|
|
- gezgin bir bektaşinin yolu anadolunun ufak ve bağnaz bir kasabasına düşer.demlenme zamanı gelmiştir ama bir türlü kasabalının tepkisinden çekinip korktuğundan kimseye meyhanenin yerini soramaz.sonunda dayanamaz ve
sarıklı bir kişinin yanına giderek:
bektaşi: baba erenler bu kasabada bektaşi dergahı nerdedir acep?
kasabalı: şu yokuşun üst tarafı
bektaşi: haa şu meşhur meyhanenin yanı öylemi
kasabalı: yok amca meyhane aşağı yolda ilerleyince sağda... der
bektaşi meyhanenin yerini öğrenmiş olarak ıslık çala çala ilerler.
- mevlevi, bektaşi, güleni akşam yemeklerini yedikten sonra dolaba bir bakarlar ki dolap ta bulunan müthiş lezzetli tatlı ancak bir kişinin nefsini köreltecek kadardır.
mevlevi - biz en iyisi şimdi rüyaya yatalım yarın sabah rüyalarımızı anlatalım en güzel rüyayı kim gördüyse o tatlıyı yesin.
bu teklifin üzerine herkes odasına çekilir ertesi sabah rüyalarını anlatmaya başlarlar.
mevlevi- rüyamda mevlana celaleddin i rumi hazretlerini gördüm bana cennetin binbir değişik güzelliğini gösterdi. yolumuzdan sapma ki bu güzelliklere ulaşabilesin dedi. bal akan ırmakların suyundan içirdi. sabah kalktığımda ağzımda o leziz tatla uyandım.
güleni- rüyamda hocaefendi hazretlerini gördüm. bana binbir değişik dünyalıkları gösterdi. yolumuzdan sapma ki ihale üstüne ihale alabilesin amerikalar da gezebilesin dedi. çikolatalar şekerler yedirdi sabah kalkınca ağzımda o tatları bir daha hissettim.
bektaşi- rüyamda hacı bektaş ı veli pirimi gördüm. bana sizin hallerinizi gösterdi.evlat ne bende dünyalık var ne de yaşayan faniye cennetten su içirecek hikmet! sen yine de yolumuzdan sapma arkadaşların nasılsa ağızlarında birbirinden leziz tatlarla uyandılar, benim hediyemdir kalk bari dolapta ki tatlı da senin olsun. ben de sabah ağzımda dolaptaki tatlının tadıyla uyandım.
- bektaşi ile bir hoca yola çıkmışlar bir süre sonra hoca namaz saati demiş başlamış kılmaya rekat üstüne rekat selam üstüne selam bektaşinin beklemekten canı sıkılmış, hoca namazı bitirince sormuş
- yahu bu ne uzun namaz böyle
- kazaya kalmış namazlarımı kıldım
- eh bende bir namaz kılayım demiş ve başlamış aradan baya bir zaman geçmiş ve namaz bitmiş
hoca dayanamayıp sormuş
- senin namazda uzun sürdü
- önümüzde ki haftanın namazını da kıldım
hoca şaşırmış
- yahu olur mu böyle şey
bektaşi gülmüş
- yukarıda ki senin veresiyeni kabul ediyorda benim peşinimi neden kabul etmesin?(ashra, 27.07.2006 17:44)
- günlerden birgün bektaşinin ineği hastalanır
bektaşi baytar getirir ineği gösterir adam derki senin inek gidici
bektaşi allaha yalvarır kuban olduğum allah varım yoğum bu inek
ineğim ölmesin on gün oruç tutucam
bektaşi başlar oruca
on gün oruç tutar onbirinci gün inek ölür
bu işe sinirlenen bektaşi allaha seslenir
ey allahım sen büyüksün
on gün orucu ramazandan düşerim ölen ineğide kurbandan sayarım..(ashra, 27.07.2006 17:45)
- bektaşilerin sivri zekalarını gösteren fıkraların bütünüdür.
bektaşi cuma'ya gitmiş.
camide hoca boyuna nutuk atmakta vaaz vermekte kendine göre... hem de şarap içenleri açıkça kınamaktadır.
bektaşi can kulağıyla dinlemeye başlamış, hoca devamlı "şarap içenler öbür tarafta her türlü ceza görecek. şarap içmeyenler her türlü sefa görecek... hatta herbirinin emrine kırk huri verilecek... huriler şöyle güzel, böyle hoş, başka türlü mültefit.... şarap içenlerinse içtikleri her şişe şarap kıl köprüden geçerken boyunlarına asılacak!!! " demiş.
bektaşi dayanamamış durduğu yerden seslenmiş: "hoca efendi şişeler dolu mu olacak boş mu?"
hoca gürlemiş: "bre zındık sen dolu şişelerle öbür tarafı meyhanemi sanırsın!"
bektaşi boynunu büküp itiraz etmiş: "iyi ama hoca, adam başı kırk huri ile sen de öbür tarafı kerhane mi sanırsın!!!"
diye de vermiş ayarı...
- bektaşinin biri bir mevleviye nasıl ayin yaptıklarını sorar. mevlevi;
-hak deyip döneriz, deyince bektaşi:
-yok azizim, biz bir kere hak dedik mi artık dönmeyiz dururuz.
- bektaşi fıkralarıyla ilgili doyurucu bir derlemeyi bahri alptekin yapmıştır kitabın adı"bektaşi fıkraları"dır. italik yayınlarından çıkmıştır. kitapta fıkralar altı konu altında derlenmiştir;
a)bektaşi fıkralarında tanrı-inanç
b)bektaşi fıkralarında ibadet
c)bektaşi fıkralarında içki
d)bektaşi fıkralarında aile ve kadın
e)bektaşi fıkralarında toplumsal ilişkiler-hayat felsefesi
f)günümüz alevi-bektaşi fıkraları
arka kapaktan;
bektaşi bir simgedir. nüktelerini yobazın, haksızın, batılın, zorbanın, yalancının suratına tokat gibi indirir. korkusuz, riyasız, sağduyulu olduğu kadar zekidir de.
kendisine yönelen eleştirileri her biri ince bir zekanın ürünü olan mecazi nüktelerle savuşturur. bu nüktelerde, fıkralarda içinde bulunduğu toplumsal hayattaki bozuklukları, çatışmaları vurgular.
halkın, haklının sesidir bektaşi.
gücünü halktan almış , benimsemiş, giderek büyümüştür. zaman içinde adını aldığı bektaşi erkanı ile birlikte yaşayan evrensel bir değer haline elmiştir.
- geçenlerde ilhan selçuk'un köşesinde okuduğumda beni kahkahalara boğan bir örneği:
sıcak bir ramazanda herifin biri sokakta şapurdata şapurdata karpuz yiyerek yürüyormuş...
bektaşi:
-imanım, demiş, dikkat et, icabına bakarlar...
herif yanıtlamış:
-ben müslüman değilim
bektaşi:
-öyleyse bir ye bin şükret
- bektaşinin biri, oruç tutmazmış, ama her gece sahura kalkar, karnını tıka basa doyururmuş. onun bu halini bilen komşusu, bir gün sormuş:
— erenler, oruç tutmuyorsun ama, sahuru da hiç kaçırmıyorsun, bu nasıl iştir?
bektaşinin cevabı hazırmış:
— biliyorsun, oruç farzdır. sahur ise sünnettir. farzı yerine getiremiyoruz. bir de sünneti terkedersek, hangi yüzle gideriz öbür dünyaya?
- paraya çok ihtiyacı olan bir bektaşi, başkalarından para istemektense, allah'a yalvarmaya niyedenmiş. doğru camiye gitmiş, cemaada birlikte namaz kıldıktan sonra başlamış duaya:
— ey allahım... demiş, bana şu parayı ihsan et de, önce işlerimi göreyim, sonra da sofrayı kurup ağız tadıyla bir içeyim...
bektaşinin bu sözleri üzerine yanındaki kişi ona dönmüş:
— behey utanmaz arlanmaz herif... allah'tan böyle şey istenir mi hiç? diye çıkışmış. ama bektaşi hiç istifini bozmamış:
— sen ellerini açıp ne istiyorsun? diye sormuş.
— güzel ahlâk istiyorum... bana doğru yolu göstermesini istiyorum, demiş adam.
bektaşi gülmüş:
— senin ahlâkın yokmuş ki, allah'tan ahlâk istiyorsun. doğru yolu bulamamışsın ki doğru yolu bulmayı diliyorsun. benim ise, hem ahlâkım sağlam, hem de doğru yolu çoktan buldum... herkes kendinde olmayanı ister, demiş.
- (bkz: beşiktaş fıkraları)
- zengin iş adamı, sokakta rastladığı, eski dostu bektaşi'ye, yoksul olduğu için 5 lira verir.
bektaşi, "bakıyorum bu sefer yalnız 5 lira veriyorsun. iki sene evvel 20 lira, geçen sene 10 lira vermiştin. bu sene 5 liraya düştü." der.
— bak can dostum, diye zengin adam durumu anlatmaya başlar: "iki sene evvel evlendim, geçen sene de çocuğum oldu ve harcamalarım arttı..."
bektaşi birden dostunun sözünü keser:
— görüyorum ki artık benim paramla aile geçindiriyorsun.
- bektaşiye sorarlar; en çok hangi nefesleri seversin? bektaşi cevaplar; sigaranın ilk nefesiyle kaynanamın son nefesini.
- bektaşi bir gün ormanda gezerken bir adama denk gelir.adam eşşeğini ağaca çıkartmaya çalışmaktadır. bektaşi adama dönerek;
- "kolay gelsin hayrola eşşeği niye ağaca çıkartmaya çalışyorsun" der. adam bektaşiye dönerek
- "zamanın birinde bir söz verdim sözümü yerine getiremezsem eşşeği ağaca çıkartacam diye yemin etmiştim malumunuz sözümü yerine getiremedim." der. bektaşi
- "hele bir soluklan yemek yiyelim işine öyle devam edersin" der. adam kabul eder yemekleri yerler. yemekten sonra bektaşi çıkınından şarabını çıkararır ve adama ikram etmeye çalışır bunu gören adam bektaşiye;
- "hayatta ağzıma içki sürmedim sürmem " der. bunun üzerine bektaşi tütün ikram eder adama, adam yine bektaşiye dönerek
- "hayatımda hiç sigara içmedim" der. bunu üzerine bektaşi adama
- "o zaman namazında niyazında bir adamsın herhalde" der. adam bektaşiye
- "hayatımda caminin kapısından içeri girmedim namaz kılmayıda zaten bilmem" der. bunun üzerine bektaşi adama
- "sen boşuna eşşeği ağaca çıkartmaya uğraşma kendin çık." der.(slysmk, 27.09.2007 11:35 ~ 11:36)
- bektaşinin biri birgün camide vaizi dinlemektedir.vaiz allahı tanımlamaktadır:
-o ne yerdedir ne gökte,ne yer ne de içer,ne doğmuştur ne de doğurmuş...
bektaşi dayanamaz hemen atlar
-hoca sen şuna yok diyeceksin ama dilin varmıyor.
- başıboş bir eşek nasılsa bir camiye girmiş, hoca eşeği döverek dışarıya çıkarmaya uğraşırken, oradan geçen bir bektaşî babası bu hali görerek hocaya sormuş:
- eşeği niçin dövüyorsun be hoca efendi?
hoca hışımla cevap vermiş:
- gelmiş camiye girmiş.
bektaşî teskin etmek için söyle demiş:
- canim hoca efendi, onun akli erer mi? eşek olduğu için yapmış bir yanlışlık, girmiş camiye, bak ben giriyor muyum hiç.....
- bektaşinin biri kafayı hafiften firiklemiş ,
" batsın bu dünya " şarkısını söylüyormuş durmadan .
arada bir de ,notasız, "batsın bu dünyaaaaa " diye de bağırıyormuş.
başbakanımız tayyip erdoğan bunu duymuş ,yanına çağırmış bektaşi hoca'yı .
-söyle hocam " neden batsın bu dünya ?"
hoca "batsın tabi ki, belki altı üstünden iyidir " demiş
istanbul emniyet müdürü de oradan geçiyormuş o an , " hoca sen gomonist misin , yoksa ergenekon çetesi üyesi mi?...."
-" neden soruyorsun müdür bey ?"
-" ne bileyim , kaos yaratıyorsun da şu güllük gülistanlık vatanımda ?"
"hee ya" demiş hoca , "sadabad bahçesinde durum öyle , sen gel bir de , bizin pencereden bak sıkıyorsa...."
- bektaşi bir gün cuma namazına gider.namazdan önceki vaazda hoca,içkinin haram olduğunu,tek bir damla bile içenin dahi günah işlediğini asla içilmemesi gerektiğini,sağlığa olan zararlarını falan anlatır.sonra da ekler:aranızda içen varsa da şu illeti bir an önce bıraksın.tam o sırada bektaşinin koynundaki şarap şişesi düşer.bektaşi çaktırmadan almaya çalışsa da şişe yuvarlanmış ve epey uzağa gitmiştir. cemaat şok içerisindedir ve tüm gözler bir anda bektaşiye odaklanır.bektaşi ise istifini bozmadan:
-evet,cemaat.bakın,ben ben içkiyi bıraktım.haydi siz de bırakın,der.
|