zaman kaybı olarak bakıyor kimileri bilim kurguya. şunu iyi ayrıştırmak lazım ama! bilim kurgu tıpkı
fantastik edebiyat gibi zaman zaman g.tten sallanılarak yazılmasına karşın, aynı zamanda usta eller tarafından bugünün bilimiyle, bugünün dünyaya egemen yönetim şartlarıyla geleceğin bizi nerelere götürebileceğini de önümüze şok edici bir şekilde sermekte.
queenie'nın da sorduğu gibi; izlemekle görmek arasındaki fark nedir?
jules verne'den bu yana çok şey değişti. zaman zaman, "neden artk yeni bir asimov, yeni bir
arthur c. clarke gelmiyor?" diye soruyoruz kendi kendimize, bunun yanıtı olasılıkla artık uzay hakkında çok daha fazla şey biliyor oluşumuzda; uzay hakkında daha fazla şey biliyor oluşumuz klasik dönem canım bilim kurgumuzu öldürerek (çünkü bilgi, biraz daha sınırlandırılmış ve ayakları daha çok yere basan bir bilim kurgu üreterip, daha çok ümit ve daha çok hayal perestlikle dolu olan klasik bilim kurguyu yok ederek yeni postmodern kurguların türemesine yol açtı) ümitsizlikle
otostopçunun galaksi rehberi gibi daha az ciddi yapıtlar doğurdu. insan korkmaya gerek bir şey olmadığını anlayınca her şeyi makaraya alabiliyor. mizah ise, daha önce gül'ün adı'nda da okuduğumuz gibi (okudunuz mu lan?) otoritelerin en korktuğu şeylerden birisidir. çünkü onlar korkmanızı çekinmenizi isterler, mizahın kendisi ise başlı başına bir iğneleme, bir eleştiridir.
kendi adıma, bilim kurgudaki ana akımları
distopya,
insansı robotlar ve yıldızlara ulaşmayı başarmış insanlık olarak özetlemek istiyorum. şimdi bu üç ana dal züzerinden (üzerinden* komiğime gitti değiştirmedim, heh) birazcık bilim kurgu filmleri üzerine değinelim..
yıldızlara ulaşmayı başarmış insan konusuyla başlayacak olursak; bu konuda
star trek -
star wars -
battlestar galactica ve
felsefe taşıyla flörtleşen
2001: a space odyssey gibi önemli eserler verildi. star trek'te 3. türle iletişime geçmiş ve uzaya yayılmayı başarmış, -çoğunlukla- barışçıl bir evren tasvirinin huzurunu içimize çekerken, star wars içinde taşıdığı
çöken galaktik imparatorluk atmosferiyle yıkıma ve savaşa hayran insan zihninin hastalıklı ve yıkıcı macera perestliğe olan ilgisini önümüze sürdü. özellikle 50'ler 60'lar ve 70'ler boyunca üretilen "geleceğin yaşam görüntüleri"nde başka evrenlerde yaşayan insan tasvirleri sıklıkla karşımıza çıkıyordu; reklamlarda, filmlerde, romanlarda.. fakat artık anlamış bulunuyoruz ki, dünyanın askeri harcamalara yaptığı inanılmaz üzücü rakamlar artmaya devam ettiği sürece yıldızlara ulaşmak bizim için çok komik ve acınası bir hayal olarak sürmeye devam edecek ve fark etmişsinizdir, 70'lerde çekilen bilim kurgu filmlerinde, "1996: mars, kongo city" gibi yakın tarihli şeyler üretecek kadar insanlar iyimserken artık günümüzde başka bir gezegene yerleşmiş insanları konu alan filmler/romanlar "2156" veya "2234" gibi çok uzak yıllarda geçmektedir.. fark edeceğiniz üzere insanlık iyimserliğini kaybetti;
"önce renkler vardı,
sonra kayboldu onlar da.."
uyan - mor ve ötesi
insansı robotlar konusunun nereye varabileceğini en ihtişamlı ve bir
ilyada destanı kadar göz yaşartıcı bir şekilde gözümüze sokan ise geçen hafta sona eren canım
battlestar galactica oldu.
asimov'un ünlü mü ünlü robotlar şunu yapar şunu yapamaz, a ah! öyle de davranamaz! yasasına karşın, insanlık daha
mutfak robotunu icad eder etmez, özgür düşünebilen ve insan gibi hissedebilen robotların insanlarla aynı yasalar önünde eşit olup olmaması gerektiğini sorgulamaya başladı. bu konunun bilimdeki yeni gelişmeler karşısında biraz eskidiğini ya da daha doğru bir tabirle 2. plana gerilediğini düşünüyorum (2. plana gerilemek sözümden dolayı şimdi zihnimde çağrışım yapan
plan 9 from outer space hakkında ise tek kelime etmeyeceğim.. jerry seinfeld'in de ünlü çin lokantası bölümünde dediği gibi, plan 9!! bu en kötü, gelmiş geçmiş en kötü plan!! heh) , çünkü gelişkin bir robot teknolojisinden önce insanlık daha farklı bir teknolojiyi keşfetti; bu da,
nano teknolojisi! nano teknolojisinin yalanası fetiş güzelliğine karşın dünyamız için korkunç korkunç ve korkunç bir tehlike oluşturuyor, çünkü bu bahsettiğimiz muhterem şey gelecekte insanların damarlarında gezinip onun hücresel düzensizliğini engelleyip kanseri yenmesini sağlayabileceği gibi, içine yerleştirilecek küçük bir emir kipiyle nasıl düşüneceğimizi de bizim yerimize belirleyerek "serbest okuma parçası: metal robotlar" konusunu atlayıp, direkt olarak insan robotlar oluşmasına neden olabilecek. nano teknolojinin ciddi ciddi ağzımıza sıçacağını düşünüyorum gerçekten.
diğer bir konu, -en sinir bozucu olanı ise, distopyalar.. distopyada aynı tip giyinen aynı tip düşünmeye mahkum edilmiş, kitapları ve sanatı elinden alınmış, kendisine ayıracak 1 saniyeden dahi mahrum insanları izledik -genelde-..
1984,
fahrenheit 451,
equilibrum,
thx 1138 ve daha nice film çekildi bu konuda ama 1984'ü filmi üzerinden tartışmak büyük bir terbiyesizlik olur elbette ve 1984'ü yeni okuyan her kişinin bağıra çağıra sohbetlerde, "ağğbi ne ütopyası distopyası bu gerçek yeaa zaten" sözlerine karşın ben derim ki, -ki ben batmansiz bir dünyanın hayalini de gördüm- dünya böylesine koca bir
polis devleti olarak büyümeye devam ederse bugünleri iple anacağız.. geçmişte
fransız ihtilalini çıkarmak veya
feodalizme karşı çıkmak zor ve aslında bir bakıma da çok kolaydı, çünkü olay bir zaman meselesiydi, sadece insanların cahillikten kurtulması biraz uzun sürdü.. diyelim ki bir kral.. kendisine bağlı olan adamları kendisine isyan edecek olsa belinden çıkardığı kılıcıyla en fazla 3, yer çatlasa 5 kişiyi öldürebilirdi aynı anda.. ama teknoloji bizi öyle bir duruma getirdi ki, artık krallar değil, sokak arkasındaki bir mafya elemanı elindeki silahla tek bir anda onlarca kişiyi öldürebiliyor, bir de bu teknolojinin milyar dolar sahibi insanlarda bulunan versiyonunu düşünelim, teknoloji sayesinde artık tek bir kişinin binlerce, milyonlarca insanı tehdit etmesi çok kolay, dahası kimyasal ilaçlarla veya nano teknoloji sayesinde çok yakın bir gelecekte binleri milyonları sayılı bir azınlığın kontrol etmesi olası + 1984'de de geçtiği üzere kameralarla bizi her yerde denetlemelerin olası.. bu yüzden ileride dünya genelinde bir ihtilalin çıkma olasılığı giderek azalıyor, çünkü kontrolü bütünüyle kapalı kapılar arkasındaki devletlere bıraktık ve dünyanın kontrolünü böylesine birkaç bin insanın elinde tutmasını izin verirsek çok yakın bir gelecekte elimizde hiçbir şey kalmayacak..
geçenlerde bir türkün yazdığı ve öykülerden oluşan bir bilim kurgu kitabı geçmişti elime.. absürd bir şeydi ama arka kapakta yer alan, "bütün dünyada sigara ve alkol içmek yasaklandığı için dünyayı terk etmeye çalışan bir bağımlı" maddesini okuyunca gülmeyle karışık bir korku kapladı içimi, çünkü komik gibi durmasına rağmen dünyanın şu son dönemde içine girdiği yoğun sağcı parti dalgası ve sağlıklı yaşam zırvalığını düşününce bu çok da olasılıksız bir şey değil.
90'lardaki hiçbir bilim kurgu filmi/romanın konusu
küresel ısınma ve onun getirebileceği sonuçlar üzerine değildi. gelen şeyi görememiştik.. merak ettiğim ise, 2009 yılındayız ve şu anda tıpkı daha önce küresel ısınmayı göremediğimiz gibi, şimdi neyi göremiyor olduğumuz?.. nano teknolojisi sonucunda robotlaşmış bir bilince sahip insan robot konusu yakın bir zamanda çok daha sık karşımıza çıkmaya başlayacak, bunun yanı sıra genetik bilimindeki ilerleme beni her ne kadar delirircesine istediğim
sonsuz yaşam(bkz:
who wants to live forever) konusunda mutlu etse de, doğurabileceği sonuçlar oldukça sıkıntı verici..
son olarak.. eğer korkunç manzaralı distopyalardan kurtulup, yıldızlara ulaşmış insanı görmek istiyorsak devletlerin eline verdiğimiz bu büyük gücü sınırlamamız gerektiğini düşünüyorum.. bütün dünyayı ilgilendiren küresel konular iki üç tane ego doyumsuzluğu yaşan angutun ve yeraltında 999 tonluk pelerinlerle gezip tarikatçılık oynayan çocukların ellerine verilmemeli. dünya genelinde oylama sistemi olmasını düşünmüşümdür hep. her konuda! yasaların, uyuşturucuların, bilimsel araştırmaların ve geriye kalan bütün zırvalıkların kabulu ya da reddi konusunda oylamalar.. örnek veriyorum; atıyorum 30 yılda bir sigaranın yasaklanıp yasaklanmaması ve yasaklanıyorsa da nasıl ve ne şekilde yasaklanacağı 1-2 herifin kendi kafalarına göre değil de bütün insanların katılımıyla oluşacak bir oylama sistemiyle kararlaştırılabilinir.. ve baskılardan arındırılmış bu yönetim şekli 20-30 yılda bir yenilinerek hata yaptığımızda bizleri o hatayı silmeye daha çok olanak verebilir.. bırakın da artık insanoğlu gerçekten kendi kararlarını kendisi versin. kötü olan bir şey (mesela şeriat), 1-2 herif istedi diye değil, bütün dünya öyle istedi diye gelecekse gelsin başımıza; o zaman üzülmem!
vs vs vs.. hayal hep bunlar işte.. meh.
gördüğünüz gibi.. yarının kendisi başlı başına bir bilim kurgu ve twelve monkeycilik oynamak için de biraz fazla ciddi olacak yarın.
(ek: amma yazmışım.. nasıl güzel olmuş di mi, heh)