hayallermi çalan küçük çocuk,
bir yüreğe ne kadar sevgi sığdırılabilir bilmem ben, sadece; güne her uyanışımda baştan bulurum seni. bir sevdanın yarısı varlığına doymaksa öbür yarısı geceleri yokluğuna sarılabilmektir benim için.
günler geceye de dönse, varlığın yetiyor. seninle aynı şehirde olduğumu bilmek dahi içime huzur veriyor. gelmeni bekleyemem senden.. yalnızca gitme, yeter..
ne vakit sussam, hikayeler fısıldıyosun bana, hiç bilmediğim vakitlerde ya da yerlerde onlarca anımız oluyor, o anlara dönmek istiyorum çocuk. geçmişte yaşanılan hayatlarımızı özlüyorum. yokluk içinde birbirimize tutunmamızı, herşeye baştan başlayacak cesaretimizi ve susarak da birşeyler anlatabilmemizi.. yaşanmamış ve belki de hiç yaşanmayacak günleri özlüyorum..
bazı yolculuklarda,başımı cama yaslayıp seni anlatıyorum; yol hikayelerimizi anlatıyorum yol kenarındaki çiçeklere.. bazen, yıllarını parmaklıklar ardında geçirdikten sonra eve döner gibi geliyorum yanına; biraz buruk, yıkılmış, gözlerimdeki ışık sönmüş olarak..uzun uzun başımdan geçenleri anlatmak istiyorum da dilim varmıyor..
..
her yanda seni anımsatan birşeyler var çocuk.. dedim ya, ben bilemem kalbim ne kadar dolar daha seninle..
belki bir gece çaldın hayallerimi, kırdın çocuk.. hep bunları düşündüm ama.. duvarlara hep seni anlattım.. soğuk bir şehirde, varlığınla ısındım..
ve sırtımda koca bir kambur gibi acıları taşıdım..
seni sevdim çocuk..
ve bu yazıyı sana yazdım..
alüminyum folyo
meyve
sebze
kaşar peynir sütaş
tam buğday ekmeği (doygun)
beyaz peynir (tahsildaroğlu turuncu paket)
yumurta (keskinoğlu)
süt (günlük)
kırmızı mercimek.
ben bu yazıyı sana yazdım. ne olur gelirken migros'a uğra, şunları alıver diye.
bir tek sen duy diye, sen bil diye, sen anla diye.. (sonunu duygusal bitirmek istedim.)
"kimler geldi, kimler geçti" diye bir şarkı var ya, senden sonra kimse gelip geçemedi. hayatımdan geçmek isteyen kim varsa, kapıda kaldı. yıllar geçti, ama ben senden vazgeçemedim. bana hiç yalan söylemedin, beni her zaman anladın, çevrene, aç gözlerle bakmadın ve ben senden ayrıyken çok çabaladım başkalarını sevmek için. buna inandırdım da kendimi, deli gibi bir çaresizlikle. kopamadım senden, sen de benden kopamadın.
sen! uğruna ağlamaktan, gözlerimi yara yaptığım. sen! başkasının bir tatlı sözünü, en acı sözüne değişmediğim. sen! rüyalarımda görüp de ağlayarak uyandığım. sen! bu sabah telefonumda numaranı görünce sevinçten ağladığım. her şey güzel bugün sayende. her şey bir başka. darısı, tüm sevenlerin, bekleyenlerin başına. eminim, ben seni severek öleceğim.
defalarca yazılan, işe yarasa da her iki taraf ya da bir aşk için aslında geç kalmış olan yazılar bütünüdür.
gittin... ardına bakmadın. sen merdivenden inerken, ben kapıda kalakaldım. sen, ardından baktığımı sandın ama uzun süre bakmadım. bir romanda okumuştum, "gidenin ardından, gözden kaybolana kadar bakarsan, onu bir daha göremezsin" diye... gözlerimi kaçırdım.
terk edilmeye yakışır bir sahneydi. terk edilmek denince, ya uzun bir yolda yürüyen siluet, ya da kapıda kalan insan canlanırdı hep gözümde. filmlerde, romanlarda böyleydi hep. kavgasızdı bizimki. on dakika önce görseler inanamazlardı bu sona. barışma ve ayrılığı bu kadar süratli yaşayan var mıdır? ruhsal travmaydı yaşadığım ve halâ atlatamadığım.
çok istediğin bir şeye ulaşmak ve yarım saatte kaybetmek. sen hiç yaşadın mı bunu? emin ol, yaşayacaksın. bu yaptığın, ilk değildi ve sonuncusu en beteriydi. bu senin yanına kâr kalmayacak.
gittin... ardından bakmadım... kaybetme korkusuyla batıl inançlara bile saplandım. korktum...bakmadım. gittin. sen yine gittin. defalarca gittin ve her gelişinde beni aynı buldun. bir daha gelecek olsaydın eğer, görürdün değiştiğimi. şimdi olsa, dinlemezdim dediklerini, kulaklarımı tıkardım, yüzüstü yatıp, kafamı yastığa gömerdim. aptal aptal, yaşla dolmuş gözlerle dinlemezdim seni ve sen gözden kayboluncaya kadar ardından bakardım.
uzun zamandır aklımda sana yazmak, ama cümleleri toparlamak gözlerinin mavisini ilk kez gördüğüm bugüne nasip oldu.
ilk kez seni gördüğüm yerdeydim, bıraktığın o şarkıyla beraber yürüdüğümüz yollardan yürüdüm. hiçbir şey değişmemişti, ama her şey farklıydı..
beni dudaklarını her açtığında yarım bıraktığın tamamlanmamış, hiçbir zaman da tamamlanmayacak 'ardından acaba neler gelebilirdi' diye düşünerek aylarca kafayı yediğim cümlelerle öylece yarım da bıraktın yine aynı yolda. her şey aynı ama her şey farklı bu yüzden. tıpkı şimdilerde boğulduğum bu karanlık kuyunun, cama vuran her araba farında heyecanla perdeyi aralayarak tüm dengelerimi şaşırtan anlar da yaşattığın, kalbimden tüm kelebekleri aynı anda uçurduğun, uçarcasına sana koştuğum aynı yer olması gibi. dedim ya, zaman ve mekandan bağımsız etrafımdaki her şey. küçük dünyam, hep senin izlerinle alakalı, bu değişmeyecek. hayatımın aşkı olduğun gerçeği gibi..
değişenler ne biliyor musun, anlatacağın masallara kayıtsız şartsız inanan o kararlı çocuk değilim mesela artık. seni gördüğüm ilk an ömrümü yanında geçirmek için dünyaya geldiğime inanan aynı ben, artık ne yiyeceğime bile yarım saatte karar veriyorum.
beni hiçbir zaman gerçekten sevmediğini, 'ikimizin iyiliği için' söylediğin yalanları, hayatında her zaman benden daha önemli bir şeyler olduğunu ve ellerimde hayallerimle karşına çıktığımda içimde acımadan yıktığın onca şeyi sineye çekip hayallerim parça parça sana gülümsediğim zamanları da bir yana bıraktığımda, tüm bu yaşadıklarımı bilmemelisin sen..
bugün de yüzümün halen gülebildiğini ve hayatımda hiçbir sorun yokmuş gibi güle oynaya yaşamaya devam ettiğimi düşünmen için her şeyi yapmaya devam edeceğim. en yakınımdaki 'seni bir daha böyle görmek istemiyorum topla kendini' dediğinde, içimden yüksek sesle 'ben de kendimi hiçbir zaman görmek istemiyorum artık' yerine yine 'olur' diyeceğim aynı buz gibi gülümsemeyle, sen bunları hiçbir zaman bilmeyeceksin.
çoğu zaman ben haklıydım, çoğu zaman seni gerçekten seven bu kalbi görmezden geldin ama bazı konularda da sen haklıydın; beni, aslında bu kadar sevilmeyi hak etmiyorsun. yine de, seninle ilgili aklımda kalan son şey hayatında her şeyin istediğin gibi gitmesini dilemek olacak.
bunlar da seni düşünerek yazdığım son şeylerdi. 'aklım sonunda başıma geldi' geyiğinden değil; artık bende bitecek bir şey kalmadığı için, bitti.
ben bu yazıyı sana yazdım
daha önce yazdığım şiirlerim gibi
aslında her adımın sana
her bakışım, duruşum isyanım
sen bilsende bilmesende
hep devam edecek bir şey bu
kelimeler sana
cümleler sana
ağıtlar gene sana
bir kısır döngü gibi herşey
gittikçe sana gelmelerim
sen yokken bile sana doğru dönmelerim
şiirlerde yazılarda senin adını söylemelerim
ben bu yazıyı sana yazdım
daha önce yazdığım şiirlerim gibi
uzaklara giden ruhunla ne okursun
ne de yazar bilirim
benden sana gidenler ulaşmaz
senin bana ulaşamadığın gibi
ama bir dua gibi ismin ağzımda
sürekli mırıldandığım bir şarkı gibi
o yüzdendir ki
ben bu yazıyı sana yazdım
daha önce yazdığım şiirlerim gibi...
(karyatid, 30.03.2009 12:04 ~ 11.04.2009 13:28)
yıllarca bir başkasına yazdıktan sonra şimdi sana yazıyorum. ilk kez bir başkasına yazıyorum. bir gün bu başlıkta başkasına yazacağımı söyleseler inanmazdım. hiç kimse yitirmesin umudunu. kahrolasıca gecelerde ağladıkları kişilerin verdiği acılar dinecek bir gün. "ondan başkasını sevemem, ondan daha farklısı yok" dedikleri insanın iç yüzünü gördüklerinde, kendilerinin o insana fark kattıklarını anlayacaklar ve ummadıkları anda sevecekler birisini. değeri bilinmemiş, haksızca terk edilmiş kim varsa duamdır bu onlara. samimi duamdır. bunun anlaşılması için keşke bazı girileri artı oya kapatma şansımız olsaydı da, ben bu giriyi artı oya kapatsaydım.
bir başkasına
farklı insan gömleği giydirirken, senin, o gömleğin ta kendisi olduğunu çoktan fark etmiştim ben. toplumun dayattığı yazılı olmayan kurallar yüzünden başımı çevirmeye çalıştım buna. bazı farklar var aramızda ve bunu kapatmak, gücümü aşıyordu. sana doğru çekildiğimi hissederken, kendimi geriye itmeye çalıştım hep. kürkçü dükkanının kapısından ayrılmamam da bu yüzdendi belki de. sonu yoktur bazı ilişkilerin. ne çıkar bundan? evliliklerin bile sonu meçhulken...sen, yeniden sevebileceğim gerçeğini gösterdin ya.
bir cümlen bir saatlik konuşmana bedeldi. her cümlen, aydınlığa attırdığın bir adım oldu bana. hayattan koptuğum, göz çevremde kurumuş gözyaşı tuzlarıyla tek çarenin ölüm olduğunu düşündüğüm anlarda, bunu hissetmiş gibi hatırımı sordun hep ve her soruşunda içimde yükselen o tuhaf kıpırtıyı, o sevinci isimlendirmekten korktum ben.
farklı olan sendin, zannettiğim insan değil...işte bu yüzden ben bu yazıyı sana yazdım.
aslında ben daha önce yazdıklarımı da sana yazmışım.
birazdan ağarır hava.
dindiremediğim hüznümde doğuramadığım sabahlarım var.
bilmezsin!
uykumu karanlıkla kucaklatamadan,
nefsimi varlığınla sınayamadan
ve algılarımı gelişinle sevindiremeden ağarır hava.
*
elvedalarım vardı benim!
ne sandığımdan kucak kucak çıkarabildiğim,
ne de acılarımdan sıyrılarak söyleyebildiğim...
ama en nihayetinde bildiğim...
elvedalarım vardı benim...
*
hani o el değmemiş yanın vardı.
binlerce kez öpsem de
hala taptaze bana kalan
binlerce kez sevsem de
ilk günkü gibi benim olan...
ve inan ki şimdi elimde son kalan,
birkaç ufak eşya, hala üstünde kokusuyla duran...
*
rüyalarım vardı benim!
gece-gündüz fark etmeden gördüğüm,
düş mü yoksa gerçek mi ayırt edemediğim...
rüyalarım vardı benim!
renklerinde geçmişin kiri kalmayan,
geleceğinde yarının sisi olmayan
ve bugününde hasretinle yanmayan...
*
katmer katmer sensizliğimde
dirhem dirhem biriktim
parça parça çürüdüm
fersah fersah dirildim
ne öldüm, ne güldüm
ne "sen" olabildim,
ne "ben" kalabildim...
o kimsesiz, çaresiz, sessiz ve de sensiz
bir kedi gibi avuçlarındayım şimdi
sen bilmiyorsun ama
ben bu yazıyı sana yazdım!
uğur yaman
04.05.2009
04:15
http://albastropos.blogcu.com/...
şimdi o şırfıntıyla fransa'daymışsın..inşallah o boklu fransızlardan bit kaparsın..kafa derin kalmaz..amin
bana hep
sen dedin.. bense
ben dedim.. sonra dedin ki "geceleri bu odadan çıkıp kurtadam oluyor musun?" dedin.. "kan döküyor musun" dedin?
"evet!" dedim.. sonra
sen dedin, evet
ben dedim, aslında
sen değilsin dedin.. başka bir
sen daha var dedin..
devam ettin..
sen dedin, kes sesini, s*kmiyim şimdi ruhunu dedim.. döküyorsam kendi kanımı döküyorum ulan dedim! halbuki beni hiç anlamadın.. hadise o odadan çıkıp gitmem değil, akşamları o odaya girmemdi..
sen hiç
ben demediğin için ki,
bende
seni
beni yok bu işin demedim..
sen dedikçe
sen,
ben dedim
ben..
sen demeseydin,
ben de demezdim..
odadayım artık geceleri.. şimdi hazır sen gitmişken, ben sana bu yazıyı zırvaladım..
ben bu yazıyı sana yazdım,
ilk aşkıma,
ilk dokunuşuma,
ilk öpücüğüme,
ilk kez sevildiğimi hissetmeme,
inanmama,
güvenmeme,
koşulsuzca bağlanmama,
özverime,
sadakatime,
kavuşmak için beklediğim günlere,
hep küfürler yağdırdığım uzaklığa,
kavuşmalara,
senle olan zamanlara,
bir daha yakalayamadığım mutluluğa,
tenine,
kokuna,
gülüşüne,
o gülüşle dünyaları bana hediye edişine,
gözlerine,
yeşiline,
her baktığından içimden süzülenlere,
kulağıma fısıldadıklarına,
yanında kuralları unutuşuma,
zamana,
zamanın sende eksilttiklerine,
vazgeçişine,
gidişine,
arkana bakmayışına,
hayal kırıklığıma,
yalnızlığıma,
özlemime,
her gece karnıma çekip senin yarattığın boşluğu doldursun diye beklediğim dizlerime,
aynaya bakınca her an dökülmeyi bekleyen gözyaşlarıma,
beklememe,
vazgeçemememe,
sessizliğime,
sensizliğime,
unutmak için kendimden geçişime,
unutamayaşıma,
başka tenleri yabancı saymama,
yaklaşamamama,
alışamamama,
kulaklarımdan gitmeyen sözlerine,
acımazsızlığına,
umursamazlığına,
arada dönüp üst üste koyabildiğin bir iki tuğlayı yıkıp yoluna devam etmene,
her gidişinde kendime bir daha asla dememe,
sözümü tutamamama,
başkasıyla birlikte olabilmene,
bana ait sandığım o omuzda başkalarını uyutmana,
düşündükçe delirmeme,
kıskanmama,
tenimin huysuzlaşmasına,
nedenleri bulmaya çalışırken kayboluşuma...
ve herşeyin toplamında sevgili
hayatı uzun bir intihara dönüştüren aşkına.
(odalık, 11.05.2009 13:58 ~ 27.05.2009 23:40)
bana ne demiştin sen? "sevgin beni korkutuyor. ileride benden kopamazsın diye, sevgi de gösteremiyorum sana. senden korkuyorum". işte böyle... sen beni bazen bir hamamböceği, bazen bir yılan, bazen akrep, bazen de mikrop olarak gördün. sevgim, hayatını tehdit eden bir karabasandı senin için. her gün şekil değiştiren, insan dışı bir varlık oldum ben hep.
öncelikle, merhaba dünyalı ben dostum! hatırlıyor musun? kırkayak olduğum dönemlerde, 24. ayağım kırılmıştı da, bana "geçmiş olsun" dememiştin. pedikür masrafım mı korkuttu seni bilmem. korkacak bir şey yok. kadim dostum freddy, şu anda yanımda. elm sokağında bir tur atacağız bugün. komşum hamamböceğine shelltox sıkmışlar, ona geçmiş olsuna gideceğiz. 13. cuma gidecektik ama hortlak o gün gelemeyecekmiş, ayrılmaz üçlü olarak bugün gidelim dedik. hamamböceği olduğum dönemlerden bilirim. ben de bir gün duvarda gezerken, terlikle vurmuşlardı da, kanadım eğrilmişti.
ben, iltihap yaptığım bademciklerden, yazlığıma taşındım. zengin bir adamın bağırsaklarında, tenya olarak yaşamımı sürdürüyorum. rahatım iyi. beta hemolitik streptokok olmak canıma yetmişti. iyi oldu böyle. aslana kırgınım, national geography'de göründü, burnu büyüdü. onun bu yaptığını ormanda unutmam. orman bir yana, o bir yanaydı benim için bilirsin. ayrı olduğumuz günlerde neler çektim bilemezsin. yılandım ya hani beni terk ettiğin gün. inan, çöreklendiğim yerden kalkamadım. aşk acısından tısladım durdum.
sana çok kızdığım günler oldu. uçan süpürgeme atlayıp, yanına gelecektim neredeyse. çocukluk arkadaşım dracula engel oldu. neyse, ben lafı fazla uzatmayayım. babam kükrüyor içerden, beni çağırıyor. stüdyo kuru kafa'da çektirdiğim bir fotomu yolluyorum sana. satırlarıma son verirken, sevgiyle tırmalar, hasretle boynuna dolanırım.
ben bu yazıyı sana yazdım...
herşeyim'din ya benim, hayatta ve ötesinde de yanımdaydın ya benim..
ne dedin bana başak cafe'de son oturuşumuzda hatırlar mısın?
"bütün kelimeler bir anda hücum ediyor, boğazım düğümleniyor, birini bile söyleyemeden susup kalıyorum" demiştin.. heh işte bana da aynısı oldu kemirgenim..
3 sene daha ne ki, ne oldu bütün o hayallere? burda tek başıma oturmuş, belki de hiç okuyamayacağın satırlarımı sıralıyorum.
ama en çok koyan ne biliyor musun? bilmiyorsun, ben söyleyeyim domuzcuk..
aşabilirdik...
"evet" dedin, " aşabiliriz, ama aşmak istemiyorum"..
marmara'nın soğuk suları üstünde son kez ağlayarak birbirimize sarıldık ya hani, severek ayrıldık ya hani... severek ayrılanlar misali mi oldu şimdi?
'sevmek ama devam etmeye gücü kalmamak' mı koydun bunun adını?
senin bu yaptığın kasten adam öldürmek değil de ne peki?
biliyorum yine çok soru sordum kendi monoloğumun içinde..çaresizliğimden, geçen her saniye göğsümde büyüyen sızıdan, uykusuz, biçare, gecelerimden, hiç bir parçasından ve hiç bir anından tat alamadığım şu boş hayatımdan dolayı olsa gerek..
ılık bir mart akşamüstü çıktın karşıma, aldın beni ve zamanla sevmeyi, sevilmeyi öğrettin.. kabuğum vardı ya hani.. "olmaz" dedin.. "kurtul şu kabuğundan.yüreğini tamamen aç ki doya doya sevelim,sevilelim,sevişelim"... dediğini de yaptım hani musluk pompam.. indirdim tüm kalkanlarımı,çıkardım attım zırhlarımı.. çırılçıplak, bir bütün olmak için sana geldim...
güzel de gidiyorduk, 'tadı tuzu' dedikleri kadar tabi ki sürtüşüyorduk ama, arada bir kızınca ayrı bir güzelleşen yüzünü görmek de fena olmuyordu ne yalan söyleyeyim...
peki o hançer nerden çıktı da bir anda yüreğimin tam orta yerine saplayıverdin herşeyim? klişe mi oldu yoksa hançer falan...olsun..
dedim ya ılık bir mart akşamüstü girdin diye şu fani ömrüme.. uyduruk fransız asilzadesi tavırlarıyla elinden öpmüştüm unuttun mu yoksa? sonra 1 hafta kaçmıştım hani senden,ben hiç kimseden böylesine utanmamıştım..
soğuk bir nisan gecesi de çıkıverdin şu fani ömrümden ve ötesinden... her gecem soğuk artık biliyor musun? çok üşüyorum, ama bundan sanane tabi...
3 seneyi bir kutuya sığdırdım önce çok şaşırdım... sonra bir de baktım kendimi kandırmışım...deniz kenarında yürüyemiyorum, okula gidemiyorum, araba plakalarından isimler uydurur olmuşum..."eb".. yok yok "b" önde olacaktı.."be".. aptal bir metrobüse bile binemez olmuşum her yerde seni gören saplantılı bir şeye dönüşmüşüm..
yatağımda yatamıyorum artık.. kafamı o lanet yastığa her koyduğumda aklıma sen geliyorsun çünkü...saçlarını üzerime serip başını göğsüme yaslaman...
küçük sırrımızı bir tek dostuma söyledim merak etme benle mezara gidecek..bu gidişle çok yakında hem de..
neyse güzel kız, uzatmanın manası yok...
inatçıyım, beni çok iyi bilirsin...bazen aptallık derecesinde bile olsa inadım inat.. tek seni sevdim..hep seni seveceğim.. ilkim, tekim, sonum...senin kalmak en güzeli...
o son akşam gözyaşlarını sildiğin peçeteyi saklıyorum..gömleğime de rimelin bulaşmış bir de kokun sinmiş...
hem ağladın hem gittin..bende anlayamadım herşeyim...
kulağım hep pencerede olacak, bir gün gelip "pisipisi" demeni bekleyeceğim...
kendine iyi bak sevgilim...
seni çok seviyorum.
ben bu yazıyı sana yazdım...
öncelikle aylarca karşına çıkmadığım(çıkamadığım) için özür dilemeliyim. ah şu özürler neye yarar ama değil mi?
onca beceriksizliğe rağmen 'senden hoşlanıyorum' dediğim tek kadın da sendin. hatırladım da şimdi. yüzün kızarmıştı. 'ben de' deyişini unutmuyorum. o anı daha kötüleştirmemek için koşarak uzaklaşmıştım. ardın da mesaj göndermiştim samimi olduğum hakkında.
evet çok samimiydim o an. belki de anlık hislerdi fakat samimiydi. fakat fakat...
birini tamamen kafamdan silmeden başkasıyla başlamak aptalcaydı. sanki biraz ona benzediğin için keyif alıyordum senle gezmekten. başlarda farkında değildim ama sonraları anlıyor insan.
son gittiğimiz tepeyi hatırlıyorsundur belki. o an bir burukluk vardı içimde. söz vermiştim ondan başka kimseyi bu tepeye getirmeyeceğime. fakat tutamamıştım bu sözümü de. işte o an anlamıştım. bursa'yı izlerken sen değil de o vardı başucumda.
dedim ya tek sana söyledim diye. çünkü sana karşı samimi olmayan hiçbir şey yapmadım. tıpkı karşına çıkamadığım gibi.
öylece çekip gitmek samimi değil gibi geliyor ama daha başlardayken zarar görmenden korkup öylece çıktım hayatından.
keşke karşına çıkabilecek kadar cesur olsam. fakat fakat...
bir gün karşılaşırsak nasıl yüzüne bakarım bilmiyorum. belki öylece iki yabancı gibi uzaklaşır giderim.
neden bunu yazıyorum onu da bilmiyorum. belki bir göksel şarkısı. bir ihtimal...
dinlerken sen geldin aklıma. sözleri yüzüme yüzüme vurdu. çok incitti.
ha o'na da değinmek gerekirse. bir başkası var sanırım hayatında. varsın olsun. ben beklerim.
hiç gelmeyeceğini bilsem bile...
bu yazıyı sana yazıyorum ama neden buraya yazdığımı bilmiyorum. kağıda dökmek istesem okumakta zorluk çekerdin sanırım kaleme hakim olamazdım. şimdi klavyede harfleri zor buluyorum. " salak mısın sen, neden bana anlatmıyosun da yazıyosun? " dersen haklısın da anlatamam galiba yani bu kadar açık.
ne giydim, saçlarım nasıldı bilmiyorum evden çıkarken. ilk durakta bindim dolmuşa kulağımda kulaklıklar. bir gariplik vardı üstümde anlam veremediğim. ard arda kulaklığımla müzik dinlerken farkettim ki her şarkıda inceden de olsa bir ayrılık mısrası var. sinirlerim bozuldu ne saçma şarkı yapıyorlar bunlar da dedim kendi kendime ama çıkarmadım devam ettim dinlemeye. birden farkettim indiğim durağı. bu şehirde yaşamama rağmen bir kez gittiğim o
park. kuzenim sigara içecem iki dakika oturalım demişti. o kocaman park. baktım oraya yöneldim. hani hayallerimizin bazılarını gerçekleştireceğimiz o park. sen gelecektin, ilk oraya gidecektik. ayakkabılarımızı çıkarıp, pantolonlarımızı çemreyecektik sonra da parktaki o fıskiyelerin altında ıslanacaktık. kaçmayacaktık, dönerken ıslatacaktı bizi sırılsıklam edecekti. çıkarsam dedim ayakkabılarımı otursam çimlere, yok dedim sonra keyfim kaçtı. sensiz ne anlamı vardı? bir banka oturdum, kulağımda yalın
anladım her şey sensin diyordu. gülümsedim apansız. ama sonra ona da sinir oldum. şimdi senden vaz mı geçmeli diyordu. aptal dedim o nasıl şarkı öyle sinirlerim iyice bozuldu.
vazgeçmek! neyse dedim kendi kendime. parkın tam ortasında küçük bir dünya vardı, tam karşımda. yanımda olsaydın bir yer seçerdik senle, elinden tutup " hadi kalk gidiyoruz " derdim o an. seçtiğimiz ikimizin şehrine. yeni bir başlangıca. yeni bir ülke, yeni bir şehir. sonra yine " sus ya aptal " dedim kendime. çok sıcaktı hava ama ben üşüyordum. ellerimin buz gibi olduğunu farkettim. senle kurduğumuz hayallerin ortasındaydım ama sen yoktun. nerden gelmiştim ki offfff. sonra kalktım kulağımda hangi şarkı var hatırlamıyorum. yürümüşüm baya. sonra bir yere girdim. birinin
nereye hanımefendi ? sorusuyla irkildim. noluyo ya dedim kendi kendime baktım otobüs firmasındayım. bir bilet alsam şimdi, akşama yanındayım dedim. ararım, ben geldim derim sen de inanmazsın. ne güzel olur dedim kendi kendime. ama durdum, kalmışım öyle. adam yüzüme bakıyor cevap vermedim. çıktım ordan. elbisemi almak için mağazaya yöneldim. off işte yine. bugün lanetliydi sanki. elma şekerleri... çocukluğumuzu yaşayamamıştık ikimizde. ben sana elma şekeri alacaktım, beraber ağzımız yüzümüz bata bata yiyecektik parkta. gözlerim mi doldu ne? yok dedim kandırdım kendimi ağlamadım ama. sözüm var ya sana o yüzden. elbisemi aldım. elbisem hazır mı dediğimde farkettim ki bugün ilk kez konuşuyordum, ne anlamsızdı. sensiz her kelime anlamsızdı. denemedim bile. nasıl olsa sen olmayacaksın onu giydiğimde.
bu kadarı bana fazla dedim. kalabalık ve gördüklerim boğdu. eve gideyim dedim. dolmuş bekliyorum. allahım bugün bana eziyet mi ediyorsun? uzun boylu bir çocuk sen boylarda. kız arkadaşı önünde duruyor. sevdiğinin gözlerinin içine bakıyor aşk dolu. kızın belinden tutuyor çocuk sonra eğilip bir öpücük kondurdu alnına. sinir şeyler dedim sinirlendim. ya anla işte kıskandım. dişlerimi sıkmışım galiba ağrıyor. isyan ettim yanımda olmadığın için. yine kulaklığım her şarkıda sen. ama olmuyor ayrılık geçen şarkıları değiştiriyorum hemen. dolmuşta da el ele, kol kola sevenler. allahım diyorum hayat dursa şu an. gözlerimi kapasam açınca tüm sevenler sevdiğinin yanında olsa. ayrı olanlar kavuşsa.... saçmalama be olmayacak şeyler düşünüyosun dedim kendime. ama sadece biz değil ki tüm sevenler kavuşsa ne güzel olur.
ne anlamsız bir yazı yazdın dersin belki ama sana anlatsam ya da anlatmaya çalışsam anlatamazdım bu kadar açık. ben bu yazıyı sana yazdım sevdiğim. bilmem bir anlamı olur mu senin için ama yazdım. bugün kelimeler benden uzak, çıkmıyor dudaklarımdan. konuşmak istemiyorum neden bilmiyorum. çantama baktım iki tek sigaram kalmış. lanet olsun biri kırılmış. ne zamandır ordaysa artık. tek kalan sigaramı gece zifiri karanlıkta içecem. sen düşlersin ya hep. sadece sigaramın ateşi. ikimizi yakacak. bu yazıyı sana yazdım işte ya.
ben bu yazıyı sana yazdım. belki de çok uzaklarda, bir gün sen de özlersin... belki ihtimalini bile düşünmem, sadece belki sözcüğünü çok sık kullanmamdan kaynaklı bir belki umudunun umutsuzluktan sıkılmış hali. anlamadın değil mi? ne diyorum ki? anlamadın; çünkü anlamak istemedin her zamanki gibi. ben de zaten anlamamanı daha çok seviyorum... anlasaydın bir parça beni, inan mutlu olmazdım. beni anlamadığın için mutluyum, anlamaman her ikimiz için de en doğru çizgi senin yamuk taşlı yollarından geçen.
edit: bence anladın sen bunu.
defol git artık,
benden bir kaç ışık yılı, bir kaç galaksi öteye git şanssızlık, defolun gidin seviyorum deyip beni bırakmayıp acı veren sevgililer... sevgisiz zamanlarımı özledim be, siktirin gidin yakındakiler, denizin ortasında yapayalnız sıkılmaları özledim. kaybol patron, işe geç kaldım konuşacağına işten at, nasıl olsa dinlemiyorum. biraz uzaklaş güneş, ne zaman doğsan "hasiktir gene sabah oldu işin yoksa yepyeni bir gün yaşa" diyorum. umudum beni bırakma gene de yaşıyoruz işte. gitmesini istemediğim bir şey sensin lan umudum ve her boka gülmemi sağlayan muzurluğum, gidecekseniz yerinizi zaman kaybetmeden ölümle değişin. ben bu yazıyı size yazdım ibne hayatın ibnelikleri...
bil. gönlümde kim bilir senin gibi kaç sultan ölecek. kimler için ağlayacağım? kimler için güleceğim? kimler için yaşayacağım? zaman her daim vardı. olacakta. sen kalbimde gidenlerin yanında saf tuttuğunda yeniler solan bir gülün tohumları misali açıcak gönlümde .
belki sen beni anlamadın.belki kader değildi. dedim ya. kim bilir ?
(jimmy, 20.06.2009 10:24 ~ 10:24)
'yazmasaydım ölecektim' dedirten anlarda yapılan yakarışlar.
biliyor musun? camda bile bekledim seni, yolumdan geçmediğini bildiğim halde. sigara dumanını bile özledim. farketmesi derin bir bıçak yarası olsa da, ne kadar da değersizim.
...peki ben neyim mazoşist mi!?
artık sana yazılar gönderemem hiç okumayacağını bile bile defalarca yazacağım belki buraya. neden bilmiyorum sana yazıyorsam ve sen okumayacaksın anlamsız gibi duruyor, ama ihtiyacım var.
uzun zamandır döküyorum gözyaşlarımı ardından, gözlerim hep kederli, ayna da kendime bakıyorum da bazen,
hüzün yaşlılığı gelmiş yüzüme. kederi gözüme işleyişin çok acılı oldu. ellerime, saçlarıma, tenime, dudaklarıma... hepsine haksızlık yaptın, ama en şanssızı gözlerimdi. o kadar uzun ağladım ki sancıdılar, seni düşünüp o kadar uykusuz kaldım ki kanadılar.
ben sana hep derdim hatırla, "ne önemi var bedenlerin sadece gözlerini versinler yine severim, 50 sene sonra bir tek gözlerimiz değişmeyecek ki, içinde birbirmizi görebileceğiz."
senin gözlerinin içinde kimler kendini görecek bilemem artık. peki benim gözlerim?
kimse kendini göremeyecek hüznünle doldular.
(odalık, 02.07.2009 22:27 ~ 21.08.2009 15:49)
....
sana ne diyeceğimi bulamadım biliyor musun? saatlerdir düşünüyorum bunu yazmak için ama sana ne diyeceğimi bulamadım. sensiz geçen dakikalar mı, saatler mi, aylar seneler mi bilemiyorum. zaman kavramım gitti, kayboldu.
ben hep çok büyük bir aşk yaşamak istedim, yaşadım da. ama sonunu böyle hayal etmedim ki... sen ne çok sevildin böyle? verdiğim her nefeste özlemini dışa vuruken, aldığım her nefes sen olarak dönüyordu bana. ne çok hayalimiz vardı değil mi? sen ve ben. biz olmuştuk. ama hani öyle zamanla olan aşklardan değildi bu. uzun zamandır tanıyorum hissi olur ya insanda ha işte öyleydi. yıllardır tanıyor gibiydik ilk tanışmamızda. birbirimize soru sorma ihtiyacı bile hissetmiyorduk ne severiz ne sevmeyiz diye. e zaten biz biliyorduk ki bunları. sen benim
kaderimdin ben de senin. o kadar mesafeye rağmen canın yandığında benim de yanıyordu burada ne ilginç değil mi? her hasta olduğunda ellerini tutamıyorum diye kahroluyordum.
herkesin aşkı başkadır, güzeldir ama bizimki daha başkaydı be
ömrüm. imkansızdı, zordu ama başkaydı. vazgeçmek yoktu, yakışmazdı bize. biz kurduğumuz hayallerin hepsini gerçekleştirecektik. zayıf olmak neyin nesiydi. ne olursa olsun yanımda olup tutacaktın ya ellerimi. sen karanlıktan korkan küçük çocuk. uyuyana kadar ellerini tutacaktım ya, saçlarını okşayıp uyutacaktım seni. bu kadar hırçınlık neden? bu kadar severken vazgeçmek neden? çok sevip sevilip, geçmişle kıyaslamak neden? kıskançlık sevgiden gelir evet ama güvenmemek neden? şimdi güneşimiz bulutların arkasında. her yer toz toprak. yine de umutluyum ben. seviyorum çünkü.
senle olan tüm hayallerim tozlu raflarda. evimiz, çocuklarımız, biz.. hepsi kapalı bir kutuda. sen olmazsan anlamı yok ki bir şeylerin. nefes almak da boşa. hoş nefes alamıyorum o da ayrı ya. aynalara bakamıyorum ne vakittir. bir yabancı var biliyorum. çok zayıflamışım öyle diyorlar. saçlarımı da taramıyorum ne de olsa okşamayacaksın. dün mağazada çok güzel bir bluz gördüm. yanına gelince giymek için. şimdi onu da giyemeyeceğim. belki de keserim. sen görmezsen ne önemi var ki? zaten hiç hoş değilmiş sonradan farkettim. senin gözlerinle, bakışınla güzellik kazanacaktı, ondan da vazgeçtim.
farkettim ki çok boş bakıyorum bu aralar. daha doğrusu öyleymiş. dün arkadaşlar söyledi. karşımda, yanımda yoksun. neye kime anlamlı bakacaktım ki? senden uzak kalmam için soğuk ve mesafeli davranıyorsun ya bilmeni isterim ki onlar inandırıcı olmuyor hiç. sadece canımı daha çok yakıyor. beni ne kadar sevdiğini, canının ne kadar yandığını biliyorum. biliyor musun ben hiç anne olamayacağım. herkesin tek dediği zamanla geçer, şimdi böyle düşünüyorsun ama zamanla unutacaksın. ama yok işte değil. ne zamanlar geçti bizim için. her ayrılık daha çok bağladı. eksiltmedi asla bu aşkı, aksine güçlendirdi.
sen yanımda, hayatımda ol ya da olma. ömür boyu beklenen, özlenen ve en önemlisi de sevilen olacaksın. gelmesen de bekleneceksin son nefese kadar. işte sen bu kadar çok sevildin, seviliyorsun. ama üzülme sen, yanmasın canın. ben senin yerine de çekerim tüm acıları. senin yüzün gülsün yeter ki. tek gülüşün için senden bir ömür uzak kalmaya da razıyım.
ömür boyu beklenecek olana...
ben bu yazıyı sana yazdım, hiçbir zaman ulaşılamayan bir samanyolu kadar uzak olan sana ve kalbimin derinliklerinde senin için çırpınıp duran, sensizliğe susamış bir çöl misali boş gözlerle karanlıklara hükmeden benden sana bir sevgi parçası bu yazı.... ben bu yazıyı sana defalarca yazsam da sen bensizliğin en mutlu sularında, parlaklıklar ardında derinliklere aldırmadan yüzüyor olacaksın. ne kadar çok girdap varsa öncesinde benden sana kalan, sen hepsini aşıp gittin. sanmıştım ki, sen hep o girdaplarda sevgiye muhtaç bir kuş kadar mücadele edeceksin bana olan sevginin tüm gerçek çizgilerinde sevgisel daireler çize çize; sıkılmadan, bıkmadan ve usanmadan... ben bu yazıyı sana yazdım, belki de aramızdaki ölüm sessizliğine son bir ışık tutmak ve benden sana kalan ölüm kokan topraklardaki tek yeşeren çam ağacı olabilmek için...