dün akşam, alkol sınırlarını aşarak ankara'nın altını üstüne getirdiğimiz uçurulmuş yazar. bira, votka ve tekilanın karıştırılmaması gerektiğini de öğrenmiş olmalı diye düşünüyorum, yıllardır alkol alıyorum bir çok farklı sima ile alkolün verdiği ruhaniyet ve anarşist alter egomun vücudumu ele geçirmesiyle birlikte yaşamadığım ambiyans kalmadı derken cevizin yanında kontrol edilen yerine kontrolör olmak zorunda kaldım! resmen aydı beni adam, sarhoşluğumu yaşamama izin vermedi diyebilirim
* öyle de güzel dağılır ki oturup tebessümle izlemek kalır geriye, tabi tutmanız da gerekiyor. ankara metrosunda saçlılar geliyor diyerek kaçışan simalar mı dersin, yanlış metroya binip batıkente yol almak mı dersin, benden ayrıldıktan sonra aşti'de yediği sopamı dersin, resmen kısa film yaşattı adam bana. bir insan yolda yürürken görüş mesafesinde ki her insana yaklaşıp ayar vermeye çalışır mı arkadaş. hadi onu geçtim yanında manitasıyla yürümekte olan kocaman bir adama yanaşıp kasımpaşa anılarını anlatmasına ne demeli, peki adamın
kasımpaşalı yıldız var bilirmisin,
yıldız tilbe sorusuna cevizin "biliyorum bilmezmiyim" demesi ve benim sarhoşluğumu unutup elim karnımda yarılmama ne demeli. peki işten çıkmış bir grup gencin metroda bize yardım etmesiyle adamlara "bizim gibi insanlara yardım edin sağlam çocuklarsınız siz, teşekkür ederiz helal olsun, alkolün sonucu bakın canlı örneğiz biz böylede insan kendisinden tiksiniyor" diyerek metronun içinde attığımız nutuklar, herkesin bizi can kulağıyla dinlemesi, akıllardan neler geçiyordu o sırada bilemiyorum tabi. gençlerin duygulanması "abi biz kullanmıyoruz zaten, biz meyve suyu içiyoruz" şeklinde idare etmesi. çok güzel geçti çok. bir daha kendisiyle sarhoş olmam o ayrı
*