işbu giriyi daha sonra güzelleştireceğim dizidir.
kendime not
demiş idim zamanında, şimdi müsait olaraktan güzelleştirebilirim giriği.
sır kapısı, hayat ağacı, alamet-i farika... bu tip isimdeki dizileri izleyemiyorum, yapmacık oyuncular, oldu bittiye getirilmiş kabuller, bir ışık görünce iflah olan günahkarlar... gerçekçi değil bir kere.
gelelim konumuz olan diziye. stv de izlediğim tek yapımdır kendisi. jeneriği ile ghost whispererın girişini bile geride bıraktığını düşünürüm. hele müzikleri. diziye başlangıç bile insanı bir hoş ediyor. sonra olaylar gerçekçi, bebeği olmadığı için hastaneden bebek kaçıran kadın, iflas etmemek için para çalmaya niyetlenen adam gibi...
tam olaylar karışacak gamzeli güzel gülüşüyle salih çıkagelir. işe yeni başlayan adam olur genelde. kimi zaman terzi, kimi zaman itfaiyeci... efendisi yaşlı amca ile birlikte insanlara yol göstermeye çalışırlar. kesinlikle kararlarına müdahele etmezler. her koyun kendi bacağından asılır sonuçta. genelde de ikna olur ve kötülük yapmaz bu arkadaşlar, gerçek kötüler ise yakalanır cezasını bulur. salihin hınzırca sorulara vereceği güzel yanıtlardan önce yaptığı bir hareketi vardır. kafayı bir sallar, gülümser, gamzesini gösterir, sonra da diyeceğini der. yakışıyor kendisine. fakat salihin de aklının karıştığı işin içinden çıkamadığı zamanlar olur. efendisi ya da ustası hocası neyse o yaşlı adamla konuşmaya başlarlar. "efendim bu arkadaş gidip cinayet işleyecek göz göre göre, kendisini bi güzel dövsek de vazgeçse diye akıl danışır", efendisi ise o"lmaz öyle şey, allah her kulun kendi..." anlatmaya başlar işte hoca. pek garip bir surat ifadesi var. dişlerini de sonradan yaptırdığından mütevellit hocanın söylediklerini pek dinleyemiyorum. salihin performansı yanında çok sönük kalıyor hoca. velhasıl güzel dizidir, keyiflidir, heyecanlıdır, rastlandığında izlenebilir raporu vardır.