işini hakkıyla yerine getirme çabası içinde olduğundan ötürü her zaman için elinden gelenin en iyisini yapar. tabi bu kaleci tipinin başarılı olanı da vardır.
penaltılara giden bir dünya kupası finalinde ilk beşerli penaltıların hepsini yemiş olabilir ama birer penaltılarda dünya kupasını getirecek kurtarışı yapmış da olabilir.
öncelikle insandır, kurtardığı penaltıyla kalitesini göstermiştir, yediği goller ise talihsizlikten başka bir şey değildir. (ertuğrul özkök/mode on) nerden mi biliyorum? gelin itiraf edelim, hepimiz bu duruma düşebilir, o duyguyu tadabilirdik.(ertuğrul özkök/mode off)
bundan seneler evvel orta okuldayken sınıflar arası futbol turnuvası düzenlenmişti.mensubu olduğum sınıf da bu turnuvaya katılacak idi. fakat katılsak bile kendimizden 2-3 yaş büyük rakipler ile oynamak zorunda kalacaktık.her neyse, ilk maçta mazaretim nedeniyle oynayamamıştım, fakat sınıfımız büyük bir sürprize imza atarak bir üst sınıf takımını mağlup edip o turu geçmişti.ben de sevinmiş "önemli olan benim oynamamam değil, takımımın galip gelmesi demiştim".
ikinci turda takım kaptanımızın ne bileği varsa (kurayı o çeker), yine bir üst sınıftan bir rakiple eşleşmiştik.bense bu maçta oynamaya hazırdım, bundan önceki turnuva dışı maçlarımda genellikle aurelio tipi çağdaş orta saha oyuncusu şeklinde görev alsam da, kalecilikte de fena sayılmazdım (bariz iyiydim lan neyse).nitekim, maç günü geldi çattı. rakip takımı görünce kötü bir şeyler olacağını hissetmiştim, çünkü genelde hem yaş hem de fizik olarak bizden çok daha üstündüler.
maça gelirsek, genelde üstün olan taraf rakip takımdı demeye kalmadan 3 gol yemiştim.(biri doksana gitmişti diğer ikisi ise karşı karşıyaydı).takım arkadaşlarımdan acımasız eleştiriler almaya başlamıştım, hatta bir pozisyonda topun burnuma çarpıp yerde kalmam sonucu takım kaptanımız ta öbür kaleden bana doğru koşup "kalk ulan şerefsiz numara yapma" demişti, hiç unutmam.ikinci yarıda da istikrarımı bozmayıp 3 gol daha yedim(valla hatam yoktu yine). en sonunda rakip 7. gol için büyük bir avantaj sağladı yani penaltı kazandı ve de o penaltıyı öyle böyle değil uçarak çıkardım, o sırada tam arkamdaki taraftar topluluğundan deliler gibi alkışlar, repler, bravolar aldım (dalga geçiyolar oğlum işte anla).sonuçta 6-0 yenildik ve elendik. takım tarafından günah keçisi ilan edildim, bir daha uzun bir süre kaleye geçmedim, geçemedim (daha doğrusu geçirmediler) ya neyse.
not:bizi ezen ibneler şampiyon oldular sonra, ne farkederse.
anamurspor birkaç yıl üçüncü ligde mücadele ettikten sonra tekrar amatör lige düşmüştür. bu sebeple takımın as kalecisi takımdan ayrılmıştır. kale de askere gittikten sonra müthiş derecede kilo alan-nasıl olduysa bir de komando olarak yaptı askerliğini- bereç'e emanettir. bereç ise bir zamanlar beşiktaş'ın kalesine geçen peter kajer'den bile kiloludur. nasıl olduysa ömrünün ilk penaltısı kurtarır. ve maç sonunda rakip yakımın tekbik direktörü bereç'i tebrik eder. bereç ise -tabi kurtaracağız bunun için para alıyorum der. bu konuşmalara tanık olan bizler tribünde koparız. maç sonunda "amma mütevaziydin" dediğimizde de "ne mütevaziliği olum ömrümde ilk defa panaltı kurtarmışım ne mütevazi olacağım" der.
"ama anne ben klasik yazılıyı yapamıyorum, test yapsa 5 alırdım" diyen çocuğun babasıdır bu kaleci. o da çocuğu gibi bir konuda yeteneksizdir, normal maçta basiretsizdir, penaltılarda aslan kesiliyordur belki.
tabii bu durumda da kulüp yöneticilerinin bu adamı lunaparklarda çalıştırması da mümkündür.
kahraman olma olasılığı yüksek kalecidir. gol yiyen her kaleci suçlu değildir pekala golleri kendi hatasından yememiş olabilir ancak penaltı kurtaran her kaleci kahramandır.
mesleğini elinden geldiğince yaptığına inandığım kalecidir herkes bi petr cech değildir olsa bile karşısında nihat'lar, ronaldo'lar vardır suçu kaleye bindirmemek ve insanüstü yetenekler beklememek lazımdır sonuçta o da insandır bir anadan bir babadan olmadır yazıktır günahtır.