|
|
- oyuncu kadrosu tahminimce 10 kişiyi geçmeyen film.film boyunca ethan ve julie'nin konuşmalarını dinliyorsunuz.maşallah bir muhabbet bir muhabbet sormayın gitsin.ha sevişecekler,ha öpüşecekler derken fitil oluyorsunuz.
- mükemmel bir film...
-spoiler-
-baby you are gonna miss that plane.
-i know...
-spoiler-(culdesac, 30.01.2005 04:45 ~ 28.06.2005 01:55)
- abi madem o kadar değerli bu kız neden bu uçağa o kadar önem veriyor ki bu adam, gerizekalı mıdır nedir? diye filmin başından sonuna kadar sinir olmama neden olmuş bir kurguya sahip bir filmdir. diyaloglar ve kesintisiz çekim nedeniyle before sunriseda olduğu gibi tiyatro gibidir. pariste dolaşır birşeyler içersiniz before sunsetle...
- (bkz: a waltz for a night)
- ifistanbul kapsamında gösterilecek olan before sunrise'ın devam filmi.
(bkz: before sunrise)
(bkz: www.ifistanbul.com)
- söyleyecek söz bırakmayan film. keşke her film aşkı bu kadar sade ve güzel anlatabilse.
- before sunrise'ın panzehiri niteliğindedir.
- before sunrise ı 1995 yılında izleyenler için 9 yıl aradan sonra gelen azaplı günlerin sonu...
- before sunrise'ın sonunda filmin geçtiği viyana sokakları tekrar gösterilir. son kez yaşananların bir özeti canlanır kafanızda. before sunset'in ise başında hem önceki filmden sahneler, hem de film boyunca jesse ile celine'nin dolaşacağı mekanlar seyredilir.
- bir taksi sahnesi vardırki "ah ulan" dedirtir. jesse, celine dışarı bakarken dokunmak ister ama yapamaz ve uzattığı eli geri çeker, celine görmeden. bukadar küçük bişey bütün filmi özetler. filmin diyaloglarının richard linklater haricinde ethan hawke ve julie delpy tarafından yazılmış olması gerçekcilik oranını yükseltir.
- son değil, bir başlangıç.
- ilk filmi izlediğimde* 17 yaşındaydım, biraz saftım. ben de onlar gibi hayattan çalacak, zamanı durduracak bir gece istemiştim. trene bineyim beni tamamlayan biri ile tanışayım, bütün bir geceyi hiç tanımadığımız bir yerde konuşarak, birbirimizi anlayarak geçirelim istedim. fazla değil, tüm bir ömre yetecek tek bir gece. ama işte ikinci film zamandan çalmanın bedelini tokat gibi yüzüme vurdu.
6 ay sonrasında buluşamamak da vardı. kendimi jesse'nin yerine koydum ve "romantik aşk inancından tamamen vazgeçmiş olabilirim. senin gelmediğin gün.." dedim. celine'i düşündüm "içten içe ölüyorum, artık bir şey hissetmiyorum." deyişini gördüm ve bir gece için çekilen 9 yıllık acının ve boşluğun buna deyip değmeyeceğini sordum kendime. ama ikisinin de hayatlarını anlatırken öfke ve isyan dolu haykırışları arasında karşısındakine dokunmak için nasıl mücadele ettiklerini gördüm ve anladım.
9 belki 18 yıl eziyet olabilirdi ama öyle bir anı tekrar yakaladıkları için yine de mutluydular.
(bkz: equal trade)
- before sunrise izledikten hemen sonra izlenirse, insanın hayatını yeniden sorgulamasına neden olabilecek harika film.
- beni ağlatabilen tek film.. belki ben de onlar gibi olmak istedim o kadar sevilmek beklenmek istedim kim bilir.. ama aşkı bu kadar içten anlatabilen bir film daha izlemediğim kesin.
- vakti zamanında ilk filmi sinemalarda izleyen neslin, ikinci film için tam 9 sene beklediği ve delirdiği film. buna göre diyebiliriz ki 3. film 2013 yılında çekilecek, 6 sene daha bekleyeceğiz.
--- spoiler----
buradan sonrasını okuma zevki kaçar, bana küfredersin...
--- spoiler----
şimdi öncelikle filmin 9 sene sonrasında geçmesi ve gerçekte de bir 9 sene geçmesi yaralıyor insanı. ethan hawke abimizin yüzü, gözü suratı çökmüş. julie delpy ablamız daha bir güzelleşmiş sanki. gençken konuştukları gençlik sorunları yerini dünya sorunlarına bırakıyor ikinci filmde. ilk başlarda ikisi de açık vermiyor, hani güzel bir gün yaşadık, hey gidi günler hey, çocuktuk diyorlar. ancak iş jesse abimizin uçağının kalkma vaktine yaklaştıkça değişiyor. hiç unutamadığım iki sahne vardır,
ilkinde jessi, celine'e şöyle der;
- lanet olsun (öyle çevirmişler burayı siz ne dediğini tahmin edin) o gün neden gelmedin, eğer o gün gelseydin her şey çok daha farklı olurdu.
diğerinde ise celine, jesse'ye şöyle buyurur...
- insan gençken daha önünde çok fırsat var sanıyor, ancak yıllar geçtikçe gerçek aşkın bir kereye mahsus olduğunu anlıyor.
şimdi biraz da gerçek hayatlara bakalım, ethan hawke, uma thurman ile evlenmiş, boşanmış iki çocuğu var.
julie delpy, hiç evlenmedi.
ikisi de hala çok iyi arkadaş...
hani diyor insan, ya gerçekse, ya gerçekse?
--- spoiler----
gözün kayıp da okumadın inşallah...
--- spoiler----
- daha önceden bir ilişki yaşadığınız biriyle yıllar sonra yeniden görüşmek nasıl olurdu?
o malum şahsiyeti asla unutamamış olanlar için bunun mükemmel bir fırsat olacağı oldukça açık.bu fırsatı değerlendirmeye çalışan,şimdiki hayatından memnun olmayan ve geçmişi özleyen 30lu yaşlarındaki yetişkinleri izliyorsunuz.bir yandan kendi 30lu yaşlarınızn nasıl olacağını düşünürken,diğer yandan geçmişteki bir ilişkiniz gözlerinizin önüne geliyor.bu bakımdan önce üzülürken sonrasında içiniz birden umutla doluveriyor.film boyunca birbirleriyle uzun uzun konuşan bu iki karakterin hislerine siz de ortak oluyorsunuz.
filmi izlerken bu konuşmaların ve duygu yükünün arasında bezemeli bazı sözlere de rastlıyorsunuz.
‘geçmişle uğraşmak zorunda değilsen hatıralar müthiş şeyler’ aradan cımbızla çektiğim hoşlandığım bir ifade.bir bakıma filmi özetliyor.
aynı zamanda,başrollerdeki ethan hawke ve çok tatlı bulduğum julie deply o kadar konuşmayı ezberleyip içine mimiklerini de katarak oyunculuk dersi sunuyorlar.
kısacası hoşça vakit geçirebileceğiniz,kendinizi paris sokaklarında bulabilceğiniz eğlenceli ilginç bir yapım.
- otuzlu yaslarinda pişmanlıklarının, acılarının, keşkelerinin tüm çıplaklığıyla yüzüne vurulduğu film...
http://www.youtube.com/...
- izlemekte oldukça gecikmiş olduğum bir başyapıt. insanın hayatını, düşüncelerini, yanlışlarını etkileyen, richard linklater'a hayran, belki birazcık da kırgın bırakan bir film.
sürekli anlatmaya çabaladığımız, doğru sözcükleri bulamadan yanlış kelimelerle anlatabildiklerimizi dolandırmadan yüzümüze vuran, belki de bundan dolayı filmin sonunda julie delpy'den dinlediğimiz şarkıda gözyaşlarımızı akıtan, yaşanmamışlıkların pişmanlığını hissettiren bir film.
iki insan nasıl olur da böylesine içine saklar hissettiklerini, nasıl olur da karşındakinin bulamayacağı kadar derine saklar?
before sunrise/sunset de hislerin derinden çıkmasını, farkındalığı sağlamıştır, bu şekilde büyülemiştir hepimizi.
"bazen kendimi hiçbirşeyden memnun olmamak için yaratılmış gibi hissediyorum. sanki sürekli durumumu iyileştirmeye çalışıyor gibiyim."
"kimseyi başkasının yerine koyamazsın. çünkü herkes güzel ve özel ayrıntılardan oluşur."(senfoni, 13.10.2007 23:19 ~ 23:22)
- before sunrise'dan önce izlendiğinde serinin bütün anlamını değiştiren film.
- devam filmleri hep bir hüsrandır benim için.
hele bir de ilkini çok başarılı bulmuşsam.
böylesi bir önyargıyla izlememe rağmen sevdim before sunset'i.
biri elma biri armut olmamış.
before sunrise yeşil bir elma iken before sunset kırmızı bir elma gibi.
çok iyi diyaloglar üzerine kurulmuş iki film de.
yine de before sunrise favorimdir.
öte yandan bu devam filmi de yarıda kalmış gibi.
bunun da devamının geleceği gibi bir şeyler duymuştum.
bakalım...
- sonuyla yüzde aptal bir gülümseme bırakan filmlerden . doğaçlama diyaloglarla örülü before sunrise'ın devam filmi . gerçek zamanlı olarak 9 yıl sonra çekilmiştir .
- (bkz: before sünnet)
(bkz: yaran yanlış başlık okumaları)(depik, 19.06.2008 02:02 ~ 02:05)
- julie delpy'nin o güzel sesiyle söylediği a waltz for a nightın sözleri (bkz: @325470) iki filmin de özetini çıkarır..
(culdesac'a teşşekkürü borç biliriz)
- konu aşk da olsa, julie deply tarafından günümüzün hasas,özgür kadını ifade edilmeye çalışılmış gibi görünüyo.bi dokuz sene sonra da filmin üçüncüsünü çıkaracaklarmış gibi duruyo sanki.
|