkardı, ‘’saçlarını tümüyle serbest bıraktı ve denize girdi ’’. kalabalığın arasında bulunan praxiteles bu canlı tanrıçadan yola çıkarak knidos aphrodite’sini çizdi; apelles de anadyomene’sinin biçimini onda gördü. çıplak güzelliğe, gülmeden, sahtekarca utanmadan bakabilen, ne hayranlık verici halkmış!
    ben bu öykü bilitis’in olsun isterdim, çünkü şarkılarını çevirdikçe mnasidika’nın sevgilisini sevmeye başladım. onun da harika bir hayat yaşadığına şüphe yok. tek üzüntüm daha çok sözünün edilmemesi; eski yazarların, en azından bugüne kalmış olanların, onun hakkında bu kadar az bilgi sahibi olması. ondan iki kere intihal yapan philodemus, adını anmaz. anlatılacak güzel anekdotlar bulunmadığına göre, okurun, fahişelik hayatına ilişkin kendisinin verdiği ayrıntılarla yetinmesini rica ediyorum. fahişelik yaptı, bu inkar edilemez; üstelik son şarkıları mesleğinin erdemlerine olduğu kadar en berbat zayıflıklarına da sahip olduğunu kanıtlıyor. ama ben onun yalnız erdemli yanlarını bilmek istiyorum. dini bütündü. aphrodite’nin en saf mümini olarak, tanrıça gençliğini uzattığı sürece tapınağa sadık kaldı. kendi deyişiyle, artık sevilmediği gün yazmayı bıraktı. bununla birlikte, pamphylia şarkılarının yaşandıkları dönemde yazılmış olduklarını kabul etmek güçtür. dağlarda yaşayan küçük bir çoban kızı, mısralarını eolyen geleneğinin güç vezinlerine göre tartılmamayı nasıl öğrenmiş olabilir? yaşlanan bilitis’in, uzaklarda kalmış çocukluk anılarının şarkısını sırf kendi zevki için söylediğini kabul etmek daha akla yatkın. hayatının bu son dönemine ilişkin hiçbir şey bilmiyoruz. kaç yaşında öldüğünü bile.
    mezarı m.g.heim tarafından palaeo-limisso’da, amathone harabelerine yakın bir antik yolun kenarında bulundu. bu harabeler son otuz yıla hemen hemen yok oldu, belki bilitis’in yaşadımış olduğu evin taşlarıysa bugün port-said rıhtımlarına döşeli. ama mezar fenike adetlerine uygun olarak yerin altındaymış ve define avcıları bile ona ilişememiş.
    heim oraya toprak dolu dar bir kuyudan inmiş. kuyunun dibinde örülü bir kapıyla karşılaşmış yıkmışlar. geniş ve alçak tavanlı, tabanı kireç taşı döşeli mezar odasının dört duvarı siyah amfibolit plakalarla kaplıymış. lahiti süsleyen üç yazıt dışında, okuyacağınız bütün şarkılar, primitif büyük harfle bu plakalara kazılıymış.
    mnasidika’nın sevgilisi işte burada, pişmiş topraktan büyük bir tabutta yatıyormuş. tabutun kapağında, incelik sahibi bir heykeltıraşın elinden çıkma, kilden bir heykeli varmış: saçları siyaha boyalıymış, gözleri canlı gibi yarı kapalı ve sürmeliymiş, dudaklarının kenarından yanaklarını hafifçe geren küçük bir tebessüm doğuyor gibiymiş. bu, hem pürüzsüz hem dolgun, hem yumuşak hem ince, birbiriyle birleşmiş, birbirine değmekten adeta sarhoş olmuş dudakların gerçekte nasıl olduğunu hiçbir zaman bilemeyeceğiz.
    mezar açıldığında, yirmi dört yüzyıl önce dindar eller nasıl bıraktıysa öyle durduğu görülmüş bilitis’in. toprak kavilalardan parfüm şişeleri sarkıyormuş; bir tanesi onca yıl sonra hala kokuyormuş. bilitis’in kendisine baktığı cilalı gümüş ayna, gözkapaklarına mavi far sürdüğü stiletto yerli yerindeymiş. sonsuza kadar değerli kalacak bir çıplak astarte heykeli ona bekçilik ediyormuş.bir kar dalı gibi bembeyaz yatan ve bütün altınlarıyla süslemiş olan bu ceset o kadar nazlı, o kadar narin bir seydi ki, ona dokunulur dokulnuzmaz tıpkı krdan bir dal gibi toz halinde dağılı verirmiş.

    pierre louys
    constantine, ağustos 1894

    kitabında bulunan bir şarkı:

    bir zamanlar erkek güzelliğine aşıktım. sözlerinin anısı uykumu kaçırıyordu.
    anımsıyorum. bir çınarın kabuğuna bir isim kazımıştım. birinin geçtiği yolda, tüniğimden bir parça bırakmıştım.
    anımsıyorum: sevmiştim... ey pannichis, yavrum. seni hangi ellere bıraktım. ey talihsiz çocuk... seni nasıl terkedebildim.
    bugün yalnız ve yalnız mnasidika ya aitim. onun için terkettiğim kimselerin mutlulukları da ona feda olsun.
    (bilitis, 23.03.2008 22:13 ~ 28.03.2008 23:30)
  2. beşinci nesil yazar. hoş gelmiş.
    (dedirten başlık, 16.04.2008 10:23)
  3. 1977 yapımı david hamilton filmi.
    görsel, biraz da pastoral "filmatik tabloları" dışında, başarılı bulunmamıştır.
    francis lai'nin bilitis filmi için yaptığı müzikler, yeşilçam filmlerinde de kullanılmıştır.
    filmin oyuncularından patti d'arbanville, cat stevens'ın lady darbanville şarkısına ilham olmuştur.
    (cohen, 16.04.2008 12:18)
  4. iyi, kötü ve çirkin filminin müziğinden de hatırlanabilecek olan, ennio morricone nin muhteşem eseridir aynı zamanda.
    (general olma hevesi kursağında kalan adam, 16.04.2008 12:27)
  5. şu sıralar, yaptığı tercihlerin sonucunu büyük bir stresle beklemekte olan genç arı. kaleiçi müdavimidir kendisi. zaman zaman sözlükle ilgili sorularıyla beni bunaltsa da, her şeye rağmen vazgeçemediğimdir. sığınağımdır. en kötü sırlarımı bile bilendir. yeri geldiğinde sessizliği paylaştığımdır. bu şehri çekilir kılan nadir insanlardan biridir.

    (bkz: find my love)
    (iset, 09.08.2008 22:41 ~ 23:02)
  6. (bkz: doğum günü çocuğu)
    (punkmanifestosu, 19.08.2008 11:40)
  7. iset antalya ya gelmişken 2 çay ısmarlasın zirvesi'nde takdire şayan organizatörlük yeteneğiyle, herşeyle en ince detayına kadar ilgilenmiş, çok tatlı ve sevgi dolu arı. sevmemek elde değil.
    (basima trajik bir olay gelsin istiyorum, 27.07.2009 02:21)
  8. eski türk filmlerinde çalan şarkıların çoğu bilitis şarkılarıdır. dinlenildiğinde insanı el örgüsü kazak ve ispanyol paça pantolonların giyildiği 80'li yıllara götürür, etraf birden sararır.
    (omorfia, 27.07.2009 02:24)
  9. rüyasında tır şöförü olduğunu gören arı. asdkhaksjdhaksdjaşsldjasşdljasşd oyyyyyyyyyyyyy.. ve gördüğü rüyanın etkisinde kalarak oturduğu koltuklara bile kamyoncu stili oturuyormuş artık.

    (bkz: bir tır şöförü olarak bilitis)
    (bay sıtkı sıyrıl, 13.08.2009 00:01)
  10. bir de bu geçen bana şöyle söylemişti. sıtkıııı sıtkııı bana ''çağrışım yapma, çağrışımın allah'ını görürsün''. çok tırsmıştım ben de. bilmez o öyle çağrışım filan. bir de ''beni tanımayan ne giriyor lan nick altıma giri?'' demişti. ama onu bana demedi tabi. bir yerlerde bir sazan kalmış...ona dediydi herhalde... hani nazire olmuşcasına... hadi size iyi günlerr...*
    (bay sıtkı sıyrıl, 13.08.2009 00:23)
  11. yarın öbürgün kendisini boeing pilotu olarak görürse rüyasında, sözlük olarak çok ciddi sıkıntılarla boğuşuruz ben onu anladım az evvel. çağrışılamıyor bile, o derece.
    (horny meydan, 13.08.2009 00:32)
  12. doğum günü çocuğu. iyi ki doğmuş, iyi ki benim bi parçam olmuş. o olmasa kim çekerdi benim nazımı, kim bu kadar katlanırdı bana...
    bilenler vardır mutlaka, bu tarihte doğan insanların yokluğu çok hissedilir. o yüzden hiç çıkmasın hayatımdan...
    (iset, 19.08.2009 08:14)
  13. doğum günü imiş. bugünün bende ki anlam ve önemi yüzünden doğum gününü kutlamak istedim. kutlayamadığım kişinin yerine seninkini kutluyorum nice senelere!
    (satın almasız çıkışın çocuğu, 19.08.2009 18:55)
  14. @3852134
    sevgiliden ceza almış yazar.

    buradan o sevgiliye sesleniyorum. birbirinizin kıymetini bilin. sevginiz daim olsun.
    (againstthelife, 22.08.2009 21:19)
  15. (bkz: bitlis)
    (nefel, 22.08.2009 21:47)
  16. kendisine doğru söylenmemiş olan sözlerin muhatabı sanarak kendini , çok kızdığı bir zaman diliminde karaktersiz sevgili gibi gereksiz sözler sarfetmiş ettiği yetmezmiş gibi birde sözlükde paylaşmış sevgilisinden ceza yemiş sözlük yazarı aynı zamanda anlatamayacağım sadece yaşabileceğim kelimelere sığdıramadığım duygularımın gerçeği .... o içimde büyüttiğüm kocaman bir yüreğin sahibi, sonu düşünülmeden çıkılmış bir yolun cesur yoldaşı ömrümün orta yerine diktiği o güzel gözleriyle sevdiğim insan hayatımın güzel yüzü. yalnızca bir ilişkinin diğer kişisi değil herşeyim arkadaşım, dostum, sırdaşım aklına ve yüreğine güvendiğim ustam anlatmayı beceremediğim bir sürü duygunun nedeni iyiki varsın kelimesinin sözlüğümdeki karşılığı cicoş... anlatamadığın şeyler vardır anlatmanın zorluğundan yada anlatılmaması gerektiği için anlatılamayan değil her bir kelimeye binlerce anlam yüklesen arka arkaya getirip dünyanın en kusursuz cümlesinide kursan anlatmak istediğinin hep bir tarafı eksik kalır. içinden taşan beyninde dolaşan yüreğinde çarpan bu anlatılmazlığı nasıl sığdırabilirsin ki kelilemelerine bu yüzden anlatmak yerine yaşamayı tercih ettiğim nefesimdir bilitis !!!
    (ytsejam eagle, 24.08.2009 03:24)

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil