|
|
- ukteci: ede (11.02.2008 01:28)
bilimlerin yapısı hakkında ne biliyorsunuz? 100 kişiye sorduk, 2 popüler cevap arıyoruz. bilimlerin "birikerek" "ilerlediğini" söylediler. bunu böyle bildik, bir refleks olarak içselleştirdik. şimdi burada durup, paradigma kavramına bakalım.
paradigma nedir? thomas kuhn, bilimsel devrimlerin yapısı'nda üzerinde durduğu bu kavramı, "belirli bir gerçekliğin algılanmasını sağlayan kavramsal çerçeve" olarak açıklar, basitçe "kavramsal dünya görüşü" olarak da açıklayabiliriz.
paradigmalar, bilimadamları tarafından, içselleştirilmiş bir halde kabul edilirler. öyle ki, paradigmanın aksayan yanları görmezden gelinir önceleri, daha sonra yeni soruları yanıtlamak konusunda gitgide zayıflayan paradigmanın artık yeterli olmadığı kabul edilir. o zaman, yeni bir paradigma arayışına girilir; bulunduğu an, eskisi bırakılır ve yenisi benimsenir. bu noktada, sorulması gereken soru, "birikim hani? ilerleme hani?" olacaktır şüphesiz.
bilimsel ilerleme, "devrimsel kopuşlar"la gerçekleşir. kuhn, yine aynı kitapta, aristoteles, newton ve einstein fiziklerini örnek verir. newton fiziği, pek çok makine yapımına olanak tanımıştır, fakat einstein buna imkan vermez. bu durumda, nasıl newton paradigmasının ilerleyip einstein paradigmasına dönüştüğünü söyleyebiliriz? bir dünya görüşü bırakılmış, yerine yenisi getirilmiştir. hatta kuhn, başka bir paradigmayı benimsemenin, o paradigmanın evrenine geçmek olduğunu söyler, zira einstein'ın, newton'ın ve aristoteles'in tasvir ettikleri evrenler özdeş olamazlar. bunların yanında, newtoncu paradigmanın yok olup yerine einstein'ın gelme sebebini ise, teorik açıdan newton'dan daha yeterli oluşu ile açıklamak mümkündür.
son söz, bilim devrimcidir. bugün tahta geçirdiği paradigmayı, yeterli bulmadığı noktada atacak, yerine yenisini getirecektir.
(bkz: paradigma)
(bkz: aristotelesçi paradigma)
(bkz: newtoncu paradigma)
(bkz: einsteincı paradigma)
(bkz: bilim felsefesi)
ve
(bkz: thomas samuel kuhn)
(bkz: bilimsel devrimlerin yapısı)
- (bkz: diyalektik materyalizm)
- bilim fırsatçıdır. eğer devrimci olmak işe yarıyorsa devrimci olacaktır. sakin durup yavaş yavaş takılmak işe yarıyorsa o zaman da sakin durur.
ama sadece büyük sıçramalar ve paradigma değişiklikleri ile ilerleyen bir bilim düşünemiyorum. eğer tarihte 1 tane einstein varsa en az 1000 tane de belki einstein kadar parlak olmayan ancak onun ortaya attığı iddiaları test eden, sınayan, doğrulayan veya yanlışlayan başka bilim insanları vardır. bilimin sadece devrimci yüzüne bakıp paradigma değişikliklerinin ve büyük kopuşların bilimsel yöntemin temeli olduğu sonucuna varma eğiliminde değilim ben. sahne arkasında ufak ufak çalışan, kopuşları gerçekleştiremeyen ama yine de ter akıtan bilim emekçilerine haksızlık yapmaktan korkarım (!). newton'ın da dediği gibi büyük bilim adamları kendilerinden önceki devlerin omuzları üstünde yükselirler.
- bilime özel olmayan ve dolayısıyla "bilim devrimcidir" diye ifade edilmesi anlamlı olmayan önerme. bu ifade "bardaklar yer çekimi etkisiyle yere düşer" gibi bir şeydir, aslında her cisim yer çekimi etkisiyle yere düşer ve burada bardağa özel bir şey yoktur. thomas kuhn'un sözkonusu kitabı da mesela bir popper'ın "logik der forschung"u gibi bizatihi bilimsel yöntem üzerine, ya da feyerabend'in "against method'u" gibi bilimin araştırma sınırları üzerine bir kitap değildir, kuhn'un kitabı bilim üzerine olmaktan ziyade çok başarılı bir tarih ve kültür teorisidir, toplumda farklı algıların ve farklı büyük anlatıların varlığı, rekabeti, yayılması ve birbirlerinin yerini alması, birbirini devirmesi ile ilgilidir. bunlar olurken eski anlatıya bağlı kalanlar ile yeni anlatının taşıyıcısı olan grupların savaşını anlatır. der ki kuhn, eski öğreti her neyse o belli sorunları çözer bir süre, ama çözemez hale geldiğinde başka birileri çıkar ve yeni bir büyük anlatı geliştirir, tabii bu yeni anlatı çok daha başarılı olduğu için o yeni kitleyi de beraberinde öne çıkarır, eskiler buna karşı mücadele eder durumu kabullenemezler, ama er geç yıkılırlar ve topluca yerlerini yeni gruba terk ederler, bu arada da paradigma baştan aşağı değişir. işte bu bilime özel bir olgu değildir, ama bir tarihsel gelişim ve sosyoloji teorisinin bilime uyarlanmış halidir.
- devrim bilimseldir diye takla attırsak, ve hatta üşenmeyip bilimin devrimi, devrimin bilimi gibi ucuz yarı-akademik başlıklara dönüştürsek belki daha mantıklı bir analiz elde edebiliriz gibi gelen, önerme.
noam chomsky, newton'un fizik yasaları ile descartes'ın ben'e dair görüşleri arasında paralellikler kurarken, bilim ve felsefe arasındaki sıradışı ilişkiyi de gözler önüne sermiş ve bugünün dil bilimi ile yapay zeka arasında kurulması gereken bağı göstermiştir. son yaptığı şey başlıkla alakasız, öncesine bakalım. evet, newton yer çekimi kanununu yazdığında bugüne kadar aristo'nun maddelerin içinde bir "essence" vardır teorisi çöpe atılmış ve newton'un bu kanuna uygun olan ve maddeyi dışsal kuvvetler üzerinden açıklayan teorisi gelişmiştir. descartes'ın benlik (ego sum) tezi de bu minvalde içten değil de dıştan kuvvetlerin etkileri üzerinden açıklanmıştır. descartes'ın duruşu ne kadar devrimse, newton'unki de o derece devrimdir.
ancak bugün heidegger'le başlayan bir süreçte "aslında aristo da yanlış söylememiş olabilir" denilmekteyken, devrimin tersine döndüğünden bahsedilebilir mi? ya da bugün kuantumla birlikte başlayan "hem.. hem.." ikiliğinin oluşturduğu bir subjektivite meselesi, devrimin kökünü kazımış olabilir mi? bu durumda bilimin devrimci olduğundan yine de bahsedebilir miyiz? kuantum da bu anlamda başlı başına "bilimde devrim" magazinine kurban gitmektedir, ancak nasıl ki tesla bir devrime öncü olamadıysa, kuantum içre bazı teoriler de devrim dışı kalabilmektedir. bu nedenle bilimin devrimden ziyade, bir oligarşik mekanizma içerisinde üretildiğini ve yaygınlaştırıldığını düşünmekteyim.
misal hindistan hidrojenli arabayı ürettiğini afedersiniz kıçını yırtarak bağırsa dahi, ne petrol birlikleri ne de bunları kontrol eden güçler bu gelişmeleri "devrim" niteliği ile ele almayacaktır. che'nin zamanında küba'da, bolivya'da ya da şili'de başardığı şeyleri bugün hintliler (bilimsel sahada) başarmaktadır ama kimse "aha devrim oldu" dememektedir. politikanın her şeyden daha tatlı bir günah olmasına bağlanabilir belki de bu durum. ya da çatışmalardan doğan şeylerin "verimsiz ama daha parlak" olduğu hükmüne götürebilir bizleri bu.
aslında bu açılardan bakınca sanata bile bok atasım geldi ama, sanırım asıl mesele dönüp dolaşıp devrime bir tanım oturtmakta. ulan ne çok kavram kargaşası var bu dünyanın...
- kim olduğunu hatırlayamadığım birisi (david deutsch veya daniel dennett olabilir) bilimde devrimci yaklaşım ve paradigma değişimi görüşlerini ("bilim esasen devrimcidir" görüşünü) eleştirirken araya konferans argümanı diye nitelendirdiğim bir argüman sıkıştırmıştı. aklımda kalanlardan faydalanarak şu hâle soktum konferans argümanını:
"bir konferansta profesörler, onların yanında çalışan asistanlar, profesör olmak için uğraşan ara kademedeki araştırmacılar gibi çok katmanlı bir topluluk vardır. ancak bugüne kadar hiçbir konferansta seminer salonunda bir asistanın bir profesöre sorduğu eleştirel bir sorunun, sorunun sahibi sefil bir asistan olduğu için küçümsendiğini ve cevapsız kaldığını görmedim. her soru, sahibinin kimliğinden bağımsız olarak ele alınır. bu da paradigmaların yeni görüşleri boğduğunu ve ezdiğini; farklı görüşlerin ve farklı bakış açılarının sadece eskilerini tarihe gömerek ve onlardan koparak kabul edilebileceği görüşünü zayıflatır.
ha seminer salonundan çıktıktan sonra profesörler kendi yemek masalarına, sefil asistanlar ise kendi karanlık köşelerine çekilirler o ayrı. dışarıda hiyerariş yapılanma, politika, entrika ve hırs tam gaz sürer. ama bilimin seminer salonunun içinde yapılan bir şey olduğunu düşünüyorsak bilim insanlarının gayet fırsatçı ve rasyonel davranan yaratıklar olduğunu varsaymayı makul buluyorum."
biraz naif bir yaklaşım açıkçası. belki benim aklımda yanlış kaldı, benim naifliğimdir bilemeyeceğim. seminer salonunda ne kadar objektif olursanız olun, bilim parayla yapılıyor artık. para içinde makale üretmeniz bekleniyor. makale çıkarmak için de dergilerin sizin çalışmalarınızı kabul etmesi gerek. bu da çıkan işin bilimsel niteliğinin yanısıra kişisel ilişkilere de dayalı. paradigmanın bu sosyal ilişkiler dahilinde yer tuttuğunu söylemek de mümkün.
|