• videolar

  1. edebiyat derslerinde öğretilen "teşbih" kelimesinin tam kendisidir. dilimizi daha bir güçlendirir, anlatmak istediğimiz ifadeler daha da etkili bir havaya bürünür. türkçemizin en eski dönemlerinden beri devam eden söz güzelliğidir. köktürk yazıtlarından tutun da fuzuli'nin su kasidesine ve attila ilhan'ın dizelerine kadar uzun bir yolculuğun adıdır:

    "sisler bulvarına akşam çökmüştü
    omuzlarımıza çoktan çökmüştü
    kesik birer kol gibi yalnızdık"

    (attila ilhan, sisler bulvarı'ndan)
  2. odanın köşesine oturmuş,gizlice suç işlemeye çalışan bir çocuk gibi özlerini gözlerimden kaçırıyordu. onun duru güzelliğini seyrederken sanki zaman duruyor ve gizli bir güç beni olduğum yere çiviliyordu. savaştan yeni dönen bir ordunun açlıktan talan ettiği bir köye benzeyen mutfağa gidip dolapta 2 haftadır duran koladan bir yudum almayı ablamın getirdiği tadı bademli ama kendisi kahveli olan çikolatadan bir tabaka ağzıma atmayı delicesine istedim. her 10 isteğinden 9 u yerine getirilen bir çocuğun yapacağı gibi bu isteğim gerçekleşmeyince hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım.hadi git dedi yüzünde uyuz bir sokak köpeği sakinliğiyle git bişeyler ye iç.amerikan filmlerinde yapmak istediği iş için zar zor izin alan bir çocuk sevinciyle kapağı mutfağa attım.geri döndüğümde beynini çıkarmaya çalışırcasına burnunu karıştırıyordu ve az önceki kuğu güzelliğinden zerre eser yoktu. yolda öpüşen bir çift görmüş bir yobaz edasıyla “tüüüh allah belanı versin” dedim. tüm ilhamı kaçmış bir şair gibi yüzüme boş boş baktı. bense ona bozuk para makinasına attığı paralar karşısında yanlış bir ürün seçen bir dangalağın hüzünlü ve sinirli bakışlarını gönderiyordum.tamamen insani bir davranış dedi kendi açığını kapatmak için tüm meslektaşlarının bir iki parmağının eksik olduğunu öne süren bir marangoz gibi. otobüsün şoförünü geri geri gelirken yönlendiren muavin umarsızlığıyla bunu sen yapmış olamazsın bu kadar güzel bir insan bunu yapamaz dedim. öğrencilerine dersini yaşamanın sırrını veriyormuş edasıyla anlatan bir öğretmen gibi bak dedi ister inan ister inanma ama liv tyler da sıçıyor senin gibi benim gibi...
  3. az önce karşılaştığım bajar ezgisi. bir de klip çekmişler siyah beyazından vedo söylüyor ve bakıyor objektife arada usul usul. türkçe- ve kürtçe(zazakî-kurmancî) bölümleri var.

    sözleri eğer yanlışım yok ise;

    kerbelası, yavuz zulmü, dersim'i, malatya'sı...
    yine geldin zulüm çağı, bırak artık bu hevesi
    beni kendine benzetme, yolumdan dönmem bekleme.
    mekan benim ben mekanım, beni kubbene hapsetme.

    yanarım dumanım yoktur
    ateş benim su benim hikmetim çoktur.

    ez vesano,dani çîno, adir eze ava aze,girame zafe
    dişawîtim dumanêmin tunneye
  4. tamam bir diğer anlamı teşbih. evet ama, bu benzetmeler değil mi bizi gerçeklerimizden uzaklaştıran?
    anlaşmazlıklarımızdan birçoğu eskiyle yeniyi ayırt edemeyişimizden geliyor. eski bir kılığa girmiş yeniyi, ya da yeni biçimlere bürünmüş eskiyi bir bakışta anlayabilmek ne mümkün. hele bizim ki gibi yeniden yeni bir düzen kurulmaya çalışan bir ülkede.
    allasen kaçımız bilim ,sanat ,tarih memleket kavramları üzerinde benzetme yapmışız? ya da çağdaşça anlaşmışız?

    ama biliyorum boş hepsi. çünkü bu ülkenin başında ki adam değil mi en kral "benzetmeleri" yapan ve bizi bir güzel "benzeten"? öyle ya, eğer anlasaydık baştan, bu kadar sene iktidarda kalırmıydı?