|
|
- zeki demirkubuz ve eşi nurhayat kavrak'ın başrolünde oynadıkları film.film suç ve ceza'yı çekmek isteyen bir senaristin flmidir aslında.ama senarist(zeki demirkubuz) sorunlu,hayattan bezmiş,sürekli marlboro light içen bir adamcıktır.o yüzden de bir türlü konsantre olamaz.dönem dönem ilhamlar gelir tabi ki..zamanı gelince.filmden çıkardıım çok şey yok aslında.biraz zor bi film.ama şu var.naz yapan adamlar her zaman daha çekici geliyo.hep savunduğum gibi,ulaşılması zor olan hep daha cazip.
zeki bey filmin yönetmeni de aynı zamanda.kadın oyuncu bulamamış,hanımını oynatmış filmde gerçekten de..çok da iyi olmuş.bi de kendi evlerinde çekmişler filmi.sanırım cihangir.
- genellikle son derece konforlu şekilde döşenmiş, gazete, dergi gibi okunacak güncel bir şeylerin bulunduğu, klasik müzik yayının moda olduğu, doktor muayenehanesine girmeden önce ağırlandığınız oda.
bekle bekle ağaç olursunuz bazen. ha bir de doktorla görüşmeniz acilse burada geçirdiğiniz süre arttıkça, sinir katsayınız da o kadar artar.
- gitmek bitmek oldu mu
tedavüle girdi mi bir kere ayrılık
evlerin her bölümü
bekleme odası artık
met-üst
- zeki demirkubuz şaşırtıcı şekilde iyi bir oyunculuk sergilemiştir bu filminde.o denli inandırıcı oynamıştır ki yönetmenliğine bayıldığımız hayran olduğumuz adamların iç dünyası buysa ne iğrenç adamlar bunlar dedirtmiştir.bekleme odası filminde zeki demirkubuz konusunu belirlemiş fakat neyi nasıl yapacağı konusunda biraz sıkılmış kararsız kalmış bir yönetmeni oynamaktır.ilişkilerinde tek bir gerçek vardır o da gerçek duygularını bir türlü kimseye söylememesidir.büyük kasıntılığın altında o çok bilirliğin,çok görmüş ve artık hepsini yedirmiş,sindirmiş,aşmış yönetmen kisvesi altında bu tavırlarından dolayı sahip olduğu herşeyi(sanatı dışında)kaybetmesine sebep olan iticiliği vardır.şu umursamaz tavırları aslında umursarsam çok acı çekerim düşüncesine dayanır sanırsam.hayatta hiçbirşeyin gereğindn fazla önemi yoktur onun için.yine de seni seviyorum dediği biri olmuştur giden giderken söylense de.aziz görüntüsün altında aciz bir adam var yalnız olamayan,hep bir ilgi ve acıma bekleyen.terkedilmek terketmekten daha üstündür ona göre. bu sebeple yok yere aldatıldığını ve terkedildiğini anlatır eşe dosta.dostoyevski'nin suç ve ceza romanına çekmek istediği film üzerinde gelişen olayların sonunda kastedilen suç ve cezaların her zaman romandaki kadar ağır olmasına gerek olmadığı gösterilmiştir.zeki demirkubuzun son hatunu televiyon izlerkenki bakışından anlıycağımız gibi,hiç kimse de suçlarından tam olarak ders almaz.hayat bir şekilde devam eder.büründüğümüz kişilikleri oynatır dururuz.
(chansonnn, 05.07.2007 18:19 ~ 23.07.2008 01:52)
- filmde yönetmen o kadar uyuşuktur ki; acı çeken hatunun yanında ööle hiç konuşmadan oturup da en sonunda "menemen yer misin" demesi mevzuyu bitirmiştir.
- kimilerinin, hayatlarını özetlemek adına kullandıkları tanımlama. içerisine hayalkırıklıkları, bardaktan taşan bir sabır ve bolca paronoya sinmiş bir oda. birkaç ay öncesine ait dergiler, kenarlarında toz cümbüşü yaşanan eşya, zevksizce boyanmış duvarlar ve de sizin gibi vaktinin gelmesini bekleyen birkaç kişi olmazsa olmaz dekorlarındandır. öyle ki, aslında siz de bu odanın bir nevi, ucundan da olsa, dekoru sayılabileceğinizi hissetmediniz mi hiç?! önünüzde oturan iğrenç giyinimli adamlar hızlı hızlı ayaklarını sallıyorken, hayalinizdeki sevgileden çok uzak görünümlü kadınlar sürekli telefonlarıyla konuşurken orada ne işinizin olduğunu, ne halt yemeye 21. yüzyılın ilk çeyreğinde o anda düşlerinizden ve kendinizden kilometrelerce uzakta ne b.k yemeye orada olduğunuzu ve sürekli olarak gecikmiş bir iç hesaplaşmasını erteleyip durduğunuzu fark etmediniz mi?!
evet.. belki de fark etmediniz. zamanınızın gelmesini ve derli toplu hayatlarınıza geri dönmeyi istediniz olasılıkla. fakat bilmelisiniz ki, çoğu zaman diğer herkes adına, durduk yere, bütün bir bekleme odasının içine sinmiş olan tedirgin havanın ağırlık ve dayanılmazlık yükünün bedelini ödeyen birisi muhakkak vardır. diğer herkes adına geride kalan birisi. öylesine söylenmiş olan basit bir sözü bile asla unutamayan birisi.
- kimi kez uzun otobüs seyahatlerine benzeyen mekanlar.. siz gibi bekleme zoru olan bir avuç tanış olmayan kişi, bir kelimeden çıkan sohbetler, kendini unutup bilmediğine yoğunlaşma, sonra sırası gelenin kalkışı, arkasını dönüp uzaklaşışı, üste çöken yalnızlık hissi, beklemenin yoruculuğu, kaçma hissinin depreşmesi, telkin tüm zamanlar geçiyor, sabır...
(heidi, 15.11.2007 08:13)
- ahmet'in * evinin bahçesinde hırsız ile karşılaştığında da, serap kendisini terkederken de, elif'i koynuna aldığında da, senaryo yazarken de sabit duygular içerisindeymiş gibi aynı yüz ifadesine sahip olması ve bu ifadenin hiç bozulmaması; çılgın gıcıklığa sahip, kayıtsız bir adamı anlatmak açısından başarı değil de nedir?
- klostrofobik tiplerin izlememesi gereken bir film. demirkurbuz; kurgunun durağan temposunu kayıtsızlıkla daha bir çekilmez kılsa da, karakter psikolojisi açısından daha net bir şey çıkarmış ortaya. tabii bu kendinizi karakteri ile özdeştirmenize bağlı. suç ve ceza'nın baş kahramanı raskolnikov'u bulma çabasının yanında, ikili ilişkilere de bakış atan gerçekçi bir film. tabii başrolünü yine zeki demirkurbuz oynuyor ve adamın kayıtsızlığı insanı çileden çıkarıcak cinsten.
iyi bir film ama zeki demirkurbuz'un en iyi filmi her zaman masumiyet olarak kalacaktır benim için.
- zeki demirkubuz, bu filmin senaryosunu, hâlâ yazmakta olduğu suç ve ceza senaryosuyla birlikte ilerleterek yaklaşık 1 yılda yazmıştır. ahmet karakteri, bir anlamda zeki demirkubuz'un alter egosu olarak filmde başgöstermiştir. demirkubuz, ahmet'in, yazgı'daki musa'ya eş duyarsızlığının nedenini, musa'daki toptan inançsızlığın aksine, sorgulayan insanın düşmek zorunda olduğu bir inançsızlık ya da gerçekçilik olarak tanımlar. örneğin, senaryonun ilk hâlinde olan ve hattâ çekimleri de yapılan bir sekansta ahmet, kanser olduğunu öğrenmekte ve buna da kayıtsız kalmaktadır. ancak demirkubuz'un filmi izlettiği insanlar, ahmet'in duyarsızlığını, hastalık-ölüm korkusuna yordukları için, bu sekansı asıl filmden çıkarır.
|