batılılaşma, ta
tanzimat'tan beri bizim aydınımızda bir korku uyandırmıştır, "ya batılılaşırken kendimizi tümden yitirirsek!" korkusudur bu.
ziya gökalp, aydınımızı bu korkudan kurtarmak için kültürün ('hars'in) ulusal olduğunu öne sürmüştür, demek istemiştir ki, kültüre (hars'e) sarılırsanız, uygarlık sizi sizden edemez. o gün bugün, 'milli kültür' sözü dillerden düşmez olmuştur. peki, uygarlıktan niçin korkuyoruz? bunun üzerinde kimse durmamıştır. dahası var, milli olan kültürümüz nedir, ne biçim bir şeydir, bunu araştıran çıkmamıştır ve araştırılmadığı için de bu 'milli'nin altından ikide bir
dinsel çıkmıştır.
ziya gökalp'in kültür ile uygarlığı (
hars ile
medeniyet) birbirinden ayırması, en çok sanatlarımızı, sanatçılarımızı etkilemiştir; "evrensele ulusaldan varılır" görüşü bunun ürünüdür. bizde yağlıboya resmin başlaması, avrupa resmine öykünmekten doğmuştur. başka türlü olamazdı. ama batı resmi için de öykünme söz konusudur, o da öykünmeden doğmuştur. yabancı sanatlara öykünmeyen bir sanat yozlaşır, yok olmağa gider. batı resmi ve sanatı çeşitli öykünmelerle, etkilerle bugünkü durumuna geldi. ama bizde buna rahat soluk aldırılmamıştır;
ziya gökalp yetişmiş, kültürün ulusallığı kavramı içinde, yöresel, geleneksel, ulusal olanın evrensel teknik ile birleşmesi gerektiği görüşünü ortaya atmıştır ve bu görüş sanatçılarımızı ya yaratıcılıktan uzaklaştırmış, ya da başka yanlış yollara itelemiştir.
oysa bir yaratma eylemi olarak sanat, tarihsel ve kültürel sürekliliği sağlama fonksiyonunu içermesine karşın, tarihsellik kategorisine sığacak bir alan değildir; tarihle hesaplaşma eylemi değildir. o, belli bir zaman ve belli bir uzam içinde bütün varlıkla hesaplaşma eylemidir. o, yaşayan canlı varlığın antipod'u olan yoklukla-ölümle hesaplaşma eylemidir.
ulusal olanla evrensel olanı, kültür ile uygarlığı birbirinden böyle kesenkes ayırmakla
ziya gökalp, içinden bir türlü çıkamadığımız bir ikileme getirip bırakmıştır bizi. ben derim ki, bilimlerde olduğu gibi sanatlarda da amaç evrensel ölçütlerdir. bundan, ulusal kimliğimizi yitireceğimiz korkusuna kapılmak yanlıştır. çünkü 'ulusallık', 'tarihsellik' durağan kavramlar değildir, boyuna yorumlanır ve boyuna değişirler. bunun da itici gücü yaratıcılıktır. hatta bir toplum, kendi özelliğini evrensele vardıkça, vardığı ölçüde bulur. ulusallığa evrensellikten varılır. batılı toplumlar, uygarlıklarına da ulusallıklarına da yorumla ve yaratıcılıkla varmışlardır. hiç korkmayalım.