kavga halinde olduğu hemcinsine çemkirmek isteyen yurdum genç kızının sarfettiği isyan cümlesi.
olay şöyle gelişiyor:
istanbul'da bir otobüste, orta kapının hemen yanında cam kenarında oturmaktayken ben, yanımda oturan orta yaş üzeri tanımadığım bayana, yanından geçmekte olan malum kızımız çantasıyla vuruyor. normal olarak başına çantayla vurulan kadın sinirleniyor ve kızımıza söylenmeye başlıyor. söylenmesini de "sahip çıkamayacağın çantayı neden taşırsın be kadın!" cümlesiyle bitiriyor. otobüsün arkalarına doğru sakin adımlarla ilerleyen ve o ana kadar tek laf etmeyen yurdum genç kızı menziline varınca şöyle bir hışımla dönüyor ve malumunuz olan isyan cümlesini sayıklarcasına söylüyor: "ben kadın değilim kızım bi' kere...". ve ardından geçip bir yere oturuyor.
cümlenin içinde bir yerlerde parlayan "müstehcen" ima, otobüsteki genç er kişilerin/kendini hala genç hisseden amcaların, dayıların, dedelerin fantazilerine gönderme yapıyor ve onlar da bunu, saklamaya pek gerek de duymadıkları muzır ve yayvan sırıtışlarıyla kamuoyuna açıklıyorlar. yine aynı imayı gereğinden fazla "ayıp" bulan otobüs teyzeleri, gereği gibi yaşlanabilmiş otobüs amcaları "cık cık" larken, bir kısım aklı selim sahibi vatandaş da kızcağıza belki acırcasına ve kimbilir daha hangi insani düşüncelerle önce bir bakıyorlar ve sonra başlarını türlü yönlere çeviriyorlar.
olanı biteni gören, anlamaya, anlamlandırmaya çalışan bendeniz de, o aralar okumakta olduğum feminizme dair bir kitabın ve dersine bir kaç kez katıldığım fatmagül berktay hocamın "tarihin cinsiyeti"ne matuf çıkarımlarının etkisiyle olsa gerek, kendimi toplumbilimci sanıp, tüm yüzsüzlüğümle olayın sosyo-psikolojik irdelemesine kalkışıyorum.
------parantez------
önce ufak bir kavram açıklaması yapalım. "toplumsal cinsiyet*" denen bir şey vardır. bunda, ne olarak doğduğunuzdan ziyade, toplumun sizi ne olmaya yönelttiği önemlidir. toplum, siz hangi cinsiyette doğdunuzsa, sizi o cinsiyetin davranış kalıplarına sokmakla yükümlüdür. yani toplumsal cinsiyet, toplumda cinsiyete dair öğrenilen "davranışlar bütünü"dür.
öyle ki, kız iseniz, yedi yaşından sonra sokakla ilişiğinizi yavaş yavaş kesmeniz beklenir sizden. anaç tarafınızın ortaya çıkmasına uğraşılır. aynı şekilde erkek iseniz de, evde çok oturmanız yadırganır; daha sert mizaçlı olmanız, mahalle kavgalarında yenilmemeniz beklenir. tabi bunlar basit ve yüzeysel örneklerdir ve daha derine inerek çoğaltılması mümkündür.
işte bu roller, hayatımız boyunca üstümüze yapışır kalır. bunları doğasına aykırı olduğu gerekçesiyle aşmaya çalışanlar da elenerek, marjinalleştirilerek,"öteki"leştirilerek "kalan sağlar bizimdir" mantığıyla toplumsal olan idame ettirilir.
ve tüm bunların üstünde, "toplumsal" olanın da bir cinsyeti vardır. türk toplumsalı da eril kimliklidir. üstün olan "er", "dişi" üzerinde "hegemonya" sahibidir ve bu hegemonyasını dişiye yüklediği "namus" kavramıyla, o kavramın da "bekçiliğini" üstlenerek pekiştirir. malum hegemonyanın meşruiyet kaynağı "namus bekçiliği" görevinde belirir.
"namus belası gardaş. ölürsün de, öldürürsün de yeri geldiğinde. allah vermeye.."
amin.
------parantez------
şimdi, malum genç kızımızın ağzından görünürde "öylesine" çıkıveren bu sözü anlamlandırmaya kalkarsak, aslında bu sözün çok da "öylesine" söylenen bir söz olmadığı, tam tersine, bu sözün, "toplumsal bilinçaltı"nın bireyde meydana getirdiği bir nevi sayıklama hali olduğunu görürüz.
öyle ki, bu kızımız, geleneksel yapıdaki aile çevresinde (kızın giyim tarzından hareketle o ailenin geleneksel yapıda olduğu çıkarımında bulundum; yanılma payım saklıdır) edindiği toplumsal cinsiyeti gereği, o an için "kız" olmak durumundadır. yani kızımız eril hegemonyanın isteği üzere "namuslu" olması gerekendir. bilinçaltında yer etmiş bulunan bu namuslu olma zorunluluğu, genç kızımızın savunma mekanizmasını, "namus"una yönelecek saldırılara karşı hazır tutmaktadır. bir tarafta kendi bilinçaltı, diğer tarafta onu etkisi altında tutan toplumsal bilinçaltı, iki yönden kuşatılmış bulunan kızımız gerektiği şu anda eylemini koyacak; toplum içinde "kutsal"ına yönelen bu saldırıyı bilinçsizce söyleyiverdiği bu cümleyle bertaraf etmeye kalkacaktır/ çalışacaktır. zira orada alenen, herkesin gözü önünde, utanmadan, çekinmeden ona "kadın" deme cüretini gösterene haddi bildirilmelidir. genç kızımızın literatüründe "evlenmeden kadın olmak" kötüdür ve bu kelimenin kendisine böyle ulu orta söylenebilmesi onun namusuna yönelmiş bir saldırıdır. yani orada kızımızın söylediği cümle, aslında kendisine yöneltilen "hakaret"e isyandır; kendisi "kadın" değil "kız" olan kızımız, söz gelimi dahi olsa"namussuzluk" imasına tüm namusluluğuyla karşı çıkıp kendini aklayacak kadar iffet sahibidir çünkü. bu isyanıyla kendini aklayan kızımız, toplumsal cinsiyetinin gerektirdiğini yapabilmiş olmanın verdiği iç huzuruyla eril kimliğin hegemonyasına da sonsuz itaatini kanıtlamıştır. artık ortalık güllük gülistanlıktır. nedendir bilinmez, aniden kuşlar da cıvıldamaya başlamış, derinlerden bir yerlerden şen bir ses şarkı tutturmuştur.
şimdi, bir çoğunuz, öylesine söylenmiş bir cümlecik için bu kadar lafazanlık etmek gerekli miydi diyebilir. haklı da olabilir bunu söyleyenler. zira kızımız, elbette ki bu lafı söylerken tüm bunları düşünmemiştir. bu noktada, sona doğru ilerlerken, bu itirazınıza karşılık olsun diye son bir çıkarıma daha bu girimi ev sahibi yapmak istiyorum: bu cümle toplumsal bilinçaltının kızda vucut bulmuş halidir; bir nevi sayıklamadır. sayıklama da yapısı gereği bilinçsizce yapılan bir şeydir. bilinçaltının zayıflayan bilinci aşıp kendince konuşmaya başlamasıdır. kızımız kendisine yönelen "hakaret"e, haksız isnada o kadar sinirlenmiştir ki, artık bilinç "bu işin altından çıksa çıksa en şuursuzca laflar edebilecek olan bilinçaltı çıkar" diye düşünüp geri çekilmiş ya da bilinçaltı "bu bilinçli davranışlarla püskürtülebilecek bir şey değil; durum çok vahim!" diyerek bilinci etkisizleştirmiş ve işe el koymuş, her durumdaki değişmeyen kahramanımız bilinçaltı da olanları sayıklama halinde özetleyerek bu uzun yazıyı bana yazdırmıştır. yani olay belki münferittir ama sanıldığı kadar basit değildir.
öngörüyorum ki, namusun şekilden ibaret olduğu canım ülkemde karşılaşabileceğimiz tek "sayıklayan" da bu kızımız olmayacaktır. malum, can tatlıdır.
erkek egemen ahlak yapısını içselleştirmiş, kendilerini sahibine teslim edilmeyi bekleyen açılmamış bir hediye paketi gibi görmeye başlamış şuursuz kadınların ağzından sıkça duyduğum, delirtici söz öbeği.
sadece konuşma diline yansısa bu kadar dellenmeyeceğim ama ulan iş başvuru formlarının cinsiyet bölümüne de kız yazılmaz ki.
ne yazık ki ülkemizde anneler, anneanneler bile evlenmeden önceki hallerinden bahsederken "ben kızken" ya da "kızlığımda" diye girerler olaya. nedir bu "kızlık" olayı? bir et parçasına bağlanmış olması nedir bu "kadın" kelimesinin? kadınsın işte. ergen olmuşsan ve erkek değilsen kadınsın. neden korkuluyor kadın denilirken? neden hep bir uyarma ya da düzeltme ihtiyacı duyuluyor?
artık o kadar yerleşmiş ki istemesek de yapıyoruz bunu ne yazık ki. mesela bir öğrenciye kız derken bir çalışana kadın diyoruz genelde. fark nedir. aradan geçmiş 2 sene midir? herkes birbirine kadın desin demiyorum elbette. ama korkulmaması gerekir, altında mana aramamak gerekir "kadın" dendiğinde.
iğrenç birşey, ya kadınsınız işte deliksiniz ya da değilsiniz kadınsınız, hepiniz aynı cinsin mensubusubuz ve bunu kabul ederseniz ancak bazı haklara sahip olursunuz diye azarlayasım gelen insanların sarfettiği cümle.
biz her cümleyi sikimizle anladığımızdan, bununla ilgili de farklı bir şey düşünmüyorum.
kız-kadın arasında, sizin ima ettiğiniz "bakire" vurgusundan farklı üzere, daha temel bir "yaş" ayrımı bulunur. aynı ayrım, ingilizcede de girl-woman şeklinde, bekaret vurgusundan bağımsız olarak bulunmaktadır. tanımlara bakalım:
kız: dişi çocuk
kadın: erişkin dişi insan
belli bir yaşa kadar, dişi birey kız, kız çocuk olarak anılır. kadın çocuk, bayan çocuk, dişi çocuk denmez. belli bir yaştan sonra da, bu dişi bireye erişkinliğini belirtmek üzere kadın demeye başlarız.
neymiş, niye bekaretini vurguluyormuş. ulan, böyle yaş ayrımı içeren bir cümleden bekaret vurgusu çıkaran abazanlar, sikiyle anlayanlar sizler değilsiniz; ama bunu söyleyen ahlaksız, bekaret vurgusu yapıyor. vallahi yavuz hırsız ev sahibini bastırırmış.
kadın kelimesini hakaret zanneden şahsın ağzından fırlamış cümle. aslında düşününce üzülüyor insan yazık hayattaki tek başarısı zarını kaybetmemek olan bir insan ziyanı var karşınızda. kim bilir o çok kıymetli hazinesini kaybetmemek için ne değişik yollar denedi, ne zorluklar çekti bunu düşündünüz mu?
çok şey yazardım ama yazmayacağım zira içimden bir author çıkacak.
lisede öğretmenler odasına müdürden bir kağıt yollanır imzalanması için, kağıtta kadın/erkek olarak iki bölme vardır. bir de yan tarafta bölme devamı gibi duran adam gibi tablo hazırlayamamışlıktan kaynaklanan küçük bir boşluk daha vardır.
kağıt öğretmenler odasına bırakılır, bir saat sonra müdür tarafından oraya yollanıp almam istenir.
gördüğüm tablo ise yarılmama sebebiyet verir
tablodaki imzalar şu şekildedir
erkek / kadın / kız
içerdeki yeni bayan öğretmenlerimizden birinin zeka ürünüdür bu evet, boş bölmeye kız yazıp imzalamıştır.
beyni küçüklüğünden beri evlilikten önce cinsellik olmaz, kızlık namustur gibi düşüncelerle yıkanmış bir kızın(!)(bak kız dedim sana...) sözleridir.
''bence sen en ala ar,namus timsalisin, iyi aile kızısın!'' dense rahatlar bence bu... çok da kızmamak gerek, beyni yıkanmış, sürekli baskı görmüştür sonuçta...
genelde muhabbet arasında "kadınlar... hepiniz aynısınız" gibi bir cümleye karşılık delikanlı bir kız:
- ben kadın değilim kızım bir kere cümlesini yapıştırır.
aslında çevredekilere "bakireyim, sevişmedim bile kimseyle. ayrıca bu konuda çok hassasım, beni kaldırabilecek bana yazsın" mesajı verir. bir de sözde bakire olmayanları aşağılayacaktır.
ancak malesef bunlar kadınlık ve kızlık arasındaki farkın hala o bilmemkaç milimetreden öteye gitmediğini sanırlar.
ahan da bu sözüm onlara: kadınlığın bir mertebe, bir ünvandır arkadaşım. öyle sikindirik bir zarı yırttın diye de kazanamazsın. değil bir kişiyle yatmak, porno yıldızı da olsan kız olarak kalmaya mahkumsun sen.