belki de eli klavyenin tuşlarından birine bile değmemişken aldığı diz üstü bilgisayarla toplum arasına karışıp engin teknoloji bilgisini diğerlerine sunmayı görev sayan kişi.
bu tip ihsanlarda en dikkat çekici özellik bedensel duruşları ve bu duruşa uygun jest ve mimikleridir. kesinlikle dünyanın en zor işini yapacaklarından dolayı, yorulmamak adına masaya dik oturmalı ve mümkün olduğunca eğilmemeye çalışmalıdırlar. bu iş zor olduğu kadar önemli de olduğundan hem davranış hem de davranışa sebep olan bilgisayar kullanma mümkün olduğunca kalabalık için de ve yine mümkünse insanların karşısında yüksekçe bir masada ve hatta projeksiyon eşliğinde yapılmalıdır. bel mümkün olduğunca bükülmeden, sol dirsek masaya, ön kol kemiği doksan derecelik açı oluşturacak şekilde konur. hem beli bükmemek hem de işin ciddiyetini karşıdaki insanlara hissettirmek amacıyla ön kol kemiğinin bittiği yerden yani bilekten el yaklaşık kırk beş derecelik açı oluşturacak şekilde bükülür. el bu pozisyonda iken başparmak ve işaret parmağı arasına yüz yerleştirilir, ağzın her iki ucunu kavrayan parmaklar kesinlikle ağzın tamamını kapatmamalıdır. aşağı yukarı hareket etme duyguların değişkenliğine bağlı olup, olması gereken alt dudağın kapalı üst dudağın açık olmasıdır. unutulmaması gereken en önemli nokta işaret parmağı ve ona bitişik diğer parmakların hilal oluşturacak biçimde oval olmasıdır.
yüz… bu kompozisyondaki en önemli unsurdur diyebiliriz. vücut duruşunu ayarlandıktan sonra yüze verilecek ifade de öncesi kadar zor ve bir o kadar da önemlidir. yüze ciddiyet o derece verilmelidir ki görenin derhal sokakta giderken inşaat çalışması ya da yol yapımı görmüş gibi durmalı ve bu işleri izliyormuşçasına hazla, sabırla ve işini unutacak kadar kendinden geçmişçesine yüze bakmalıdır. ciddiyete ciddiyet katmak için yüzün hissizliğine kaş çatıklığı da mümkün olduğunca katılabilir. her zor işlemde yüzdeki bu ifade tekrarlanırken işlem bittiğinde ya da işlemler arasında asla tebessüm edilmemelidir. en fazla işlem bittiğinde ya da iki işlem, ciddiyete halel getirmeyecek şekilde arasında kaş çatıklığı giderilebilir o kadar. işlemler yapılırken ve özellikle mimikler değiştirilirken kesinlikle acele edilmemeli işlemler arasında durup düşünmeli her yapılacak hareket ayrıntısı ile düşünülüp planlanmalıdır ki bir aksilikle karşılaşılmasın. bir de sağ el vardır ki bedenin diğer bölümlerinden farlı olarak işlemleri yapma adına hareketlidir. tauchpad kullanma işin ciddiyetini azaltacağından kuyruklu mauselar tercih edilmelidir. çünkü taucpadi kullandığınız zaman gereksiz yere uzman görüntüsü ve yapılan işin basit ve gereksiz hissini verebilirsiniz ki aman dikkat.
yapılacak işlem son derece zor anlatılması bile nerede ise imkânsız olduğundan eğer anlatımında eksiklik, yanlışlık olursa affola, affedilme adına gerekirse uf ola. görüleler gözlemlenenler dil döndüğünce, klavye yettiğince yaklaşık şöyle oldu veya olur.
masa üzerindeki bir dosyaya fare yardımı ile imleç getirilir. bu word veya hatta mp3 dosyası da olabilir. ama yukarıdaki beden duruşu ve jest ile mimikler eksiksiz yapılmalı ve hız oldukça yavaş olmalıdır. işlem ağustos başında büyük bardakla çay içilecek süreden az olmamalı.. eğer birkaç dosya açılacaksa arka arkaya işleme başlamadan önce büyük demlikle çay demlemekle fayda vardır. hem süreyi ayarlarsınız hem de tein ihtiyacınız bu zorlu iş esnasında giderirsiniz.
dosya açma işini izleyenlere iyice gösterdikten sonra hamile kadınlara bebeğini düşürtecek kadar zor işlemlere de geçebilirsiniz. yani klasör açma… ebet klasör açma masa üzerindeki bir dosyayı açmaktan daha zor daha yorucu olan klasör açmadır çünkü klasörü açınca içinde muhtemelen dosya veya dosyalar vardır ve yine muhtemelen onlar da açılacaktır. bu anlatılması öylesine zor bir duygudur ki insanın anlatmada kelimelerinin kifayetsiz kaldığı aşk duygusu bile yanında çizmeli kedi hikayesi kadar basit kalır.
insana aman tanrım ben ne yaptım dedirtecek kadar hem korkunç ve hem zor bir aşama daha vardır ki başardığınızda iş destan siz de destan kahramanı yani ”alp” olursunuz. bilgisayarıma veya belgelerime girmek hatta bilgisayarım vasıtası ile belgelerime girmek ve oradaki klasörleri hatta ölümü göze alıp dosyaları açmak. daha pervasızca davranıp word ve mp3 dışında mpeg ve allah affetsin powerpoint dosyalarını açmak. insanın kalbi durabilir maazallah. neden mi? masaüstündeki tek bir dosyayı açarken tüm süreç yaşanır ve insan kendini süreç sonunda bitik, kritik, tiki hatta yaşlanmış hissederken aynı süreci görece daha zor olan, bilgisayarımdan başlayıp belgelerim veya sürücülerden biri ile devam ederek buralardaki klasörler oradan da dosyalara ulaşmak sureti yeniden yaşadığını düşününce, anlarız hatta powerpoint ve mpeg gibi insanın bakmaya bile korktuğu adını işitmek istemediği dosya türlerinde yaşandığını düşünürsek hal kalmaz nefes biter söz yetmez alimallah.
açıklama: bu süreç herhangi bir şehrin herhangi bir kurumunda ve hatırı sayılır bir kalabalığın karşısında aynen yaşanmıştır.
kervan yolda düzülür mantığıyla hareket etmiş olması muhtemel kişi. yalnız kervanı düzme sürecinde pekçok kez sağa sola koşuşturup yardım istemesi, sürekli sorular sorması türünden semptomlar büyük ihtimalle belirecektir; telaş edilmemeli, dayanmaya çalışarak geçmesi beklenmelidir.
yerden tasarruf isteyen,bilgisayarının daha az gürültü çıkarmasını isteyen,wireless'ın nimetlerinden yararlanmak isteyen ve tabii bütün bunların yanında yeterince parası da olan insandır,garipsenmemelidir.
eğer bu kişi akrabanızsa yandığınızın resmidir. çünkü açmayı bilmeyecek kadar anlamıyordur bu kişi bilgisayardan. akşama kadar telefona yapışık bir şekilde nasıl açacağını anlatırsınız. sonra şöyle diyaloglar geçer;
-"mee-see-nee" diye bişe varmış, onu nasıl açıcam, konuşuluyomuş oradan.
+onu yüklemen lazım, ben bi ara uğrar yüklerim.(adres alacakta, konuşacakta, töbe kendi başına yapamaz)
-nasıl yani yok mu şimdi bu bilgisayarda.
+yok.
-alla alla. iki buçuk milyar para verdim, bi konuşma şeyside mi yüklememişler, sinirlendim bak şimdi, kazıklandık mı yoksa? sen aldırmıştın bunu bana
+töbeee!!! sora görüşürüz, hade canım hade.
canım dizüstüne acırsınız.
normal karşılanabilecek bir kişidir. annemizin karnından bilgisayar operatörü olarak çıkmadığımız şu yerkürede her şey öğrenilebilir yada öğrenilmez. bill gates'te cahil bir bebek olarak dünyaya geldi, ama şu an paranın .mına koyuyor.
oldukça normal bir eylemdir. daha pratik olması için piyasaya sürülmüş bir icat tabii ki uzmanlık sergileyecek insanlarca değil, pratiklik arayan insanlarca kullanılacaktır.
konu üzerine bir kelam laf etmek borç bilindi.
efendim, bu diz üstü bilgisayar denen meret her haliyle bir eş(ş)ek kadar masa bilgisayarından daha az özelliğe sahiptir. bir şey eklemek- çıkarmak masaüstü bilgisayarlara göre zordur hatta yapılmaz, bu türe anca fare, taşıyıcı bellek ya da bilgisayar kamerası takılabilir.
anlamayan kişi bu dizüstünü alarak en iyisini yapmıştır. çünkü bu insan bilgisayarın ebesini belleyip tüm şifrelerini çözüp, çeşit çeşit programlar yazacak insan değildr. bu insan bilgisayarı yalnızca ihtiyacı olduğu zamanlarda kullanmak için edinmiştir, pek tabii ki bir diz üstü bilgisayarda insan mühendis olmak pratiğini yapamaz, çeşit çeşit oyunlar oynayamaz. şöyle yapar, ihtiyacı olduğu anda office programlarını kullanarak ders takip eder, not yazar, sıkkın anlarında msn denen meretle vakit geçiştirir, gün gelir film izler, üç- beş şarkı yükler, onları dinler. tabii ki, seyahatlerinde de ihtiyaç duyar bu kişi bilgisayara, ancak klavyesiz pc kulanmanın inceliklerini teşhir etmek için değil de sunum hazırlamak için yanında taşır. bu bilmem kaç kiloluk aletleri taşımak da dünyanın en gösterişli işi değil, aksine en yorucu işlerindendir, sizi eve bağlar, bir gideyim şunu bırakayım öyle yapalım n'apacaksak dedirtir.
pek tabii ki halkımız aydınları bu bilgisayarların gösteriş amaçlı var olduğunu düşünür, normaldir. ha bu ayrımı yapmada dikkat edilmesi gereken bir husus vardır, o da diz üstünü her yeni modeli çıkınca değiştiriyo mudur bu kişi, yoksa işini gördüğü sürece mi kullanıyordur, bunu göz önünde bulunduramayan kızgın kumlardan sığ sulara balıklama dalmanın dayanılmaz karizmasını yaşamaya mahkumdur, boynu kırmamak lazımdır.
diz üstü bilgisayar dediğimiz cep telefonu değildir neticede ama illa ki gösteriş meraklısı kalıbına sokulmak istiyordur insan, o zaman "vay bu şimdi yarım milyarlık telefon mu? valla inanmayacaksın ama seni kazıklamışlar, benimkini seksen milyona aldım ben bununla da konuşuluyor üstelik pili daha uzun süre gidiyor" gibi afacanlıklar yapılabilir. daha gerçekçi bir yöntemdir.
küçücük yurt odasında da masaüstü bilgisayar kullanılmasını beklemek dangalaklıktır.
tüm bu tespitlerden sonra, tüm teşhirciliğimle ben bilgisayardan hiç anlamayan ama dizüstü kullanan bir kişi olarak, sözlükçü bayanlara selam ederim.
dünya bilgisayar uzmanı olsun,
bilgisayar kullanmanın gözeneklerini bilmeyen ölsün,
madem bilmiyor, o zaman ceza olarak masaüstü bilgisayarı taşısın yanında da aklı başına gelsin.
bilgisayardan hiç anlamayıp dizüstü bilgisayar kullanan kişide gizli varoşluk vardır(!)
almışken iyisinden alayım diyen kişidir. teknolojiyi takip etmeyi, en yeni çıkan her şeyi satın almak zanneden kişinin kayınçosudur; bankamatikten para çekemeyen kişinin amca oğludur.
gereksizin , şuursuzun , göteleğin , ibişin , angutun ve burada sayamayacağım daha bir çok şeyin önde gidenidir. pespayedir. dizüstü dediğin öyle msn e girmek için , yonjaya girmek için kullanılır mı lan! dizüstü alıyosan program yazacan , hack yapacan artiz! o kadar kolay mı lan dizüstü kullanmak! babanın parasıyla kime hava atıyosun encüünü yidiim!
bilgisayardan anlayan ama parası olmadığı için alamayan kişinin hedef tahtasındakidir. türk filmlerindeki klişe laflardan biri olarak " ah o bende olsaydı" diyerek iç geçirilir ama parayı basan basmıştır. öte yandan bilgisayardan anlamayan ama dizüstüne yanında ayırmayan kişi için güzel bir aksesuar olacaktr dizüstü. hem fazla ağır da sayılmaz, arada resimlere falan bakılır, zaman geçirilir yani.
eğer birine danışmadan aldı ise büyük ihtimal kazık yiyen kişidir. aslında gerçek kazığı notebook alarak değil anlamadığı işi öğrenene kadar geçirdiği zamanda belki de yarıya düşecek fiyat nedeniyle yiyecektir de haberi yoktur.
dizüstüne programları (genelde) yüklenmiş gelir, dummy usera daha hitap eden bir yapısı vardır, taşınabilirdir. multimedya özellikleri, öne çıktığı için bilgisayar konusunda acemi kişiye daha cazip gelir. ayrıca servis imkanı, desktop için zor olsa da, notebook için daha pratiktir. düşse, kırılsa, domalsa, bozulsa; garanti kapsamında iade ettiğiniz notebook size 28 gün içinde tamir olmuş halde (bir şekilde) döner. hem donanım hem yazılım açısından garanti kapsamı, desktoplardan daha geniş olan notebooklarda donanım uyumu, oem toplanmış bir desktoptan daha stabil olduğu için de ayrıca daha sağlamdır denilebilir (kaynak: kıçım). velhasıl, doğru iş yapmış insandır. parası yeterince varsa toplama desktop alacağına, marka notebook alsın.
bir diğer konu da; "marka desktop" alma mevzusu. end user, marka desktop almasın mümkünse, toplama alsın masaüstü bilgisayarını. ha şirket vs için, bilgisayar alınacaksa da (20 pc misal), bunları da toplamasın sermayedarımız. çünkü arıza durumunda individual olarak makine ile ilgilenmeli ve ona vakit ayırmalıdır ki, bu işgücü kaybı oldukça pahalıya gelir uzun vadede. bu çoklu alıcı kişisi marka desktop alırsa, arıza durumunda garanti kapsamında arar şirketi, servisçiler gelir açar bakar götürür makinayı, yerine de muadil bir şey koyabilir hatta (internet cafe için vital bir durum). bu bağlamda, marka ürün almak biraz daha pahalı olsa da outsourcing ile denetimi yapılacağından, soyutlama ile üzerimizden yük almaktadır, profesyonel yaklaşımdır, güzeldir, cicidir.