beşiktaşın ruhunu kaybetmiş olması 

adana çık aradan

  1. 2 sezondur hasretle o muhteşem ruhun geri gelmesini bekliyorum..her hafta tv karşısına geçtiğimde belki bu sefer diyorum..ama olmuyor.. bir o 100.yıldaki istekli,hırslı futbola bakıyorum bir şimdikine..
    bu sene beşiktaş sahaya çıktığında gördüğüm; camdan dışarıya baktığımda karşıdaki parkta gezinen 11 adam sanki..en kötüsü de hiçbir şey yapamamak.. sahada gezinen adamları görünce insanın içinden o sahaya çıkıp deliler gibi koşmak, bütün enerjisi tükenene, nefesi kesilene kadar koşmak geliyor.. beşiktaşımın ruhu 100.yılda kaldı ve korkarım bir yüzyıl daha geri gelemeyecek..
    (the acme, 17.12.2004 23:28)
  2. sadece futbolcular için geçerli olabilecek bir durumdur.. 'beşiktaşlı'lar için söz konusu bile değildir..

    ortaokuldaydım. beşiktaş bir gün önce yenilmişti. sıra arkadaşım "kızgınsındır sen şimdi" demişti. bir an durup duygularımı gözden geçirmiştim. radyodan dinlediğim maçın sonucu bende ertesi güne de yansıyan solgun bir ifade bırakmıştı besbelli. arkadaşıma "üzüldüm ama, niye kızgın olacakmışım ki!" diye sormuştum. iddiasız biçimde, çocukça ve seçtiğim sözcüklerin yanlış olabileceğinden de ürkerek şöyle devam etmiştim: "ben beşiktaş'a kızamam. yenilirse yenilir, kazanırsa kazanır. ben siyah beyazı seviyorum." sonraki yıllarda kafamı az kurcalamamıştı bu ruh hali! beşiktaşlılık öyle bir ruh haliydi ki, maç sonuçlarına üzülünürdü, haydi haydi insanın canı çok sıkılırdı. ama küçük bir çocukken nasıl öğreniyorsak öğreniyorduk işte; beşiktaşlı kızarsa, sahada olup bitenlere değil, hayatta olup bitenlere kızardı... yamuk dünyalara, yanlış davranışlara, hain politikalara kızardı. zalime, yağmacıya, yalancıya kızardı. ne ailemde, ne de çevremde beşiktaşlı vardı. babam galatasaray'ı tutuyordu; çevrem fenerbahçeliydi. mahalle yakın olduğu için fenerbahçe antrenmanlarını seyretmeye giderdik arkadaşlarımla.
    yalnız ve "siyah-beyaz" bir çocuktum anlayacağınız. ama her beşiktaşlı gibi ben de ağır ağır öğrenmiş, özümsemiştim: beşiktaşlılık, taraftar olmaktan farklı ve fazla bir şeydir... gülümseyerek hatırlıyorum: o zamanlar da, başkalarının "objektif" bulduğu (kendimce ve tabii çocukça) yorumlar yapardım. "objektifsin" dendiğinde de, "hayır, beşiktaşlıyım da ondan!" derdim. şimdi genç kuşak bazı beşiktaşlılara bakıyorum: "ille de ve ne pahasına olursa olsun başarı isteyenler" e rastlıyorum aralarında. açıkçası bu arkadaşlar beşiktaş taraftarı ama beşiktaşlılık ayrı bir şey... çünkü besiktaş'ın kendisi başar'idır. beşiktaşlı bundan gurur duyar. yıldızlar, kupalar, kazanılmış maçlar... bunlar ikincildir beşiktaşlılık ruhunda. "ben takımımı severim; onunla
    gülerim, onunla ağlarım. onu her platformda desteklerim." bu tavır dünyanın her yanında takım taraftarlığını belirleyen tavırdır.

    ancak beşiktaşlılık ruhu için yetersizdir. "nasıl yaşıyorsun, nasıl davranıyorsun?" sorularının cevaplarıyla belirginleşir bu ruh. beşiktaşlı olmak bir yaşam tarzıdır sanki. ahlâktır, dünya karşısında bir tavırdır... "nasıl geçirdikama!" kültürüyle doğrudan ilgisi olmayan bir duruş'tur... erdemin yanı başında saf tutuştur... ilginçtir, kolay açıklamalarla anlaşılır kılınamaz belki. fakat zaman içinde böyle bir gelenek, böyle bir beşiktaşlılık ruhu ortaya çıkmıştır. üstelik bu his, bu ruh, bu duruş çok erken yaşlarda etkisi
    altına alır insanı... her beşiktaşlı çocuk gözle görülmeyen ama hep yanı başında bulunan bir "ağabey" den ahlâk ve hayat dersleri alıyor gibidir. bütün beşiktaşlılar bu bu hisle içli dışlı olurlar. belki de dünyayı enkeskin çizgileriyle görebilmekten geliyor bu fark. bir yanda siyah, öbür yanda beyaz... bir yanda ölüm, öbür yanda yaşam... mart 2003... şimdi beşiktaş 100 yaşında.ne güzel! ama bütün bu anlattıklarım yüzünden diyorum ki, beşiktaşlılık ruhu bin yaşında, on bin yaşında... işte bu gerçek her şeyden güzel!

    "beşiktaşlılık ruhu" üzerine kişisel bir yorum - haşmet babaoglu 2003
    (latent, 19.10.2005 03:50)
  3. zaten ruhsuz olan bir takım için yanlış olan deyim...
    (okang, 19.10.2005 10:22)
  4. tamamen yönetimin suçu olan sorun
    (agentsmith, 19.10.2005 11:35)
  5. ruhu kaybeden beşiktaş değil oynayan futbolcuların bazılarıdır. bu ruhun ölmediği tribünlere bakıldığında açık bir şekilde görülmektedir.
    bazen beşiktaşlı futbolcuların halini görünce galatasaraylılığımla gurur duyuyorum.
    (louis cypher, 13.01.2006 03:32)
  6. konuyla ilgili olarak trübünlerden yükselen sesler için:

    (bkz: @566559)
    (bkz: @612680)
    (bkz: formaları çıkarın çıplak oynayın)
    (dedi ki normal, 13.01.2006 04:18)
  7. (bkz: ruhunuz yeter)
    (lazarushadow, 09.03.2006 23:56)
  8. (bkz: yalan)
    (bkz: iftira)
    (zaknafein, 09.03.2006 23:59)
  9. (bkz: yok öyle bir şey)
    (palantir, 10.03.2006 00:06 ~ 00:09)
  10. (bkz: beşikten mezara)
    (camel, 10.03.2006 20:47)
  11. bir ilçe olarak beşiktaş, evet, ruhunu kaybetmiştir.. tabela kirliliğinden tutun da, insanı istanbul bolu karayolunda yol kenarındaki bir dürümcüde oturuyormuş gibi hissettiren ve restoran demeye bin şahit gerektiren mekanlara kadar tonla kalitesiz ortam bu ruh kaybının en büyük etkenidir..
    (lethromar, 10.03.2006 20:53 ~ 20:53)
  12. son iki yılda bizi (beşiktaşlıları) kahreden sonuçların alınmasındaki en öenmli faktör
    (karizmatik, 23.06.2006 01:42)