bazen olmuyor, istediğin kadar dene, sınırlarını zorla.iyi bir arkadaş, iyi bir sevgili, iyi bir evlat, iyi bir kardeş olmak için elinden geleni yap, istersen dünyanın en iyi insanı ol. olmuyor bazen.
elinden gelen yetmiyor bazen, sen verdikçe daha fazlasını istiyorlar hep. garip bir varlık şu insanoğlu, nedensiz de hoşlanmayabiliyor, tanımadan yargılayabiliyor, önyargının en dik alasını yapıyor bazen.
bazen, başarmak için elinden geleni yapıyorsun, çalışıyorsun, deniyorsun. ama bu da olmuyor bazen. össde şansını defalarca denemeye gerek yok, gördüm çünkü deneme sınavlarında mükemmel puanlar alıp, sınavda batıranları
kader diyorlar daha sonra. kader böyle imiş, ya da karşındaki kötü oluveriyor direk, ya da sen anlatamadın kendini.hep bahane. zaten saklanmak için en iyisi, bu tür bahaneler. başarısızlıkları, tüm sevilmemişlikleri ertelemek için en iyi bahane.belki de hem kendini hemde karşındakini temize çıkarmak için.
her daim çok inançlıydım ben oysa, olur derdim, olacak sevdiğin kadar sevilirsin. boş yalanlar bunlar, bazen nedensiz de nefret ediliyormuş. bazen kabullenmek gerekiyormuş. bazen pes etmek gerekiyormuş, bazen olmuyormuş işte. olmuyormuş. bunu anlamak ne yazık ki zor oluyor işte, çünkü hayatın boyunca eğer ailen seni iyi bir insan olursan, karşındakiler de sana iyi davranır yalanıyla kandırmışsa ve sen iyi bir çocuk olursan şirinleri bile görebileceğine inanmışsan bir zamanlar,hele bir de tek çocuksan ve hep sevgiyle büyümüş bir sevgi arsızıysan o zaman daha da zor oluyor senin için kabullenmek.
insanın hep bir sorgulama hep kendisinde bir eksiklik bir hata bulma çabasıdır yaşadıklarından hataları olduğunu kabul etmiş aslında. ama neden bir kişi kalkıp da yaptığı hataları ona söylemiyor ki? söyleseler ya. yardımcı olsalar ya hatalarını düzeltmek için. yanında olsalar ya desteğine ihtiyacı olduğu insanlar. yalnız bırakmasalar ya onu. uzaklaşmaya zorlamasalar ya…
öyle zamanlar olur ki hayatındaki her şeyin sahte olduğunu hissedersin. dostluklarının, arkadaşlıklarının, senin yaptığın onlarca fedakarlıklar onlar uğruna döktüğün gözyaşları karşındakinin seni, senin onu gördüğün gibi görmesine yetmez. hep eksiktir bir şeyler. hissedersin. yan yana deli gibi eğleniyorken bile ona yetmediğini anlarsın. sen ona dostum desen de o seni sadece vakit geçirmelik biri gibi görür. neden dersin hep düşünürsün cevabını bulamazsın. bir kez daha iyiniyetinin kurbanı olduğunu kabul etmek istemezsin ama bir süre sonra hayatın suratına kocaman bir tokat daha patlatacağını içten içe bilirsin. ah o iyiniyet! her şey onun yüzünden olmuyor mu zaten? acımasız hukuk düzeninde bile korunan iyiniyetli üçüncü kişiler dünya düzeninde neden düşene bir tekme de biz atalım mantığının kurbanı olurlar ki?
iste yine öyle anlar çıkar gelir ki sadece kendinle kalmak istesin. çekip gitmek uzaklara. kimsenin seni tanımadığı, kimseyi tanımadığın bir şehre. hayatına sıfırdan başlamak. yaptığının söylendiği hataları bir daha yapmamak. sınıfta tuttuğun düzensiz notları temize çeker gibi hayatını da temize çekmek. gereksiz bilgileri, ayrıntıları,insanları buruşturup çantana attığın notlar misali eski hayatında bırakıp, sana faydası dokunacak yardımcı olacak bilgileri,hep yanında olacak insanları evde tuttuğun defterin misali yeni hayatına taşımak. sonra o defteri doldurmak. renkli kalemlerle, özenerek yazmak yazıları. hatasız. silgiye gerek duymadan. peki o notlarda gereksiz diye attığın diğer bilgiler? onlara hiç mi ihtiyacın olmaz bir gün? onların sana hiç mi ihtiyacı olmaz? sen gittiğinde hiç özlenmez misin. bugüne kadar onların yanında olduğunu sandığın desteğine hiç mi ihtiyaç duymazlar? yaptığını düşündüğün her şey boşu boşuna miydi? hiç mi bir şey ifade etmedi karşındakine? hep mi eski bilgiler kalıcıdır? peki bir şey yeni olamazsa nasıl eskiyebilir?
ben gidersem,ki yüksek ihtimalle gideceğim, sadece gelip geçmiş mi olacağım insanların hayatından? senin hayatından? hiç mi bir iz bırakamadım bilmiyorum. yaptığım her şey attığım her adım karşımdakini düşünerek atılmıştı halbuki. ya anlaşılamadım ya anlatamadım. yine de her şey için teşekkür ederim. paylaştıklarına. paylaşacaklarına. ama bir gün gelecek, birbirimizle bir selamı bile paylaşamayacağımız bir zaman olacak. hatta oldu bile. iste o zaman merak ediyorum umurunda olacak mi bazı şeyler.merak ediyorum benim senin için düşündüğüm hissettiğim şeylerin küçücük bir kısmını bile bana hissettin mi? bi kere bile benim için dostum dedin mi üçüncü kişilere.anlıyorum ki ben çoğu şeyi beceremediğim gibi bunu da beceremedim. tamam oldu dedim. ama bu da olmamış…
aslında insan hep düşünerek hareket ettiğinde yapar yapmak istemediklerini. hep dikkatli atar adımlarını hataya yer vermemek için. hata yapmaktan korktuğu için hatalar üstüne hatalar yapar aslında. zaten en çok kırdığımız en çok hata yaptıklarımız hep en çok sevdiklerimiz değil midir? hep yanlış anlaşılmalara kurban vermedik mi en saf en çocuksu duygularımızı.
bitmez dediğimiz şeyler bitmedi mi hep. elimizden kayıp gitmesini önleyemediğiniz oldu mu bazı şeyleri? tıpkı bi avuç kumun elinizden kaymasını izler gibi bir şeylerin bitişini izlediğiniz oldu mu? kumların dökülmesini engellemek için gösterdiğiniz çabaya daha hızlı toprağa kavuştuğunu fark ettiniz mi kum tanelerinin?
bazen ne yaparsan yaparsan yap olmadığını keşfettim. ne düşünürsen düşün adımlarını atarken. aradaki buzdan duvarları eritmek için çabalarken aslında buz katmanlarını daha da kalınlaştırırsın. daha da yükseltirsin boylarını duvarların farkında bile olmadan. bir de bakmışsın dışarıda kalmışsın bir daha hiç içeri alınmamacasına. çabalarsın içeri girmek için ne olduğunu bile anlamadan dımdızlak kalmışsındır. yanıt katidir. soğuktur. fırtınalıdır. zamanla bahar gelip buzlar kendiliğinden eridiğinde üç hece olacaktır yeni statün lay-lay-lom. belki destansı yıllara sığdıramadığın ama kendince bişeyler katmaya çalıştığın kendince emek verdiğin şey bir anda sırt çevirir sana. kapı suratına kapanır bir daha hiç açılmamacasına. iste o an arkanı dönüp gitme vakti gelmiş demektir. kapıların, buzdan duvarların önüne bağdaş kurup oturmak hiçbir işe yaramaz çünkü. hayatına devam etmesi gerek insanın. zor da olsa ayağa kalkıp yürümesi…
kırgın değilim. çünkü beni kıracak bişey yapmadın. kızgın değilim çünkü kendimce seni üzmemeye çalışırken aslında ne kadar üzdüğümü anlayamamışım.üzgün de değilim. ilk başta biraz koydu ama düşündükçe alıştım.üzüldüğüm tek nokta senin için hiç bişey ifade edememiş olmam belki bunu keşfettiğim için üzülmüyorum artık.aslında anlamalıydım bazı şeylerden.benim seni kırmamak için gösterdiğim onca özene rağmen senin, ben sana msnde sınıfta kalıcam diye ağlarken nispet yaparcasına gözüme soktuğun kişisel iletin de bana çok koydu.o kadar çok odaklamışım ki kendimi senin üzülmemene bunu bile söyleyemedim sana boku bokuna tartışmayalım diye. yine de takılmadım çok. sadece bil istedim. bu yüzden üzülmüyorum işte belki de en başından beri bir anlam ifade etmiyormuşum diye.
hani dedin ya gelip sarılsaydın bana bize neler oluyor diye konuşsaydık diye. yapamadım onu iste. sana sarıldığımda beni ittirmenden korktum.görüyor musun sana sarılmaya bile korkar olmuşum o kadar uçurum olmuş aramızda. neden oldu sadece benim yüzümden mi oldu bilmiyorum. zaten zorlamak ve düşünmek de yersiz bu saatten sonra. ama son kez, ikimizin de çok sevdiği üstadın da dediği gibi olmasaydı sonumuz böyle…