türk edebiyatı'nın en büyük isimlerinden. öykücü, romancı.
hacettepe üniversitesi'nde verdiği mantık derslerinde, dinlenen şarkının akabinde tahtaya şarkının mantıksal dizilişini yazan ilginç insan.
uzun sürmüş bir arayışın sonunda anadolu üniversitesi'nde bulabildiğim robert bresson'un 'sinematograf üstüne notlar'ını okul kütüphanesine bağışlamış adam.
türk edebiyatının sessiz ama etkili isimlerindendir.
türkçeyi kullanma kabiliyetive kelime dağarcığı konusunda pek çok yazarın üstadı sayılır. yer yer kendisi kelime türetmiştir yer yer de sözcüklerin fonetik varyantlarını umursamadan ilk hallerini kullanmıştır. birkaç örnek verecek olursak :baksana=>baksan a(bilge karasu), içki=>içit gibi...
yusuf atılgan ile yaşadığı bir anektodu da anlatıp satırlarıma son vereyim: bir sohbet esnasında yusuf atılgan'ın, bilge karasu'ya "üstat türkçeyi en iyi ikimiz kullanıyoruz" demesi üzerine karasu "hayır en iyi ben kullanıyorum. sen 'yankı' yerine 'yansı' diyorsun" şeklinde yanıtlamıştır. oysa karasu'nun bahsettiği "yansı" kullanımı dizgi hatasıdır; bunu atılgan sonradan öğrenir.
haa bir de özellikle belirtmeliyim ki, bilge karasu erkektir. hala "bilge karasu diye bir kadın varmış" diyenlerle karşılaşıyorum. gözlerine vurmak istiyorum.
oldukça enteresan ve etkili yazıların sahibidir. etkilenmemek elde değil. (bkz:
gece)
baygındım/ölüydüm/yüzüyordummorbirsuda/
gözümkapalıydı/konuşmuyordum/
oyunbitmezkidiyordum/vezireçıkıyordum/
vezirleribenimdiyeşillerin/almıştım/
alıyordumartık/karşıkarşıyagelmiştik/
oyunbitmezkibitmezkibitmezki
d.h. lawrence'ın
ölen adam (the man who died) kitabının çevirisiyle en güzel çeviri örneklerinden birini edebiyatımıza sunmuştur.
yapıtları:
troya'da ölüm vardı, 1963
uzun sürmüş bir günün akşamı, 1970
göçmüş kediler bahçesi, 1979
kısmet büfesi, 1996
gece, 1985
kılavuz, 1990
ne kitapsız ne kedisiz, 1994
narla incire gazel, 1995
altı ay bir güz, 2002
lağımlaranası ya da beyoğlu, 2004
öteki metinler, 1994
yapıtları:
öykü
troya'da ölüm vardı (1963)
uzun sürmüş bir günün akşamı (1970)
kısmet büfesi (1982)
roman
gece (1985)
kılavuz (1990)
anlatı
göçmüş kediler bahçesi (1979)
narla incile gazel (1995)
altı ay bir güz (1996)
lağımlaranası ya da beyoğlu (1999)
deneme
ne kitapsız ne kedisiz - denemeleri (1994)
öteki metinler (1999)
çeviri
şehir çocuğu (h. wouk) (1953)
abraham lincoln (e. ludving) (1953)
doktor martino (w. faulkner) (1956)
ölen adam (d. h. lawrence) (1962)
peter pan (j.m. barrie) (1966)
sessiz bir ölüm (s. de beauvoir) (1966)
bella'nın ölümü (g. simenon) (1981)
üç deneme (i. calvino) (1993)
kedisever ankara'lı yazar. yazı yazmaya oturduğunda çok sevdiği kedisi "bibik" yanıbaşındadır. kucağından masaya atlar, karasu'nun yazan eline, kalemine sarılır. makinede yazıyorsa daktilonun tuşları arasında gezinir.
13 temmuz 1995'te
pankreas kanseri'nden vefat etmiştir. ölümünden bir süre önce, (öldüğünde) cenaze namazının kılınmasını istemediğinden dini tören yapılmaksızın defnedilmiştir.
kendisi ne kadar inanmasa da allah rahmet eylesindir.
"bu kadar pahalı bir iş midir, yeni sözler bulmak?"
"adam gözlerini kaldırmış gökyüzüne bakıyordu. oysa gökyüzünde görülecek bir şey yoktu"
bilge karasu.
farklı anlatım tarzı ve dili ile her zaman gönlümde ayrı bir yeri olacak olan türk edebiyatının nadide incilerindendir.
adı her anıldığında havada nemli bir kahve kokusunun yayılmasına neden olan içlenişler büyücüsü.
“yok canım, ne alakası var! tabi ki, hayır.” dedi kendinden çok emin bir sesle. büyük koltuktaki her zamanki rahat oturuşu, hangi renkte olduğunun bir türlü ayırtına varamadığım gözleri, o gözlerle bana doğru bakışı ve konuşurken dudaklarının kenarında oluşan alaycı kıvrımlar da bir o kadar emindi kendisinden:
“bilgeliğin karasularına ulaşmak için, tabi ki bilge karasu okumak tek başına yetmez!”
(galiba, 05.10.2008 11:42 ~ 11:42)
ciddiye alınırsa gereğinden fazla; mide bulandırır
üstelik başkalarının mide bulantısı insanın hayat dizgisi olmamalıdır önermesindeki safra metinlerin yazarıdır.
şimdi nice hayranı bana nice küfürler edecektir, en azından yazar beyefendinin zarif bir insan olduğunu anımsasınlar yeter
“baygın yatmıyorsanız, ölü değilseniz, ya da acıyla kıvranmanın dayanılmaz bir noktasında değilseniz, dil, içinizden çıkamıyor bile olsa, içinizde işlemektedir. işitecek tek bir kulak varsa, sizinki değilse o kulak, büyük olasılıkla bir dil daha işleyebilir. karanlığı kudurtmağa yeter bu!” diyen usta. yazdıklarını işitecek tek bir kulak varsa bile tam işitebilmesi için asla okurun beklentilerine göre şekillendirmeyen, insanın en derin, en karanlık, en kötücül yanına da; en sevgili, en umut vaadeden, en insan yanına da, benzerine kolay rastlanmayacak bir mesafeyle yaklaşabilen bir yazardır karasu.
“sevmeyi öğrendiğin gün eksiğin kalmayacak” da der...
"ölüler her şeyi bilir; öğrenmenin yolu da ölmektir."
türk edebiyatıın usta ismi değildir.
evet usta bir yazardır, ama türk edebiyatının usta ismi olması için türkçe yazması yeterli bir sebep değildir
bilakis milliyetçi ulusalcı olması gerekliliği falanda değildir burada kastedilen
zira mevzubahis yazar son derece milliyetçi hatta ırkçıdır, sadece gizler bunu
eşcinselliğini saklamaz fakar ırkçılığını saklar, anlayabilen anlar sadece.
neyin ırkçılığı derseniz buna? ilmek ilmek ördüğü egzantirik cümlelerinin ardında yatan, ona durup dururken boş kağıtları kirlettiren yazmayı kaçınılmaz kılan dertleri gayeten güzel resmeder beyefendinin ırkçılığını. sanıldığı gibi hiç de samimi varoluşsal problemler değildir onu yazmaya iten. basbaya kabalistik açmazlardır.
kendisini israil'e davet ediyor ve israil edebiyatının büyük ismi olarak takdis ediyorum
gelmiş, sessiz sedasız yazıp, sessiz sedasız çekilmeyi bilmiş kedigil. kedicil de denebilir. demişliğim var.
"benim dilim çiçek dermek üzere eğilip kalkan bir gövdenin yumuşaklığına, dalgalanışına ulaşmalı" diyor gece'de. üslubu konusundaki titizliği bu cümlesinden anlaşılabilir sanırım.
özgürlüğe bakış açısı üzerinde düşündüren ve karşılığında cevap bekleyen usta yazar, kelime işçisi.
"özgürlük zaten, herhangi bir şey yaratıp eyleyerek, sevip bağlanarak, yaşayacağı seçerek yaşanabileceklere sınır getirmek değil midir?"
göçmüş kediler bahçesi kitabında yer alan
usta beni öldürsen e öyküsü tekrar tekrar okunasıdır...
zor bir yazardır. okumak çaba gerektirir. hangi eleştirmenin yazdığını hatırlamıyorum ama şuna benzer bir şey okumuştum karasu hakkında: "bilge karasu'nun cümlelerinin her biri zirvedir ve bu zirveler arasında boşluklar vardır. bu boşlukların doldurulmasını okuyucusundan bekler karasu. bunu becerebilen ve cümleler arasında köprüler inşa edebilecek kadar gayret gösteren okuyucular türk edebiyatının ulaştığı en yüksek noktada bir yolculuk yaşarlar"
"ölüler her şeyi bilir; öğrenmenin yolu da ölmektir. ölüp yok olan, ölülere karışan, yerin, suyun altına inip onlardan salık alan, gökyüzüne, onun da ötesine çıkıp ışığı, aydınlığı, bilgeliği oradan, çiçek derer gibi, yanına alıp gövdesinin dağılmış parçalarını yeniden bir araya getirerek, tazelenip yeniden doğmuş gibi yeryüzüne dönerek insan arasına karışandır ki bilinecek her şeyi bilir." demiştir kendisi...
(khons, 11.11.2009 00:23)