|
|
- zeki kayahan coşkun kitabıdır.
- arka kapak ;
ne demeli ? ...
nasıl anlatmalı ? ...
ne yazmalı bu dar ve parlak yüzeye ? ...
sıradan bir yalnızlık benimkisi...
kiminkinden farkı var ? ...
kelimelerden cümle kurma yeteneğim,
benim yalnızlığımı sadece belgelenmiş bir 'anı' yapar...
herkesinki gibi bir yalnızlık bu...
yangın yerinde hareket edememek gibi...
hiçbir teselliye boyun eğmeyen...
laftan, sözden anlamayan bir yalnızlık bu da...
asi... onurlu... ümitsiz...
hiç kimseninkinden farkı yok...
sabah ezanından hemen sonra...
durduk yere arabanın camını açıp...
istanbul'un tam ortasında, sesim kısılasıya geceye o'nu bağırmak...
'seni seviyorum'u öfkeye dönüştürmek...
bu koca kente o'nu haykırmak...
dudaklarımın önce titremesi...
sonra gözlerimin dolması...
en fazla ağlamak ıslak caddelere...
elimin ayağıma dolaşması...
salaklaşmak...
farklı mı yapar benim yalnızlığımı ? ...
duysaydı... belki...
duymadı... duyulmadı...
diğer yalnızlıklar gibi benimkisi de...
duyulmayan... görülmeyen... bilinmeyen... umursanmayan...
sıradan bir yalnızlık...
bir adım yaklaştıkça, bir 'kadın' daha uzaklaşan...
bir kadın uzaklaştıkça, bir 'adam' daha küçülen yalnızlık bu da ...
(bkz: zeki kayahan coşkun)
- sen bana git demedin. ben sana tutunamadım. en tuhaf uzakta kalışım oldun.
"hoşçakal " bile değildi son sözüm. mesafeler hep büyüdü.
o onu dedi.. bu bunu dedi.. şuydu.. buydu.. ve de..
ve de bitti
bitti
bitti işte
vedasız, acısız, ağrısız bir ayrılık oldu
sen orada kaldın ben burada
şimdi de oturmuş yazıyorum sadece sana değil
ona, buna, şuna, herkese
en güzeli de bu, yazmak
kimbilir hangi eve girdim şu an
hangi otobüs yolculuğunun cam kenarındayım
tut ki ekmek kırıntıları yere dökülmesin diye açılmış bir sayfayım
bir bakkal tezgahında ucuz şarap sarmak için hazır tutuluyor da olabilirim
bir yatağın başucunda da
peki sen..
belki hayali bir sevgilisin bir okur için
ama olsun, düşlerken sınırsız olmanın bir mahkumiyeti varmı ki?
kime ne
kara tahtaya tebeşirle yazılmış kelimeleri silmenin ne güç olduğunu hatırlıyormusun
evet silinirdi.. ama mutlaka kalırdı izi
ben de seni siliyorum yar
hem de iz kalmamacasına, bastıra bastıra silgiyi
ama ne gam, kara tahta iz tutuyor
..
senden sonra yemek yemedim
senden sonra dışarı çıkarken hep şemsiyemi aldım
ilk defa saçlarım ıslanırsa başımın ağrayabileceği ihtimalini göze aldım
senden sonra daha sıkı giyindim
hiç üşümedim senden sonra
senden sonra hep saatin ziliyle uyandım sabahlara
senden sonra televizyon kumandasının 6 aydır ihtiyaç duyduğu pilleri aldım
kahvaltıda gazete okumuyorum senden sonra
ev yapımı çilek reçelinin içine dalan ekonomi sayfaları artık şerbetsiz pür'u pak
senden sonra kokulu mum aydınlığını satın almadım mağazadan
ayraç yoksunluğundan"okunan yer kolay bulunsun" diye yüzüstü yatırılmış, yarım kalmış kitaplarımın hepsini bitirdim senden sonra
hiç kar yağmadı senden sonra bu gri kente
senden sonra ben sarıyer'i sevdim.. istinye'yi.. yeniköy'ü
emek kafe'de sabah kahvaltılarında buldum defalarca
istiklal caddesi, taksim bu kadar kalabalık mıydı o zamanlar?
..
ben senden sonra yatarken anahtarı kapının üzerinden almadım
sıkı sıkı da kilitledim ve beni uyandıran kapı zilin de yoktu artık
senden sonra
senden sonra
senden
sonra
..
ben de yoktum aslında
ben senden sonra düş oldum...
- senden sonra düş oldum
düştüm
düştüm
defalarca vurdukça dibe
her vuruşumda kendimi
daha derinde buldum
düşlerim derinleştikçe
derinleşti düşüşlerim de
göğsümü sıkıştıran ağrı da büyüdü
dudağımın kenarında bi' kıvrım
senden sonra ben
düş oldum
düşündüm
düşündüm
yoruldum
düşmekten de düşünmekten de
düşünmemek ve düşmemek için
kırıldım bin parçaya bölünmeyi umarak
olmadı
katmanlarca cam
damar damar çatlaklar kaldı üzerimde
senden sonra
kurşun geçirmez cam oldum
kumdan yapılma
ateşe tutulmuş
yanmış
tek bir düş
kafamın üstünde salınan uçan balonlar
al işte
düşlerimden birini
kafatasımdan söküp sana veriyorum
ben yeterince düştüm
artık sen
düş.....
|