gündem
  1. · aşkın yedi seviyesi
  2. · itü sözlük yazarlarından özlü sözler
  3. · galatasaray
  4. · kapının önünde bir yığın misafir ayakkabısı görmek
  5. · tanrıya sorulacak tek soru
  6. · yatmadan önce dinlenen son şarkı
  7. · 15 kasım 2009 galatasaray fenerbahçe basket maçı
  8. · itü fen edebiyatın önündeki uçak
  9. · coca cola

ben büyüyünce çok zengin olacağım  

  1. 90'ların televole kuşağıyla ergenliğe doğru yola çıkan nesil çok iyi bilir. ışıltılı hayatlar, zenginlikler, ortaya saçılan paralar, mağarada doğdum diyenlerin dolarlarla bezenmiş çiğ köfte partileri, yüce divanlık politikaların yüce vicdanca hoş görülemeyecek düğünleri, servet avcısı soyları...özel televizyonların bir bir hayatımıza girdiği günler...

    insanlığın tarihi boyunca üzerinde düşündüğü ve en çok rastlananıdır toplumsal katmanlar. kimi biyolojik, kimi toplumsal kökenli farklılıklar; bir diğer deyişle eşitsizlikler...
    eşitsizlik dendiğinde ise ilk akla gelen şüphesiz ki kast sistemi. aslı portekizcede casta yani ırk olan bu söylem, toplumu keskin ayrımlara sürüklüyordu. ana katmanlaşma, sonucu ölüm olan hukuki düzenlemelerle koruma altındaydı. en alttaki gölgesi bile kirli sayılan paryalar, en üstlerde ise soylular ve din adamları. (ne tesadüf değil mi? taa o zamanlar bile...)

    daha sonra ortaçağ dönemine geldik. düzen adı altında sunuldu gene bu toplumsal katmanlar. ne tesadüf ki gene soylular ve din adamları en üst seviyede. tek varlığı canı olan halk, gene en alt ve gene hiçbir siyasi-ekonomik ya da soyal hakkı yok..
    (nasıl olsun ki? hatırlayınız, roma imparatorluğu'nda spartacus önderliğinde ayaklanan kölelerin, sonradan tek tek kılıçtan geçirilmelerini...) ama gene de ortaçağ'da, kast sistemine nazaran bir kapı vardı. din adamı olarak kölelik-köylülük yazgısından kurtulabiliyordun.kiliseye sonsuz hizmet...ah yüce isa, bu ne yüce bir merhamet...

    ırksal ayrımlar, renklerin ayrımı vasıtasıyla amerika'da resmi 1863, asli olarak ise 20.yy'ın sonlarına kadar sürdü. (inkar edilemeyecek olan ise, bu ayrımın dünya üzerinde hala süregeldiğidir.)

    peki neydi bu toplumsal sınıfları yaratanlar? hangi etmenlerdi?

    bazı ölçütler örneğin; gelir düzeyi, yaşam biçimi ve toplumsal saygınlık. marksistlere göre ise üretim araçlarındaki özel mülkiyet. * * *
    bunların herbirini açıklarken, gene her biri, bir yerinden çatlak veriyor.

    gelir düzeyine göre ayırırken alt-orta ve üst sınıfı, demografik etkenler osta sınıf için farklı sinyaller veriyor. gelişmemiş ya da gelişmekte olduğu söylenen bir ülke için geniş kitlesel yığınların oluştuğu bu sınıfın temsilcileri arasında bulunan bir esnaf ve bir işçi, aynı sınıfta olmadığını iddia edebiliyor. en azından işçi açısından bu böyle. oluşturulan alt-orta ve üst ayrımı, toplumun bireyleri tarafından adil görülmeyip, gene aynı toplumun aydınları tarafından farklı katmanlaşma çalışmalarına yöneltiyor. bu farklılaşma, kesin bir alt-orta ve üst ayrımının yapılmasına engel oluyor.

    yaşam biçimi ile ayrıma gitmek ise, marksist bakış açısından çürütmelere maruz kalıyor.orta sınıfı geçiş sınıfı olarak gören bu bakış açısı, bu sınıfın mensuplarının zaman içindeki gelişmelerde sahip oldukları toplumsal konuma ya da mesleki uzmanlaşmaya bakılmadan, alt katman tarafından çekileceğini söylüyor. alt ve üst gelir arasındaki uçurumun derinleşmesinin, bu toplumsal heyelanı körükleyecek bir zemin hazırladığını söylüyor. (katılmamak elde değil...)

    işin ırkçılık boyutu ise; bambaşka bir sayfadan hayatımıza giriyor. hor görülen bir halkın talihsiz bir ferdiyseniz şayet, elinizden çok az şey gelir demokratik mücadele adına...

    daha sonra ise, günümüzde de hakim olan ( en azından liberallerin söylediği) ''toplumun en önemli konumlarına, en nitelikli olanların getirilmesi için oluşturulan yarışmacı bir toplum''.

    işte benim bütün sıkıntım ve karın ağrılarım burada başlıyor.

    günümüzde bu sefer iki toplumsal katman var. sömürenler, sömürülenler. sömürülenler ise ikiye ayrılıyor. sömürüldüğünün farkında olanlar ve olmayanlar. olanlar da şöyle ikiye ayrılıyor. yapacak hiçbir şeyi olmayanlar ve uğrunda mücadele edenler. ah yüce tanrım, bu ne keskin bir ayırım...sömüren kısımdaki en büyük dert ise daha fazla nasıl sömürürüm...

    günümüzdeki bu toplumsal farklılıklar neden kaynaklanıyor? farklı konumlarda olduğumuzdan mı? yoksa bu konumun değişmek bilmeyişinden mi? olanakların kapalı olmasından, çağdaş bir kast sisteminin hayata egemen olmasından mı?

    benim sömürülen kısımda olmam, benim tercihim miydi? yoksa bir koç ailesinin taşaklarındaki sperm olsaydım aynı mı olacaktı konumum? ( hoş o zaman da koç ailesi çulsuzun teki olurdu)

    anlık zevklerle ve toplumsal uyuşturmalarla farkındalığın ortadan kaldırıldığı bir toplumsal düzenin parçalarıyız...

    ben ileride çok zengin olacağım...

    hayır...gene sermayede bana biçilen maddi imkanlarla gene bu düzene hizmet edip, toplumsal eşitsizliği körükleyeceğim.

    bugün, ülkenin en zeki adamlarının, üniversite sonrası alınarak yüksek katlı binalarda, holding ofislerinde, bilmediği bir yaşam tarzda zekasının parlaklığından dolayı hayatı mahvedilecek. yukarıda ise, bir gerizekalı olarak hayat sürmüş yeteneksiz insanlar, alıştıkları hayatta, alıştıkları partilerde ve hayat düzeninde, alışılmadık düzeyde toplumun ebesini düzmeye devam edecekler...

    ben 12 ay mıntıka temizliği ile vatana hizmet ederken, 23 günlük yatak istirahati ile vatana hizmet edecekler. öss'de aldığım 350 puanla götüm götüm iş arayacağım, o 250 puanıyla babasının plazasının erkut bey'i olacak. inandığımız tanrı benim babama tam teşekkürsüz devlet hastenesi derken, onlara cleveland ya kulum diyecek...

    aklıma eşitlik ve adalete dair nice sözler geliyor:
    şeyh bedrettin'in ne güzel ilkesiydi; ''yarin dudağından gayri her şeyde ortak''

    gene bir magazin programımız burada sona eriyor. prgramımız her şeye rağmen pes etmeyeceklere adanmıştır.
    (zagnem, 18.07.2009 18:08)

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil