benim için bana kızan, "sevgi"yi almış yeniden tanımlamış insan. uyandım ben. olacak. güzel günlere inanmam ben, ama "değişmeye" inanıyorum. inanmamaya, inanmıyorum demeye götüm yemiyor. korkudan değil, sevgimden yemiyor. garip oluyor dile getirince be.
şimdi biz bir gün bu zat-ı şahâneleriyle oturduk, gayet ayık kafalarla, hayatı muhasebeye tabi tutmadan bir manifesto yazdık.
ismi lazım değil yazdığımız manifestonun. hele madde madde hayatta söylemem. işte yüzü kendisinin, ben buna uyucam, sende uy dedi..bak gör nasıl açılıcak önümüzde mutluluk kapıları dedi. tamam dedim bende. altı maddeside birbirinden sağlam, okuyanın bayılıp düşeceği, yüreklere zarar bir manifesto yazdık. hatta uyguladıkda.. lakin burdan bir çift sözüm var ona, dördüncü madde çok ağır geldi. çıkamıyorum içinden betty, yardımın lazım!
öz ablam değil ama. olsun, bir insana abla diyebilmem için kan bağına ihtiyacım olmadığının kanıtıdır benim için.
yalan söylemeyeyim, kendisinden korktuğum bilinen bir şey. ama öyle twinkle'la birbirimize anlatıp birbirimizi korkuttuğumuz, çılgın attığımız fiziksel şiddet, korku, kan ve pislik içeren dehşetengiz hikayeler değil korkumun sebebi. "bir insanı beyninle döversin."(betty blue, ekim 2007) lafıdır beni korkutan. duyduğuma göre bu laf teoride kalmıyor, pratikte de uygulanıyormuş. gazabından koruyacak birileri olsaydı sığınırdım kanatlarının altına ama yok işte. ben de elimden geldiğince şirinlik yapıyorum kendisine. eheh.
yok lan korkmaktan ziyade seviyorum, sayıyorum ben ablamı. dostluğunu, muhabbetinden aldığım tadı düşününce iyi ki tanımışım diyorum hep.
türk edebiyatının oyunbozan ı oğuz atay sempozyumunda yaptığı kara delik kıvamındaki sunumla beni benden almış olan edebiyatçı "arkadaşım". kara delik kıvamı diyorum çünkü o kadar söz, o kadarcık süreye nasıl oldu da girdi, nasıl oldu da beni bu kadar etkiledi, o ansiklopedik bilgiler nasıl oldu da 15 dakikada harmanlanıverip beni içine çekti anlayamadım. "tanıyorum" demekten onur duyduğum sayılı insandan.
elit olduğunu kabullenememekte olan bir insan. halbuki burun karıştırma konusundaki düşünceleri bile iflah olmaz bir elit olduğunun kanıtı. "yiğen" gibi sözcükleri kullanıp halktan biri gibi görünmeye çalışmakla falan hep boşa kürek çekiyor.
o kadar yanımda ki, kendimi seviyorum. o kadar yanımda ki, geleceğime halatlar atıyorum. o kadar yanımda ki, bazen utanıyorum. o kadar yanımda ki, anlamıyorum...
yanında zamanın rüzgar kadar hızlı geçtiği insan. birkaç kalem sigara, illa ki en yüksek perdeden kahkalar, olmazsa olmaz dert yanmalarım.. korkma betty, ağlamıyorum.
belki çok daha önce söylenmesi gereken birkaç cümle. bekletmeler, ertelemeler, en nihayetinde söylemeler.
karşılığında cümleler: açık, duru, sahici önce ! ilk defa cümleleri ertelemeye sevinmeler bende. kendi anının doğruluğu içinde anlam kazanmış bir "başkasının hayatına gerçekten dokunabilme" hissi.
buğulu bir camın ardından bakmaya çabalarken hayata; o camı silen, netleştiren, önünü görmene sebep duru bir bakış betty. sileceklerin çalışmadığı hissine zaman zaman herkes kapılır, o durağanlığa, boşluğa benzer "önceki kendin"den uzaklaşma hissine, eskiyle arana giren kara kedilere... oysa durağanlık böyle anlarda boğucu olsa da kötü değildir. çünkü
"kozası içinde bekleyen tırtıl, bir ipekböceğine dönüşüyorsa bu durmak değildir."
hayatımın kadrolu delilerinden kendisi. bazen milyon yapraklı bir romanın kısacık önsözü de olabiliyor. unutmadan eklemem lazım ; evdeki çiçek güneşlerden önce bu insana dönüyor. e bu da onu ''hayatımda çok doğru bir tespit'' yapıyor. birileri bu deliye ''makul bir peygamber'' esvabı giydirmeden, osmanlı impatorluğu çökmeden gidip, görmem lazım.
oğuz atay anısına düzenlenen sempozyumun altında imzası vardır. seneye kabul edilirsem eğer bilkent türk edebiyatı bölümüne , oturup saatlerce hikmet benol'u konuşmak istediğim şahsiyet.
az kaldığını bilen insan. hem kendisi için, hem benim için az kaldığını... on yıl sonrasını bir görüversek dediğimiz anların boşunalığını ve fakat hayatın yine de güzel olabileceğini galiba. o sabrettiğimiz zamanların elimize hiçbirşey vermeyeceğini bile bile; o malum adamlardan bize bi nane olmayacağını anlamışlığımızdaki güzelliği... belki şehre bir film gelir de, bir güzel orman olur ha? korku oradadır betty, uyur yalnızca.