|
|
- kuzey irlanda'nın başkenti. katolik protestan çatışmalarının en çok can aldığı irlanda şehri.
(bkz: ira)
- bir de fıkra var belfastla ilgili...
adamın biri gece vakti belfast'ın arka sokaklarında dolanırken arkasından biri gelir silahı ensesine dayar.
-söyle bakalım, katolik misin protestan mı?
bizimki düşünmüş adam protestansa katolik demek intihar... keza adam katolikse protestan demek de ondan aşağı değil. bi kurnazlık ediyim de paçayı kurtarayım demiş:
-ben yahudiyim
gülmüş silahlı adam:
-desene belfast'taki en şanslı filistinli benim...
bu fıkranın da ifade ettiği gibi buradaki mezhep çatışmaları epey suni ve kana susamışlık neticesi hareketlerdir.
- havası ılımlı, insanları sıcak ama hüzünlü şehir.
- belfast, birleşik krallık'a bağlı kuzey irlanda'nın başkentidir. birim alana düşen pub sayısı istanbuldaki kebapçı sayısı kadar denilse abartı olmaz.
(bkz: guiness)
- belfast küçük bir başkenttir ama eğlence, kültürel ihtiyaçlar açısından kendine yetmektedir.
geçmişteki yıkıcı olayların nispeten yatışması sonrasında şehri tekrar güzelleştirmek, merkezdeki yıkık ve izbe alanları canlandırmak için projeler geliştirilmiştir. bu yüzden son yıllarda mimarlık ve inşaat sektörü pek canlıdır.
şehir ingilterenin batısındaki daha küçükçe adanın yine birleşik krallığa bağlı topraklarında, doğu kıyısında kurulmuştur. içinden lagan nehri geçer ve okyanusla şehir sınırları içinde buluşur. işte bu nehir kıyısında sanayi devrimiyle beraber büyük önem kazanmış tersaneler bulunur. titanic burda irlandalı işçiler tarafından yapılmış ve suya indirilmiştir. nehir boyunca parklar ve bisiklet yolları vardır. her yer bakımlıdır ve boş gezenin boş kalfaları için pek keyiflidir.
az bulutlu bir günde -ki yazın bile bulutsuz bir gün beklenmiyor pek- uçaktan görülen sıra sıra kırmızı tuğla evler pek monoton gelebilir. ama göz alıştıktan sonra ayrıntılar farkedilir, güzeldir. (bkz: şeytan ayrıntıda gizlidir)
katolik-protestan kavgaları veya savaşlarının geçtiği yerler bu arka mahallelerdir. her mahalle duvar resimleriyle, bizde seçim zamanı ortaya çıkan bayraklara benzeyen her daim asılı bayraklarıyla kendini ifade eder. yolda karşınıza çıkan bir vatandaş da sizi kolunuzdan kavrayıp kulağınıza eğilip karşısında olduğu tarafa küfredebilir. katolik mahallesinde ingiliz aksanıyla konuşmamak akıllıca olabilir.
merkezden güneybatıya uzanan yol aksı boyunca irili ufaklı gotiğimsi* birçok kilise vardır ama hiçbiri pek görkemli değildir bence.
batıya doğru evler büyür, çevre nezihleşir, arabalar lüksleşir. muhtemelen dünyanın heryerinde olacağı gibi otobüsleri kullanan insanlar da farklılaşır. işte bu yönde ilerlerken göze çarpmadan geçemeyecek olan "queens university"dir. bir diğer üniversite de kampusu şehir merkezinin doğusunda kalan "university of ulster"dır. queens'in bahsettiğim nezih konut bölgesinde büyükçe bir yurt alanı vardır. burda çeşit çeşit, irili ufaklı seçenekler sunulur. yalnız standart olan hepsinin tek kişilik odalar içermesi ve bu odaların herbirinde lavabo bulunmasıdır. yalnızca her katta ortak mutfak, duş ve tuvaletler vardır. orta halli öğrenciler için en lüksü bile pek tuzlu değildir.
alışverişe gelince... şehir merkezinde bir city hall ve bunun tam karşısında uzunca bir cadde boyunca dükkanlar ve tabii turist merkezi bulunur. işte her türlü insan burdan cebine göre bol alışveriş yapar. ayrıca öğrenci için hayat kurtaran tesco market zincirinin dev bir halkası da bu cadde üzerinde, burger king'in (eksik kalmasın) çaprazında konuşlanmıştır. tesco, tarihinin geçmesine iki gün kalmış ürünü yarı fiyatına satar, ucuzluk saatleri vardır vs. bir halka da yurt bölgesi yakınlarında bulunur, sömürülür. bunun dışında boots denen alışveriş zincirine değinmeden geçemem. pahalıdır ama hiçbiryerde olmayan orda vardır. (bkz: hiçbiryerde) (bkz: ne alaka)
birkaç yabancı mutfaklı restoran dışında her yer akşam beşbuçukta kepenkleri indirmeye başlar ve altıda sokaklarda in cin top atar. hava güzelken bile durum değişmez. insanlar evlerine koşup, yemek yiyip publara akmak için hazırlanmakla meşgul olurlar birkaç saat kadar. en azından ben öyle tahmin ediyorum.
turistik açıdan bakılırsa ilk akla gelen publardır. öğrencilerin her gece, iş güç sahiplerinin de haftasonu içip dağıtmayı pek sevdikleri ortamlardır bunlar. soğuk ingilizler efsanesini kıran bir samimiyete sahip bu insanlarda (ingiliz değiller zaten) belli dereceye kadar taşkınlığı mazur gören bir anlayış vardır. kapıda bekleyen bodyguardlar yerde debelenen sarhoş gence bakıp "peehh peeh.. gençlik işte" derler mesela. birçok yerde belli günlerde canlı müzik vardır, takip edilmelidir. en çok bira içilir. votkanın ve viskinin birim fiyatı biranınkinden azdır.
yemek dersek, yerel yemeklerin ne olduğunu anlamak bir yana, anlaşılan şeyi türk damak tadına sahip birinin beğenmesi zor gibi. yalnız, yemekten sayılmaz deyip geçmemek lazım, pek leziz sandviçler yapan bilimum yer vardır. eğer okulda öğrendiğimiz ingilizceye benzemeyen aksana sahip irlandalılara ne istediğinizi anlatabiliyorsanız ya da "bu, bu" diye işaret edip hallediyorsanız ucuz, besleyici bir öğle yemeği halledilebilir böylelikle. yoksa tesco'dan alınan hazır, plastik kapta çatalıyla beraber verilen soğuk makarna ve salatalara talim etmek gerekebilir; pek fena. ama eğer mutfak varsa en iyisi kendin pişir kendin yedir.
bir tek haftasonu geçirdiğim bu şehirde (kalanında çevreyi gezdim) kapalı pazaryerinin varlığını o son hafta farkettim. burda bitki, mobilya, hristiyan misyonerler ve de değişik ülkelerden yemekler satan standlar bulunur. işte ordaki yaprak sarmaları ve su böreğini pek geç farkettim. sarmalar "greek or turkish origin", börek "turkish origin" etiketliydi. gururla mideye indirdim.
görülecek yerlerin en ilginci güzel doğasını övebileceğim adanın bu şehrinde nehir kıyısı olabilir. nehir boyunca tekne turları filan da yapılır. bir de cave hill denilen, eteklerine merkezden otobüs işleyen bir tepesi vardır. atletik kişilerce eteklerinden başlayarak tırmanılan bu tepenin manzarası dümdüz şehre hakimdir, rüzgarlı ve pek güzeldir. tepeye ismini veren mağara pek matah birşey değildir, tırmanırken durak noktası olabilir yine de. gezinin kesinlikle yağmurlu bir günde yapılmaması gerekir. (bkz: çamur)
turistik sayılabilecek bir yer de bir zamanlar kraliyet ailesinin evi olarak kullanılıp şimdi müze olmuş stormont'dur. sonuçta neoklasik, görkemli bir binadır. tarihi anlatır.
belfast küçüktür ama anlat anlat bitmez, bitmeyebilir.
"you have irish eyes"
not: aklıma geleni yazdım, her an düzeltme gelebilir.(artemisia, 20.09.2006 00:17 ~ 20.11.2006 01:01)
- george best'in doğduğu şehir.
- kadıköydeki en orjinalinden bi irish pub.
|