before the rain 

adana çık aradan

  1. "it's going to rain"
    huzur veren anlatımı, müzikler ve de iyi oyunculuklarla beslenmiş makedon yönetmen manchevski'nin ilk filmi.
    (tutkuyakar, 16.04.2006 12:04)
  2. kurgusunun "circle is not round, time never dies" cümlesi üzerine kurulu olduğu olağanüstü yapıt.
    (tool, 04.07.2006 00:15 ~ 00:28)
  3. makedon yönetmen milcho manchevski'nin senaryosunu yazıp yönettiği film ingiltere ile makedonya arasında gidip gelerek, birbirlerinden farklı ülkelerde yaşayan insanların hayatını ele alıyor…

    film 3 bölümden oluşuyor:

    1: kelimeler
    2: yüzler
    3: resimler

    1. bölüm; iç savaşla bölünen yugoslavya'dan ayrılmak üzere olan makedonya'da, bir ortodoks rahibin cinayetle suçlanan müslüman ve arnavut bir kızı saklayarak inançlarına karşı gelmesini anlatıyor…

    2. bölüm; londra'da, genç bir ingiliz kadınının* kocası ile ülkesine dönme hazırlığındaki makedonyalı bir savaş fotoğrafçısı olan aşığı* arasında ki ikilemi üzerine kurulu…

    3. bölüm; ülkesine dönen fotoğrafçının makedonya'nın geçirdiği değişimin ve çevresinde gelişen olayların içinde kalmasını anlatıyor…

    milcho manchevski'nin ilk uzun metrajlı çalışması olan bu güzel filmin aynı güzellikteki müzikleri "anastasia" adlı gruba ait...
    (van den budenmayer, 05.09.2006 22:01 ~ 22:26)
  4. senaryo akışı genelde durağan olan bir eser "yağmurdan önce". filmi izlemek için festival filmlerine meraklı ve sabırlı olmak gerekiyor. çünkü on yıllardır hollywood sinemasının heyecanlı aksiyonlarına gark olmuş bünyeler olarak yağmur öncesi dingiliği taşıyan filmlere yavaş anlatımlı, durağan murağan gibi bi sürü haksız yakıştırmalar yapabiliyoruz. filme geri dönersek, zaman kavramını ve kaderi kurcalayan, geriye saran, kesişmeli her eserde olduğu gibi bu filmde de muazzam dikkat bekleniyor izleyiciden. bir anlığına gözlerinizi kaparsanız ayrıntılar bir bir kaçıp gidiveriyor. diyaloglarda kulağınıza türkçe kelimeler çalınırsa "amanın!" tepkilerini vermeyin. zira o köy bizden bir coğrafya olabilecek kadar yakın, tanıdık...
    son söz olarak,
    ---spolier--- ile rezil etmeye kıyamaycağım kadar güzel film...
    (lazarushadow, 04.11.2006 22:11)
  5. "çember yuvarlak değildir, zaman asla ölmez." dün diye yarın diye bir şey yok, her şey bir çevrimin parçası." replikleriyle hafızalara kazınan, vuran, ağlatan, öldüren, milcho manchevski eseri.
    (dead, 29.11.2006 14:03)
  6. (bkz: the god is in the rain)
    (lazarushadow, 27.02.2007 23:33 ~ 23:33)
  7. yağmur yağacak,sinekler ısırıyor
    hadi, zamanı geldi
    şu an orada yağıyor
    yağmur kokuyor, gökgürültüsü beni hep tedirgin eder.
    korkarım burada da ateş etmeye başlamışlardır

    çok kez izledğim filmin en düşündürücü en en etkileyici replikleri bu bence filmi izleyenler bunun önemini anlayacaktır.ayrıca filmin çekildiği ohridin güzelliği manastırın etkileyiciliğide filme katkı sağlamıştır
    (beloplatnoo, 22.04.2007 20:18)
  8. (bkz: pass over)
    (seth mescaline, 27.05.2007 19:25)
  9. (bkz: yağmurdan önce)
    (peasklepios, 27.05.2007 19:32)
  10. anlamak için 2(kişiye göre artabilir) kez izlenmesi gereken film. zira filmde dediği gibi time never dies circle is not round olayı bitirir filme nerden girerseniz girin hep bi çember içinde sıkışıp kalırsınız baştan izleniz sondan başa sondan izleseniz sondan başa çıkacağınız filmdir kendisi

    ayrıca yönetmenin ilk ve tek uzun metrajlı filmidir
    (kemosentez, 06.07.2007 06:42)
  11. zamanın akıp giden birşey olmadığını göstermeye çalışan bir başyapıt.
    filmin olay sırasına göre başını ve sonunu ilk izleyişte anlamayabilirsiniz. bunun yanında savaşmanın anlamsızlığını, savaşan insanların sadece kendilerine zarar verdiklerini, yöre halkının karakterinin, kültürünün derinine inerek ama nihayetinde yüreğinize dokunarak anlatan bir film. hele müzikleri insanın ruhunu parçalıyor.

    -spoiler-

    filmin belki de tek zayıf yanı batıda da rahat hayata rağmen şiddetin kol gezdiğinin çok fazla abartılmış bir restoran sahnesiyle anlatılmasıydı.

    -spoiler-
    (zaht, 18.08.2007 20:31 ~ 20:32)
  12. ---spoiler var kaç kaç kaç---

    filmin en başında ne demişti bize papaz amcamız?
    -time never dies.
    the circle is never round.
    evet durum budur. çember yuvarlak değildir.filmin zaman akışı da buna göre uyarlanmış. eğer yaşadığımız zaman gibi olayı kurgulandırmaya çalışırsanız eliniz boş dönersiniz.

    filmin en güzel yönü bu zaman akışıdır bence. ayrıca bir başka güzel taraf ise ölüm hakkındaki filmlere yapılan göndermedir kanımca. efendim herhangi bir filmi izlerken, hangi tarafı tutacağımıza genel olarak yönetmenin bakış açısı karar verir. yani bir katil anlatılırken, öyle bir hikaye sunulur ki adamın birini daha öldürmesini istersiniz. ya da hikaye içinde öyle bir yer verir ki yönetmen katile, bırakın filmde ölmesini kendinizin öldüresi gelir. filmde aynen bu anlattığım yöntemle başlıyor. zamira öldüğünde o kadar üzülüyoruz ki aklımıza onun katil olduğu, başka birii öldürdüğü aklımıza bile gelmiyor. ancak film 3.bölümüne geçtiği zaman alexander'ın kuzeninin ölümü gerçekleşiyor ve birden sinir oluyorsunuz zamira'ya. ve hemen filmin başına dönüyor beyniniz. bu açıdan çok güzel bir film.

    filmde yağmurdan önce ölümler gerçekleşmekte. film boyunca yağmurun yağacağından bahsediliyor ve filmin sonundaki yağmur sahneleri başladığında birden tüyleriniz diken diken oluyor ve üşüyorsunuz.

    çok etkili çok güzel bir film. ha değinmeden geçemeyeceğim. efendim genelde beceremem ama bir hata yakaladım filmde(zaman olayı değil. çünkü o hata değil). filmde alexander makedonya ya gittiğinde otobüsteki askerle muhabbet etmekteler ve asker alexander'ın kitabını karıştırırken bir fotoğraf çıkıyor yaprakların arasından. fotoğrafın ilk görüldüğü sahnede alexander anne'in arkasından sarılmış bir poz. hemen akabindeki sahnede ise yüzleri birbirine dönükken çekilmiş bir fotoğrafa dönüyor bu. bu da böyle bir hata işte. şu diyalogla son vermek istiyorum yazıma :

    +where is the un now?
    -back next week, to bury dead. have a nice war take pictures

    mutlaka izleyin.

    ---spoiler var kaç kaç kaç---
    (dzingis, 29.08.2007 19:53)
  13. makedonya gibi, bir zamanlar savaş sancılarıyla kıvranmış bir bölgeden çıkmış, üç hikayeden oluşan ve mevzulara eleştirel bakabilmiş -adeta yakın tarih eleştirisi- bu filmin, özellikle üçüncü hikayesi, yüzümüze çarpa çarpa, bize birşeyler anlatmaya çalışmıştır-tabi anlamak isteyene-. etnosentrizm gibi akıldan uzak olduğu halde, akılları allak bullak eden, takıntıların ne denli sonuçlar doğurduğunu çok güzel örneklemiştir. komşu köylerde yaşayan insanların birbirini nasıl karşı kutuplara yerleştirdiğini, nasıl ötekileştirdiğini ve bunları nasıl açık şiddete dönüştürdüğünü "bize uzak durumlarmış" gibi izledik. fakat kazın ayağı hiç de öyle değildir sayın okuyucu.

    -spoiler-

    filmde makedonlar, yüzlerce yıldır birlikte yaşadıkları arnavutlar hakkında nasıl konuşuyor bir bakalım. onlar için nasıl ithamlarda bulunuyor dikkat edelim. yalnızca -sözlükte dahi buna benzer başlıklar gördüğüm için- bir örnek yeterli olur sanırım. arnavutların tıpkı bir fare ya da tavşan gibi hızlı ürediklerinden dem vurulur filmin makedon ayağında ve bir makedonun getirdiği hediyeler sırf etnik ve dini kökenlerinden dolayı kabul edilmez arnavut ayağında.

    -spoiler-

    şimdi bu örnekten sonra; "işte gördünüz örnekleri, bu günlerde de birlikteliğe çok ihtiyacımız var, hemen kaynaşıp gülüşelim" mesajı vermem gerekiyor. fakat biliyorum ki; tarih akan bir nehirdir ve diyalektik de bunun yönü. yani, "herşey olacağına varır" determinizmden ziyade, bu mesaj kaygısının, bir işe yaramayıp havada asılı kalacağından dolayı yapmıyorum. nasıl olsa bunu okuyan şahsın fikirlerinde en ufak bir değişim göstermeyeceğine olan inancımdan birazda.

    anlayacağınız, bu filmi izledikten sonra dahi öteki kavramının bir anlam kaymasına ya da dönüşümüne uğramayacağı birçok zihin bulunmaktadır-maalesef-.
    (ütopya, 28.09.2007 02:14)
  14. izlemeyeni muhattap almadığım ama bilmemek değil öğrenmemek ayıp diyerek önüme gelene önerdiğim, hatta bazen zorla izlettiğim, insanı o diyardan bu diyara göç ettiren, iliklere işleyen, belli aralıklarla tekrar ve tekrar izlenmesi gereken film.

    müzikleri mi?
    konuşmayacaksın, sadece dinleyeceksin, ölüp ölüp yeniden dirileceksin.
    (lagara lugara, 02.10.2007 15:41 ~ 15:42)
  15. her gördüğüm insana "bah abicim bi film var" diye bahsettiğim beni benden alan filmdir. bir de soundtracki vardır ki bu filmin en mutlu anında bile ben de bi sorun var aslında mutsuz olmalıyım hissi uyandırır(özellikle at the restaurant).
    (elfa, 17.10.2007 23:47 ~ 23:48)
  16. hiç unutmam; yıllar önce beş arkadaş izlemiştik bunu emek sinemasında. film bitiminde verilen paraya iki film birden kuşağında garanti dört seans ve yer gösterici amca ile göte parmak enseye şaplak vaziyetde arkadaş olma histerilerini paylaşırken arkadaşlardan birinin " abi iyi de çocuk domates toplarken öbür tarafda amcası ölmüştü" demesi ile hepimiz "cızt bızt nası.. bızt lan?" kısa devresi yaşamıştık. ayaklarımız götümüze vura vura tekrar koşmuştuk bu filmi ikinci kez izlemek için. film bittiğinde film eleştirmeni kemal bayat kılığına giren arkadaşım filmi özetleyen cümlesini söylemişti umarsızca "orospu çocuklarına bak ya! nasıl film yapmışlar amuoym"

    ve her ne kadar otomatik şanzımanlı& kahve lugatlı giri ve nick uyumuna dikkat eden yazar arkadaşlara malzeme olacağımı bilsem de;

    (bkz: time never dies cause the circle is round)
    (kendi çapında bir çember, 13.02.2008 19:17 ~ 19:19)
  17. filmde inceden amerikan kültürünü ve dolayısıyla amerikan emperyalizmini eleştiren sahneler vardı. çok göze batmayan sahneler olsa da makedonya'daki iç savaşın kaynağını yabancılaşma olduğunu hissedebiliyordunuz. uzun bir süre beraber yaşamış iki toplum zamanla iki kanlı bıçaklı halka dönüşüyor. (bkz: iç savaş). ve filmde -dikkat edilirse- kendini taraf olarak tanımlayan yeni jenerasyonun elinde iki şey var. bir silah ve birde sürekli hip hop parçalar çalan bir radyo. geçmişleri dışında iki tarafın en büyük ortak noktası bu. aynı müzik birkaç can alıcı sahnede de kulağımıza çalıyor. bana göre bu müzik yaşananların kaynağını açıkca ortaya koyan önemli bir simge.

    bu arada filmin müzikleri anastasia tarafından yapılmış. ama bu anastasia şu popüler olan değil. yakın bir zamana kadar filmin müziklerini bulmak çok da kolay değildi ama şimdi epey bir yayılmış.
    (i know i am right, 13.02.2008 20:03)
  18. "ölümün gölgeli vadisinde yürüsem de, hiçbir şeytandan korkmuyorum. çünkü sen benimlesin."
    (zarpandit, 05.05.2008 08:53)
  19. yüzler bölümünden belleğe sinenler;


    "bilinç hepimizi korkak mı yaptı?"


    "barış bir istisnadır,kural değil."


    "sen ciddisin.

    -ölüm gibi."
    (mabel, 17.06.2008 23:52)
  20. "kuşlar çığlık atarak siyah gökyüzünde uçuyorlar,
    insanlar sessiz, beklemek kanıma acı veriyor."

    meşa selimoviç'in bu alıntısıyla başlayan film balkanların en renkli, en karışık, en güzel coğrafyası makedonya'ya ait epik bir destandır.

    kim iyidir? kim kötüdür? gibi sorular sorulmaz bu filmde; domates yetiştirilir, fedakarlık yapılır, sokaklara geri dönülür, rest çekilir, iki seven aynı şehirde yaşar farklı diller konuşur, anne özlenir, kardeşlik aranır..

    jas tebe te cekam mori,
    doma da mi dojdeš,
    a ti ne doadjaš, dušo
    srce moje...

    yani..

    ben seni bekliyorum oysa
    eve gelmeni bekliyorum
    ama sen gelmiyorsun
    canım benim...
    (ohannes allahverdi, 26.06.2008 18:20)
  21. (bkz: listen to the rain)
    (hubede, 26.06.2008 18:28)