beklentisiz sevmek   

 sayfa  / 3
adana çık aradan

  1. tarifi zor ama şöyle ki bir izahat belki mümkün olur:

    bu kaçıncı ağıt onun ardından.. kaçıncı kaybedişim onu. daha ne kadar bekleyeceğim bir şeylerin değişmesini ve de değişmediğini göreceğim her seferinde. her nefes alıp verdiğimde kalbimin sancıdığını hissediyorum. bu sancı onu yavaş yavaş koparıyor yaşamaktan ayağına bir taş bağlayıp denize atası geliyor kendini. canına yetti artık sevmek, özlemek, yitirmek ve de kırılmak!

    bir kere doyasıya sarılmak istiyorum ona. geçen gece rüyamda gördüğüm gibi sıkı sıkı hiç bırakmayacakmışçasına. başımı göğsüne koymak bir süre ağlamak sonra yüzüne dokunmak… yanağına usul bir öpücük kondurup buharlaşmak bir anda. neden tüm kötü rüyalarım gerçek oluyor! bir kere de uyanmak istemediğim bi tanesi gerçek olsun. yağmurda sığındığımız barakada beni tek başıma bırakmadığı, saçlarıma yavaşça dokunup alnımdan öptüğü rüyalarımı yaşamak istiyorum ben.

    yanında olmak istiyorum onun sadece beni sevmesini beklemiyorum.yanında olmak... bir hayalet gibi izlemek, attığı her adımı bilmek ve hatta aldığı her nefesi hissetmek. karşısındaki evde yaşamak ve perdenin arkasından usulca bakmak.. o beni görmese de olur, ben onu göreyim yeter ki. bileyim ki şu karşı ki pencerede bana üç adım mesafede duruyor. işte şu yanan ışıkta ders çalışıyor. televizyon seyrediyor şu an renklerden anladım. uyudu galiba… iyi geceler aşkım…
    (juda, 30.04.2005 22:58 ~ 23:00)
  2. tartışılması yersiz bir genelleme, normal bir olgu. olması gereken durum. aksi takdirde çıkar ilişkisi tanımını karşılayacaktır. sevginin bir nedeni olmadığı gibi beklentisi de olmaz; sevmek sebep değil sonuçtur; bir beklenti değil karşılıktır.
    (joeykeys, 30.04.2005 23:39)
  3. (bkz: sevgi)
    (tenekeci, 30.04.2005 23:43)
  4. çok çok az oluyor. bazen hiç bir şey beklemediğinizi sadece zannediyorsunuz.
    (viola, 01.05.2005 02:46)
  5. yapılması tavsiye edilmeyen,çünkü kişi en azından sevilen kişinin kendisini anlamsını beklediğinden
    hayal kırıklığına uğrama ihtimali yüksek olgu.
    (tifosi, 01.05.2005 03:24)
  6. (bkz: kapalı dükkana kira ödemek)
    (neverwinter nights, 01.05.2005 04:04)
  7. platonik takılmak
    (toumai, 01.05.2005 19:44)
  8. karşılıksız aşk!
    (bkz: platonik)
    (yalnızlık senfonisi, 01.05.2005 19:56)
  9. bir iki sefer yapıldıktan sonra, düpedüz enayilik olarak nitelenebilecek beyhude eylem. (bkz: tecrübe konuşuyor)
    (cif, 01.05.2005 21:10)
  10. 'herkes kendi sevgisinden mesuldür'ün eş anlamlısı.
    (compasino, 25.01.2006 12:53 ~ 12:54)
  11. saf aşkın tanımı..
    (halukk, 25.01.2006 13:01)
  12. (bkz: sevgi anlaşmak değildir nedensiz de sevilir)
    (delilah, 25.01.2006 13:11)
  13. joe: allison seni seviyor mu?
    quins: (kendini çok kötü hisseder ağlar, bir yudum içki alırken başını sallar)
    joe: nerden biliyorsun?
    quins: (düşünür) çünkü hakkımdaki en kötü şeyi biliyor ve aldırmıyor.
    joe: nedir o?
    quins: hayır, tek bir şey değil; sadece bir kavram joe. bu şey gibi, birbirinizin sırlarını bilirsiniz, en derin en karanlık sırlarınızı.
    joe: derin karanlık sırlar mı?
    quins: evet, ve sonra özgür kalırsınız.
    joe: özgür kalmak mı?
    quins: birbirinizi sınırsız sevmekte özgür kalırsınız. korku kalmaz. birbiriniz hakkında bilmediğiniz bir şey olmaz ve artık her şey yolundadır.

    (bkz: meet joe black)
    (lethe, 25.01.2006 13:12)
  14. daha nen olayım isterdin
    onursuzunum senin

    cemal süreyya
    (abartma tozu, 25.01.2006 13:37)
  15. (bkz: yedik onu biz)
    (ivy, 25.01.2006 14:38)
  16. saf sevmektir. başka bi duyguya yer bırakmadan.
    bir taraftan umut olur mu, tabii ki. hem de en yakıcı umutlardır, olmadıkları durumlarda kahreden cinsten. ama yine de beklentisiz sevmeye engel değildir. olsa da seviyorsundur, olmasa da. sadece "o" olduğu için. başka biriyle bile olsa, hiç olmazsa onun mutlu olmasını teselli olarak görebilmektir.
    zor zanaattır..
    (nell, 25.01.2006 16:10)
  17. ancak ve ancak aileden gelen sevgi türü.
    (dick darlington, 17.03.2006 19:17)
  18. "sen olmasan da yaşatırım ben bu aşkı" mantığıyla sevmektir ve bu ayrılığı kabullenemeyen insanın kendisini kandırmasından başka birşey değildir.
    (touch of pink, 16.04.2006 22:47)
  19. hayal kırıklığına uğramamak,sonradan daha çok üzülmemek için üzerime geçirdiğim zırh sanırdım eskiden.sevdiğimden hiçbir şey beklemediğimi.

    ne en ufak bir gülüş,ne ağzından çıkan tek kelime de olsa güzel bir söz...ne bana ayıracağı üç beş dakika,ne çevresindeki onlarca insandan farklı olarak özel bir ilgi...

    kendi sevgimi ikiye bölüp onunla paylaşırdım ve ondan beni sevmesini beklemezdim böylece.bana karşı en ufak bir sorumluluğu yoktu,defalarca söylerdim kendi kendime bunu kabul ettirebilmek için.

    bana ait değildi,onu başkalarından kıskanmaya hakkım yoktu.bana hiçbir söz vermemişti.onun için özel biri olmak gibi bir umudum olamazdı,olmamalıydı kendi iyiliğim için.

    bir anlamda kendimi en kötüye hazırlamak gibiydi.ne olursa olsun,ne yaparsa yapsın kırılmayacaktım aklımca.onu serbest bırakıyordum,kendi sularında yüzüyordu.ben sadece kıyıda durup onu seyredecektim,başını kıyıya hiç çevirmese bile sorun olmayacaktı.hazırdım buna.kırılmayacaktım...

    bir gün söz verip tutmadığında,sert bir söz söylediğinde anladım yalandı hepsi.kendimi kandırmaya çalışıyormuşum meğer.benim ona verdiğim kadar değeri bekliyormuşum nerdeyse.beni fark etmesini ve ona göre davranmasını.onun için sıradan olduğumu hissetmek içten içe öldürüyormuş meğer beni.tek bir anda fark ettim bunları.

    yalandı.beklentisiz sevmemiştim.onun için özel olmak hayattaki en büyük beklentimmiş elimde olmadan...
    (cellmania, 28.07.2006 13:36)
  20. "küçüktüm. saçlarımı iki yanından ayırıyor, rengârenk tokalar takıyor, pantolon askılarıyla tutturulmuş bermudalar giyiyordum. vücudumda taşıdığım tek aksesuar dizlerimdeki ve dirseklerimdeki çürüklerdi. gamzelerim daha belirgindi o zamanlar. ya da belki daha sık gülüyordum.


    nereden geliyorduk, hatırlamıyorum, demir bahçe kapısının kenarında duruyordu. minik bir kedi yavrusundan biraz daha büyük bir kaplumbağa… önce kaplumbağaya baktım heves dolu bir sevgiyle; sonra babamın gözlerine, istekle; ve “istersen ona evde bakabilirsin”, diyen annemin yüzüne, minnetle… şimdi, elimde bir toz beziyle onun kabuğunu ve ayaklarını silerken ne kadar önemli bir şey yaptığımı zannettiğimi, gülümseyerek hatırlıyorum.


    başlangıçta mutluydum. köpekler gibi sevgi dolu ve hareketli değildi, kediler gibi yumuşacık tüyleri ve eğlendiren numaraları yoktu. hatta neredeyse biblodan farklı bir hali de yoktu. sesi bile çıkmıyordu ama seviyordum onu ben, varlığı yetiyordu; evdeki dostumdu! kabuğundan seviyordum yumuşacık dokunuşlarla, hikâyeler anlatıyordum ona. geceleri iyi uykular diliyordum, eğilip yatağımın altına.


    ama zamanla kırılır olmuştum kaplumbağaya. çünkü onca sevgime, ilgime rağmen, hâlâ, ne zaman yanına gitsem kafasını içine çekip ağır ağır uzaklaşıyordu benden ve uzun bir süre çıkmıyordu yerinden. anlatmaya çalıştım, cevap vermesini bekledim; olmadı. sonra sebeplerini bulmaya çalıştım; neden beni sevmediğini anlamaya. biraz düşünüp çook ağladıktan sonra, sevgimle, ilgimle, varlığımla onu sıktığıma, ona yetemediğime karar verdim. onun beni sevmeyeceğine.


    babamın yanına gittim ve kaplumbağayı nereye bırakabileceğimizi sordum. kaplumbağadan sıkıldığımı sandı önce, oysa ben sahiplendiğim hiçbir şeyden kolay kolay sıkılmazdım. bana onun kedi ya da köpek gibi bir hayvan olmadığından falan bahsetti. benim çocuk aklım bunları hesaplamıştı zaten. babama, ondan sıkılmadığımı ama kaplumbağanın benimle birlikte yaşamaktan mutlu olmadığını düşündüğümü ve hissettiğimi söyledim. sevgim onu mutsuz ediyorsa, ısrar etmemizin anlamı olmayacağını; bu tür zoraki bir dostluğun beni de mutlu etmeyeceğini söyledim. babamın bir arkadaşının hiç sevmediğim bir kızı vardı, onlara gittiğimizde neler hissettiğimi ve kaplumbağanın da aynı şeyleri hissetmesini istemediğimi anlattım. babam, ancak şimdi isimlendirebildiğim -gurur- bir gülümsemeyle sımsıkı sarılıp bana, derin bir nefes aldı. ve bana: “yaratılan her şeyin bir doğası vardır cimcimem”, dedi, “onun sana diğer canlılardan görmeye alıştığın tepkileri vermemesi seni sevmediği ya da senden sıkıldığı anlamına gelmiyor. bak, aslına bakarsan hepimize aynı şekilde davranıyor. bence o mutlu, yoksa kaçıp giderdi. ve bence o da seni seviyor ama onun yapısında bu sevgiyi gösterebilecek bir yeti yok; ne konuşabiliyor, ne sarılabiliyor, ne gülümseyebiliyor… bunu anlamanı çok isterdim, seni çok sevse bile, istese de gösteremeyeceğini ve bunun seni üzmemesi gerektiğini…”. “o halde, onu bir oyuncak bebek gibi mi görmeliyim? bebeklerim de benimle konuşmuyorlar, beni sevmiyorlar ama ben onları çok seviyorum ve onlarla birlikte vakit geçirmekten çok mutluyum… hem bakarsın, belki öğrenebiliyordur bazı şeyleri ve bir gün belki sevgisini gösterebilir, ne dersin?”. “sen gerçekten akıllı bir kızsın”, dedi babam, “sabrı, umudu ve kabullenmeyi bu yaşta bu kadar mantıklı anlayabilmen ne mutlu…”


    doğruydu; uzun yıllar bu kabullenmenin, anlayışın ve sabrın umut dolu gücüyle yaşadım sevmeyi ve sevilmeyi. sevilirken, kaplumbağa gibi olmaktan kaçındım; severken karşı tarafı zorlamadım, kurcalamadım… bekleyip durdum. mutlu olmayı da becerdim hep. beklentisiz, karşılıksız… ama şimdilerde, ‘doğası gereği kabullenme’ yaşlarımın, yani avunma ve avutma çağlarının bittiğinin üzülerek farkındayım. hayat bize aynı pembe gözlüklerin arkasından bakmıyor artık. büyüdük ve küçük heyecanları yitirmekle, samimiyetimizden vazgeçmekle cezalandırıldık. bebeklerle oynama yaşımı çoktan gerilerde bıraktım. artık beklentilerim doğrultusunda bir yaşam, sevgiler ve dostlar seçmeye çalışıyorum kendime., doğasını kabullenmek yerine. her kör satıcının bir kör alıcısı vardır, demezler mi? o halde gören gözleri kapatmak, ufka bakmamak niye? alınabilecek tek bir mutluluk, paylaşılacak ortak tek bir an bile varsa, elindekine minnet niye?

    sınırlarını zorlamazsan, genişletemezsin! "


    özgecân
    (penceremdeserçeler, 01.05.2007 09:46)
  21. kırmızı ışıkta geçip, yağmurda şemsiyesiz koşmaktır... en soğuk havalarda, terleyerek yol almaktır...
    (miss teacher, 01.05.2007 10:11)
  22. anne sevgisinin tanımıdır, gerisi yalandır.
    (toshiba, 05.05.2007 18:03)
  23. neden sonuç ilişkisini reddetmektir.
    (sugibiazizol, 05.05.2007 18:42)
  24. karşıdakine beslenecek umudun olmaması sonucu gerçekleşen durum.
    büyük fedakarlık örneğidir,o kişi gidip en yakın arkadaşınızla çıksa bile onun mutlu olmasının yeterli olacağı gibi saçmasapan fikirleriniz vardır,birkaç yıl sonra siz bile böyle düşündüğünüze inanamazsınız!
    (sereia, 08.05.2007 16:50)
  25. bir anda beklentiler içine girmek an meselesidir.beklentisiz olduğunuzu sanan karşı tarafta hemen geri adımlar atmaya başlar.işte hezeyanlar da tam o sırada başlar.
    (sengotra, 08.05.2007 17:11)
 sayfa  / 3