|
|
- "haddini bil" diyenlere aldırma. kendini bu sözün doğruluğuna inandırmak muhtemelen senin tevazu gösterebilmen için atman gereken ilk adım. asla beşerlik payesinden kurtulmak, hatasız olmak demek değil.
burada lafı edilen tevazuyu "yok canım alt tarafı 6527 yaşlıyı karşıdan karşıya geçirdim" tarzı kurnazlık sanrılarıyla karıştırmamak gerek önce. aslolan her konuda her şeyi bilemeyeceğini kabul edip hıncaluluçizmden vazgeçmen, boş konuşmaman, fikirlerinden emin olman, birikiminin sınırlarını sürekli olarak genişletmeye çabalaman ve bu sınırların -her zaman için- nereye kadar ulaşabildiğinin fakında olabilmen. tüm bunlar ordinaryüs olmadığını ve olamamanın da senin için dünyanın sonu anlamına gelmediğini hatırlatacak. (zaten 60'lı yıllardan itibaren bu paye kimseye verilmiyor artık)
ne zaman ki doğudaki tüm kürtlere hain demez, akp'nin millete kömür dağıttığı için iktidara geldiğini düşünüp bir hürriyet gazetesi muhabiriyle aynı fikirde olmaktan gurur duymaz, sana sunulan sistemin "meydana gelebilecek dünyaların en mükemmeli"* olmayabileceğini düşünür sorgularsın; herhalde ancak o zaman bu adımı atmak için bir bacağını kaldırmış olabilirsin. çok basit aslında. sadece bildiğin konularda konuşacaksın, bilmediğin konularda suskun kalmak seni üzüyorsa sürüye uyup aynı plağın cızırtılısı olacağına araştıracaksın. eskiler böyle yaparmış. o yüzden tatlı tatlı çarpışmışlar, rezil olmaktan korkmuşlar.
mütevazi olmanı engelleyen bildiklerini bağırıp boynunu eğmemen değil, bilmediklerinle bilgelik taslamaya yeltenmen. apolitik labarba yapma ki inşa et, sadece ses çıkarabilmiş olmak için aslında hiçbir fikrim yok ironisine başvurmak zorunda kalma ki insanları kendine güldürme. her zaman haklı ol; -william wallace'ın bruce'a dediği gibi- herkes senin peşinden gelsin. hem ben de gelirim.
- öncelikle ; (bkz: ecce homo)
sonralıkla ; (bkz: sen de haklısın)
- (bkz: kova burcu)
(bkz: kendimden billiyorum)
- bugüne kadar milyonlarca kelime kullandık. bir o kadar jest ve mimik de cabası. bunlar, bazen ateşli tartışmalar esnasında, bazen de ortak paydada çoktan buluşulmuş konular çerçevesinde sarfedildi. ve düşüncelerimizin tezahürlerini, hiçbir zaman yanlış oldukları kanaatiyle ortalığa boca etmedik. çünkü insan, her daim doğruyu ve hakikati temsil ettiği bilinci/bilinçsizliği ile yaşamakta.
bireyin sahip olduğu zevklerin dahi, bilinçaltında ''hakikat'' manasına geldiğini düşündüğüne inanıyorum. yani ''en güzel renk nedir?'' sorusuna verilen cevabın, kişinin dünyayı algıladığı pencerede ''doğruyu'' temsil etmesi söz konusu. ona göre, cevabın kırmızı olduğunu varsayarsak; bu aynı zamanda onun için genelgeçer bir yargı anlamına gelmektedir. bu durum, verdiği cevaba aykırı düşünen birisinin, bilinçaltında yanlış yolda olduğu sonucuna varmasını sağlıyor. kişinin ''her zaman haklı olduğu'' sanrısında olması, hakikatsizlik arzeden diğer düşüncelerle çatışmasına ve sonucunda büyük polemiklerin zuhur etmesine imkan tanımakta. bu durumun tahammülsüzlükle birleşmesi de, çokça tanık olduğumuz büyük kavgaların, çatışmaların çıkmasına sebebiyet veriyor.
insan önüne gelen her soruyu doğru cevaplayamayacağı, kainatın her sırrına vakıf olamayacağı ve sisteme dair her problemin çözümüne ulaşamayacağı gibi, her doğrunun da savunucusu olamamaktadır. karakterine ''kusur benim imzamdır'' dedirten ihsan oktay anar'ın vermek istediği mesaj aslında, insan olma bilincini de gözler önüne sermekte. zira, ''her zaman haklı olduğuna inanan'' birey değil, ''her zaman haklı olamayacağına'' inanan birey haklı konumdadır. çünkü o, kainatın işleyişine ve insan olma bilincine vakıf olma yolunda daha doğru bir adım atmıştır. ki düşünün bu söylediklerimin bile hakikatle alakası olmayabilir.(gaudi, 09.04.2008 00:31 ~ 00:36)
|