umut sarıkaya 'nın penguende hayat tecrübelerini bizimle paylaştığı takdir edilesi yaran köşe.hiç ses etmeden bindikleri damperde bekleşen çizerlere tiyatro sizin neyinize siz olmuşsunuz tiyatro diyerek beni koparmıştır. x sizin neyinize siz olmuşsunuz x
penguen alma nedenim umut sarıkaya'nın tüyap kitap fuarına gidiş nedenime dönüşmesni sağlayan kitabının ismi. penguen'deki köşesinde aynı başlıkla yazdığı yazıları derlediği kitabı ilk sayfası imzalı ve defalarca okunmuş olarak odada sürekli görebileceğim bir köşede durarak günün muhtelif saatlerinde yersiz yersiz sırıtma sebebim olmakta.
günlük hayatta kullanılabilecek en ezik cümlelerden.
yani ismi bile eziktir köşenin.
sonuçta orada anlatılan ve bizleri yarıp geçen hikayelerin tamamında eziklik başroldedir.
"..hani çocuklara özgü meraklı bakışları bilirsiniz ya; onların zerresi bulunmayan embesil yaratılışlı bi çocuktu..."
"..kedi elimi tırmalayınca ben de içgüdüsel olarak anasına küfrettim..ortam biraz gerildi.."
"..bin yılın dayağını yememek için konuyu değiştirdim.."
"..yalçın kayalıklar gibi sert, kendinden emin yumruklarla dayağım şölene dönmüştü.."
kamer genç'in meclis başkanlık divanından aynen sarfettiği cümle.
olay şöyle gelişir: bir milletvekili günden dışı söz almış, yöresinin sorunlarını dile getirmekte. bir müddet sonra meclis başkanvekili sıfatıyla yukarda oturmakta olan kamer genç milletvekilinin mikrofonunu kısar ve lafa karışır. tuncelinin sorunlarını sıralamaya başlayınca konuşma kürsüsünde bulunan milletvekili: "sayın başkan, lütfen müdahale etmeyin" kabilinden itirazda bulununca, "ben de milletvekiliyim. benim de söyleyeceklerim var" diye kendini savunur hazret.
her cümlesiyle, her paragrafıyla her türlü yaran olağan üstü umut sarıkaya köşesi.. üstat edebiyat alanında döktürür bu köşede. herkes okumalı.. üşenmemeli.. illa resim mi olcak yani.. yazılar ufak diye, yazı uzun diye es geçmece yapmamak lazım, okumak lazım, kopmak lazım...
her hafta çarşambayı hasretle beklediğim, okurken kendimden de birşeyler bulduğumda 'ulan yalnız değilmişim benim gibi hissedenler varmış' dediğim umut sarıkaya köşesi. bu hayatta 'çubuk kraker ağzıma enlemesine girer mi' deneyini yapan sadece ben değilmişim.
çok uzun uğraşlar verip de bulamamıştım, bütün kitap evlerinin, internet aleminin altına üstüne getirmiştim ama yoktu. daha sonra bi yerlerden üçüncü baskısının megavizyon'da hala kaldığını öğrenir öğrenmez aldım. hala almak isteyenler acele etsinler, bitince yenisini bulmak çok çok zor.
ülker köksalın yazıp fatih günalın yönettiği uzaklar adlı oyundaki rolümün bir bölümünde geçen replik. hayır okuyunca kitabı bir daha iflah olamıyor insan. provada sürekli baştan alıyoruz sahneyi. neden gülüyorsun deseler kitabı baştan sona anlatmak gerekecek. epey zorlandık anlayacağınız.
kürtçe müzik iyidir hoştur, kulağa hoş gelenleri vardır, dilden ve o dili anlayamamamdan dolayı kulağıma estetik gelmeyenleri de vardır. yanlız bu müzik neden duymak istemesem de bana bazı yerlerde zorla dinletilir?
geçen yıl odamda memleketlim bir kürt arkadaşım vardı. konuşurduk, ederdik de her seferinde olay kürt- türk, pkk olaylarına gelirdi. odamdaki başka bir arkadaşın(ki o arkadaş hem çerkesti hem de ülkücü)* bilgisayarını kullanarak odaya kürtçe şarkılar dinletirdi durmadan. fizik sınavıma çalışıcam ama kulaklarımda ibrahim tatlıses - rındamın diye bir şarkı yankılanıyor. bu, bize müzik dinletme olayını o kadar abartmıştı ki artık bütün gün kürtçe müzik çalar olmuştu o bilgisayar. odadan çıkmadan önce sesini biraz daha açar ve öyle çıkardı, bizse tekrar kısardık. yarım saat sonra gelir tekrar açardı ve tekrar çıkardı odadan, o gittikten sonra biz tekrardan kısardık(ama tümden kapatmazdık). buna rağmen memnun edemedik bu arkadaşı.
bir gün bilgisayarın sahibi -ülkücü dediğim o arkadaş- , şu "ırmağının akışına ölürüm türkiyem" diye devam eden şarkıyı açtı ve bu kürt arkadaş da bağırarak bunu kapatmamızı istedi. sorduk "neden, noldu?" diye, dediği cevap: " bu şarkıyı ülkücüler dinliyor rahatsız oluyorum bu şarkıdan". bak bak! şahsen ne ülkücü ne de açıktan ya da gizli bir pkk sempatizanı olmamama rağmen ne kürt arkadaşa "sen niye sabahtan akşama kadar kürtçe şarkı dinliyorsun ve bize dinletiyorsun" demediğim gibi, normal olarak diğer arkadaşın dinlediği şarkıya bu şekilde tepki göstermesini hoş karşılamadım. öylece kapandı o gün bu konu ve birkaç gün sonra da yurt müdürüne yazdığımız dilekçeyle o arkadaşı odamızdan attırdık- hoş olmasa da- .
anlayamadığım nokta, kim kimi eziyor aq? adam geliyor, yanımda bebek katillerinin eylemlerini savunuyor, bizi eziyorsunuz diyor, dilimizi konuşamıyoruz diyor, kendi beğendiği etnik müziğini kulağımızın en iç noktalarına dayayarak dinliyor hatta içinde sırf türkiyenin güzelliklerini barındıran bir şarkının dinlenmesine sert tepki gösteriyor?? zannedersem tek eksiğiniz yarraktı demekten kendimi alamıyorum artık.
odtü yemekhanesine gidiyorum. 15 dakika sırada beklemiş olayım 15 dakika da hadi yemek yemiş olayım. ya birader, yarım saat içinde çalan tüm şarkılar kürtçeydi. ağıtlı, zılgıtlı, sevmediğim hoşlanmadığım şarkılardı. hayır, gaziyle dalga geçiyoruz hepberaber, ordaki sivriburun ayakkabılı, takım elbiseli ülkücü bozmalarıyla dalgamızı da geçiyoruz. (hatta ve hatta şahsen onlardan nefret etmem için daha büyük sebeplerim var, her gün kız arkadaşımın o kampüsten içeri girmesine eyvallah demek zorunda kalıyorum, onların kıza uyarı babında birşey söylememesini diliyorum.) e birader, ne farkın kaldı senin odtü olarak onlardan? sen de ideolojinin amına koymuşsun, onlar da koymuş. ikiniz de etnik ideolojistler olup çıkmışsınız.
aldılar ellerine güzelim sosyalizmi oyuncak ettiler, yaşasın halkların kardeşliği dediler sonra ellerinde biraz güç elde ettikleri zaman da kendi baskınlıklarını ortaya koymaya başladılar. kim eziliyor, nerede eziliyor? kamplaştırıyorsunuz güzelim ülkeyi. ne ülkücü olmak istiyorum ne de odtü'de sosyalistim demek. çünkü 2 si de artık eski anlamını yitirdi buralarda maalesef... amına koydular afedersiniz!
ülkücü: atatürk'ün bahsettiği ülkü. türkiye cumhuriyeti'ni çağdaş uygarlık seviyesine yükseltmek, türk olduğundan dolayı -osmanlı zamanındaki gibi- eziklik duymamak, aksine türk tarihini araştırmak, hatalarıyla doğrularıyla bu tarihi benimseyerek bundan dersler çıkartmak
sosyalizm - sosyalist: hakkında, diğer çok bilmişler gibi sayfalar dolusu yazılar yazmak istemediğim, bu düşünceyi ortaya atan ve gelişmesini sağlayan insanların yazdıkları çizdikleri okundukça anlaşılacak yaşam-yönetim şekli.
hem, ders sırasında adidas giyinip, dersler bittikten sonra soyunma odasında kıyafet değiştirip takım elbiseli canavarlara dönüşen kas kafalılar; hem de "eziliyoruz biz! eziliyoruz! herkes bizle dalga geçiyo bik bik bik" diyip, baskınlaşan ve kampüsün çoğunluğunu rahatsız eden, yemekhaneyi öğlen yemeğinde basıp sloganlar atan, insan döven yurtsever cepheliler... ellerindeki özgürlükleri, ortamın amına koymak, huzursuzluk çıkartmak için kullanan diğer mına kodumun embesilleri! yeter lan!
muhteşem kalıplarla kurulan,o süslü sanatsal tasvirlerin sonunda insanın kafasında "acaba neyi bu kadar özenle tasvir etmiş" düşüncesi geçiyor.tam bunu derken çıkıveren ve yaran,kırıp geçiren saçma sapan örnekler ise kitaba aşkımı arttırmakla kalmıyor 4.defa okumama neden oluyor...
üç gün sonra cenk'le sinem'e haber gönderdim, "umut senle çıkmak istiyormuş de" dedim. çok sonra duydum ki o da bana karşı boş değilmiş ama böyle haber göndermek falan benden soğutmuş onu. bunu duyunca çok sinirlendim, arka sokağa gidip sinem'i kenara çekerek konuşmaya çalıştım. gelmedi, konuşmak istemedi. ben de bunun üzerine konuyu saptırıp " sizler insanları hakir görüyorsunuz, sokaktaki insanı anlamak yerine kolaya kaçıp nefret ediyorsunuz. bunalıma girmek, dertli olmak sizin için hayatınızı renklendirebilecek, kimlik kazandıracak bir oyuncaktan ibaret. her şey sizde anlamsızlaşıyor" gibi şeyler geveledim. sinem bunun üzerine karşılık verdi. ben de ona karşılık verecek sağlam temellere dayalı bir cümle kuramadığım için anasına küfrettim ve kaçtım ordan.
bölüm: punk ölmedi yüreğimde yaşıyor, uygarlık savaşında bayrağı o taşıyor!.. sayfa: 148
genellikle bir tartışma esnasında karşı taraftaki kişi konuşup konuşup kendisini haklı görerek rest çekme olayına kalkışır ve tam arkasını dönerek gidecekken "heyy bitmedi bu konuşma!" dendikten sonra söylenen söylemdir "benim de söyleyeceklerim var".önce konuş konuş dır dır dırrrr sonra dön arkanı çek git...yoğghhh yaa!oldu canım.dur hele benim de söyleyeceklerim var olum.önce dinle sonra istiyorsan defolur gidersin demenin kısa ve kibar şeklidir bir yerde.tabi anlayana...
umut sarıkaya'nın sahiden duygusal bir mesaj geliyor denilen anda yapılan odunlukları anlattığı güzel mi güzel yazılarıdır. anlatışında insanların vereceği tepkileri öyle güzel yansıtır ki aramızdan biri olur çıkar anlattığı karakter. anlatmaktan, söylemekten çekindiğimiz ruh hallerini bir çırpıda döküverir insanın önüne. belki de bu samimiyetten ötürü okudukça okuyası geliyor insanın.