before sunrise   

 sayfa  / 2
adana çık aradan

  1. 1995 yapımı film. aşkın tesadüfi boyutlarını ele alır. kader kahpe kader..

    not : bu filmi izleyip interrail yapmayı düşünen arkadaşlar, boşuna heveslenmeyin bu sadece bir film..
    (giberling, 12.02.2005 01:04)
  2. bir film bu kadar güzel olamaz,olmamalı...başka da bir şey söylenemez herhalde.
    (culdesac, 13.02.2005 15:49 ~ 23.05.2006 07:35)
  3. ideal aşk öykülerinden birine sahip başarılı film. ancak bu film ne kadar güzelse filmin devamı olan before sunset de o kadar güzeldir. hatta kat kat daha güzeldir. 23 yaşında yaşanan aşk ile 32 yaşında hala sönmemiş olan aşk, yoğunluk açısından farklı olmasa da diyalogların içerikleri çok farklı. iki filmde de cümleler çok uzun ama devam filminde çok daha olgun ve çok daha anlamlı.
    kısaca jesse ile celine arasındaki aşkın başlangıcı da çok güzel ama bitmeyişi ve öykünün sonu daha da güzel.
    (amorph, 13.02.2005 16:29 ~ 16:30)
  4. kimse izlemesin bu filmi, gördüğü yerde koşarak uzaklaşsın, alkolsüz izlenmesi yasaklansın, yatmadan önce izlensin, sabah kalkıldığında rüya mı gerçek mi olduğu anlaşılmasın, demir yolları'na destek falan verilmesin, ikinci bir emre kadar bütün viyana seferleri iptal edilsin, avusturya'ya giriş çıkışlar yasaklansın.
    (dr conners, 10.04.2005 23:19)
  5. tesadüf eseri izlediğim gerçekten farklı ve güzel film. imdb'deki 7.7'lük reytingini fazlasıyla haketmiştir bence.
    (gertaugh, 10.04.2005 23:26 ~ 23:30)
  6. sayın abilerim, ablalarım, bacılarım, gardaşlarım! yaşanmış tecrübelerimle sabittir, izlemeyin bunu! bi daha aşk filmi izlemeyeceğinize dair hayatınızın en büyük yeminini edersiniz, oda arkadaşlarınız "before sunset" i izlerken kriz geçirirsiniz, en tembel öğrenciyseniz bile gidersiniz etüde ders çalışırsınız, ondan da bi bok anlamazsınız. ağlamak istersiniz, yalnız kalamadığınız için, yediremediğiniz için ağlayamaz içinize atar kanser olursunuz. bunalıma girer, kafayı yersiniz, odanızdaki her nesneyi tekmelersiniz. daha fazlası için (bkz: 1 yıl aradan sonra eski sevgiliyle konuşmak)
    (kayzersouze, 11.04.2005 07:21 ~ 07:22)
  7. insanı bu kadar etkileyen bir film daha çok nadir bulunabilir.bir aşk filmin ne kadar güzel yapılabileceğini merak eden bir şahsın ilk izlemesi gereken filmlerden biri.bu filmi 1995 de izleyipte ikincisi için 9 sene bekleyen insanlar kesin kafayı yemiştir.kafayı yememek için ikisinin ard arda izlenmesi gerek.
    (all of nothing, 11.04.2005 18:45)
  8. avusturyalı sokak şairinin yazdığı enfes şiir.

    daydream delusion
    limousine eyelash
    oh, baby with your pretty face
    drop a tear in my wineglass
    look at those big eyes
    see what you mean to me
    sweet cakes and mılkshakes
    ı am a delusion angel
    ı am a fantasy parade
    ı want you to know what ı think
    don't want you to guess anymore
    you have no idea where ı came from
    we have no idea where we're going
    launched in life
    like branches in the river
    flowing downstream
    caught in the current
    ı'll carry you. you'll carry me
    that's how it could be
    don't you know me (poet hands poem back)
    don't you know me by now

    http://primulabramble.easyjournal.com/...
    (dr conners, 13.04.2005 10:23)
  9. çok beğenerek izlediğim hayran olduğum ve hatta izlediğim en iyi romantik film dediğim fakat annie hall u izleyince fikirlerimin alt üst olduğu bir çok sahnesinin woody allen yapımı olan annie hall dan alınmış olduğu fikrine kalpıldığım film...ama bu fikirlerim before sunrise nin kötü bir film olduğu anlamına gelmez tabi, sadece annie hall dan kötü....
    (all of nothing, 22.08.2005 08:34 ~ 08:35)
  10. before sunseti izleyene kadar aşk filmi olduğunu anlayamadığım* etkileyici bir diyalogdan ibaret, güzel bir film.
    (artemisia, 27.01.2006 23:51 ~ 23:52)
  11. kate bloom'un müthiş sesiyle renk kattığı mükemmel filmdir.pickup sahnesinde oyunculukları mükemmeldir.fonda kate bloom neden benden bu kadar uzaksın aslında dokunulmayak kadar ulaşılmaz değilim derken oyuncular ethan hawke ve julie delphi göz göze gelir.kıvılcım verilmiş olur.
    (katran, 04.03.2006 00:58)
  12. (bkz: come here)
    (the nova, 23.09.2006 22:58)
  13. sadece diyaloglar üstüne kurulu olmasına rağmen insanı hiç baymadan, kendi akışına kaptıran romantik sinema filmlerinin en iyi örneklerinden biri.

    başka bir sadece diyaloglar üstüne kurulu başyapıt için

    (bkz: 12 angry men)
    (leonard shelby, 05.04.2007 01:43)
  14. kelimelerin kifayetsiz kaldığı, trende kızın bataille okuduğu,çabuk içine girilen fakat zor çıkılan film...hiç çıkılmasın diyenler için (bkz: before sunset)
    (portakallı lazarus, 12.04.2007 08:25)
  15. julie delpy ve ethan hawke'ın başrollerini paylaştığı,hala izlemenin nasip olamadığı,devam filminin kapağındaki resimde ethan hawke'ın müthiş karizmatik çıktığı film.
    (sereia, 12.04.2007 13:16)
  16. hayatı ve aşkı anlatan en güzel filmlerden biri. akabinde before sunset izlenirse, izleyen kişide de hafif bir yaşanmış öykü varsa, derin düşüncelere dalar, gider bir sigara yakar, hatta bir bira açar... öyle ki ikinci filmi izleyince julie delpy ve ethan hawke kendi hayatlarını mı oynamışlar diyorsunuz. bir de richard linklaterbu öyküyü kendi hayatındaki bir olaydan almış ya sen de mi çok çektin be abi diyorsunuz.
    (1925, 03.06.2007 03:50)
  17. önce 2003 yapım before sunset izlenir. sonra bundan 9 yıl önce çekilen before sunrise'ın varlığı tesadüfen anlaşılır. kafa yerden yere duvardan duvara çakılır.
    (ama bu da ilginçtir. millet elemanların 9 yıl sonrasındaki halini görürken, sen izlediklerinin 9 yıl öncesi bebeliklerini görürsün.)
    before sunset de geçen flashbacklerin before sunrise'da geçmiş olduğunu anlar ve derin bir "vay anasını" çekilir. olay budur!
    (namaste, 10.07.2007 12:37)
  18. çok başarılı, temposunun yavaş olmasına rağmen sürükleyen, müzikleri etkileyici film. ethan hawke mimikleriyle beni benden aldı ve julie delpy hakikaten botticelli resimlerindeki venüs'e benziyor.
    (alphesibea, 15.08.2007 03:48 ~ 03:48)
  19. aşkın yirmili yaşlardaki hali... hesapsız, güzel ve kaygısız yasandıgı...
    "before sunset" ile ayakların birden yere basıyor, kendi gerçekliğinle yüzleşiyorsun ve hüzünleniyorsun aslında.

    http://www.youtube.com/...
    (tunabaşar, 21.09.2007 21:13 ~ 21:23)
  20. iki adet gencin bütün gece bik bik ötmesinden meydana gelen aşk filmi. tamam konu güzel ama çok konuşuyosunuz arkadaşlar.
    (cam eldiven, 24.05.2008 18:25)
  21. ilk görüşte aşkı bırakın aşka zerre inanmayan insanı bile derinden etkileyen, müthiş film. ya bir duygu bu kadar saf, bu kadar içten anlatılabilirdi ancak. aşk cidden sadece filmlerde ama bu film o kadar sıcak ki insan acaba var mı ya gerçek hayatta da diye düşünmeden edemiyor.

    ayrıca devam filmi olan before sunset , genelde başarılı olmayan devam filmlerinin aksine gayet başarılı, ilk filmi kadar güzel, muhteşem bir filmdir. hayat sizi yavaştan boğmaya başladığında izlenmesi şiddettle tavsiye edilir.
    (tosbacik, 24.05.2008 18:37)
  22. bir günlük bir hadise.
    viyana'ya giden bir trende karşılaşan iki ilginç kişi.
    beklentisiz bir beraberlik.
    zeki diyaloglarla bezeli, aşkı bilinenin dışında farklı boyutlarda inceleyen oldukça iyi bir film.
    hayatı da irdeliyor elbet.
    öte yandan aklıma viyana'yı sokmuş film.
    mutlaka gidip göreceğim.
    (natalya casta, 24.05.2008 18:47)
  23. (bkz: sunrise avenue)
    (baschar, 24.05.2008 18:50)
  24. aşka zemin hazırlayan şehirler vardır. en başta da paris, budapeşte, viyana, istanbul, aynı adlı filmin etkisiyle de casablanca..... aşk için zamanı, mekanı, atmosferi, kültürü olan şehirlerdir. bu şehirlerin aşk kokan o tarihi dokuları bozulmamıtır. hoş ambiansa sahip mekanları vardır. derin bir kültürü barındırırlar. bilinen büyük aşklar, bu kentlerde ve benzerlerinde yaşanmamış mıdır? napolyon-josephin aşkı paris, kanuni-hürrem sultan aşkı istanbul...
    tabi istanbul'u artık ayrı tutmak gerekiyor. ne de olsa tarihinin içine edilmiş(!) durumda.

    elbette ki büyük aşklar newyork'ta, manhatten adasında (manhatten da, ne bir capri ne de bir burgaz adadır zaten) yaşanmayacaktır.oralarda yaşananlar sex and the city tadındadırlar. sadece dizideki charlotte, avrupai bir aşk peşindedir. bu arayışa pek az bulunan şehrin tarihi dokularından broklyn köprüsüdür belki. elde başka ne var ki(!)?

    evet... asıl konumuzdaki anlatıma dönelim. tabi filmi anlatmak, devam filmi olan before sunset'le birlikte yapılırsa bütünlük sağlayacaktır.

    hikayemiz, sorbon'da okuyan fransız kızımız celine(julie dolphy) ile amerikalı işsiz güçsüz jesse'nin (athan hawke) budapeşte-paris treninde tanışmalarıyla başlar. jesse sevgilisini görmek için avrupa'ya gelmiştir. bu ziyaret sırasında sevgilisinden ayrılıp, birkaç haftadır inter-rail'le avrupa'yı dolaşmaktadır. celine, büyükannesini ziyaret ettiği budapeşte'den dönmektedir.

    jesse'nin ertesi sabahki amerika uçuşu için viyana'da inmesi gerekmektedir. trenin restoranında celine'i ikna edip birlikte trenden inerler.

    trende başlayan sohbet, viyana sokaklarında, sanki bir rehber eşliğinde devam eder. duygularını, hayallerini, hayata bakışlarını birbirlerine anlatırlar. tarih, kültür, avrupa kokan havayı soluyarak, kendilerini kimselerin tanımadığı viyana sokaklarında özgürce, hayatın anlamını, aşkı, ilişkiyi, eski sevgililerini, inancı, inançsızlığı konuşurlar. sabaha karşı bir parkta şarap eşliğinde, yıldızların batışını, güneşin doğuşunu seyrederek sevişirler.

    ayrılık saati gelmiştir. celine paris trenine binerken yoğun duygulu sahneler eşliğinde , tam altı ay sonra aynı istasyonda buluşmaya söz verirler. filmde diyolaglarla beslenen nedenden ötürü adres ve telefonlarını almazlar.

    devam filmi before sunset dokuz yıl sonra çekilmiştir

    viyana'daki o geceyi anlatan bir kitap yazan jesse, ayrıldıklarından dokuz yıl sonra paris'te bir kitap evinde kitabının tanıtımını yapmaktadır. bir bakarız celine mekana gelmiştir. tanıtım sonrası birkaç saati olan jesse celine'e, bu zamanı birlikte geçirmeyi teklif eder.

    bu kez aşkları lirik paris sokaklarında sürer. anlarız ki, celine altı ay sonraki o randevuya büyükannesinin ölümü dolayısıyla gidememiş, jesse ise gitmiş ve hayalkırıklığı içinde amerika'ya dönmüştür. kitabı da, bir şekilde celine'le iletişim kurabilmek için yazdığını öğreniriz.

    dokuz yıllık içinde jesse evlenmiş ve çocuk sahibi olmuştur. celine ise bir gazeteciyle birliktedir ve uluslararası insani yardım kuruluşlarından birinde gönüllü olarak (ne de olsa ebeveynleri 68 kuşağından olan bir çiçek çocuktur o) dünyanın çeşitli yerlerinde çalışmaktadır.

    her ikisi de birbirlerinin mutlu olduğunu düşünmektedir. oysa gerçek hiç de öyle değildir. bunu itiraf ederler.
    birbirlerine, geçen dokuz yıl boyunca neler yaptıklarını anlatırlar. özellikle celine sürecin içerisinde idealindeki gibi yaşamaktadır. ama içten içe mutlu olmadığının bilincindedir. acı, hüzün, umut, umutsuzluk konuşurlar, konuşrlar.....

    hikaye celine'in evinde jesse'nin amerika'ya dönmeme kararıyla son bulur.

    ne diyelim, bizden iki dizeyle anafikri ortaya dökelim:

    hem gelmeni istedim hem bekletmeni
    sen mi daha güzelsin beklemek mi seni?


    her iki filmde çok güzeldir. diyaloglar bir harikadır. insanı aşka susatır. hele hele insan bu filmleri zayıf bi anında izlerse aşk acısı tadından yenmez.

    aslında uzun uzun etkileyici şeyler yazabilmek isterdim ancak, aşkı anlatması zor olduğuna göre filmi izleyelim ve yaşayanlara saygı duyalım.
    (ulysses i anlamadım, 05.06.2008 15:15 ~ 15:22)
  25. senaristine gıcık olduğum film... bebekken bilinç altımıza türk filmlerinden yerleşmiş, aşk filmleri güzel biter durumu bir kez daha çöktü beynimde sayesinde... her şey çok güzel; oyuncular, mekan, konu tam anlamıyla bir rüya gibiydi. birçok kişinin hayatında yaşamak isteyeceği türden bir hikaye. ama sonunda başka yerlere gitmeleri benim gibi sulu gözlüleri üzebilir. filmin sonuna doğru adile naşit'in bir filmde küçük evi izlerken tavuk gibi sesler çıkararak ağlamasını kendi bedenimde yaşadım. her neyse iğrenç bir andı... ama sonu benim istediğim gibi bitseydi eminim bu kadar da güzel olmayacaktı, acılar bazen bazı şeyleri eşsiz ve güzel yapabiliyor.
    (jane, 27.07.2008 15:19)
 sayfa  / 2