zamanmekana karşı bir iddalılık içerisinde bulunduğumdan mütevellet herkesten özür dilerim. haddini bilmek gereken bir hususta giri gireceğim ki gözüme çarpagelmişti nice zaman evvel şimdi onu hatırladım.
fransızca ya da almanca ya da kıta avrupasından herhangi bir günlük konuşma dilini aldığınızda dikkatlice bakarsanız cümle içerisindeki en ağır ağbi, en forslu tümleç öznedir. özne eylemin eylemliliğini ve sürdürülebilirliğini sağlayan beyefendi ya da hanımefendidir. öyleki bu kişiselleştirme güdüsü kimi fiillerin ve sıfatların hatta nesne isimlerinin bile eril ve dişil diye ikiye ayrılmasına ve ona göre artikel almasına sebebiyet vermektedir. buradan kıta avrupası felsefesinin özellikle de metafizik ve ontolojik çalışmalara eğildiğimizde de görebiliriz ki belirli başlı düşünürlerin düşünce sistemleri özne temelli, bir öznenin kuruluşuna binaen şekillenir vs.. (örnek vermiyorum kant'tan barthes'a kadar okuduğum ne kadar metin var ise hepsinde böyle bir izlenim edinmiştim, bilemiyorum belki yanılıyorum).. ve nihayetinde aslolan denge
anlam a dairdir, anlamın inşaasıdır esas olan.
anglosakson gündelik hayatı ve konuşma dillerine bakarsak ingilizce'de her durumda esas olan fiildir, önemli olan işin yapılagelmiş olmasıdır. your expressions or his expressions demek arasında tek değişen işi yapan kişidir oysa işin yapılmasına dair hiç bir değişiklik söz konusu olamaz, fiile eklenen tek takı çoğullaştırma ya da zamana dair onun farklı bir versiyonunu kullanmadır, onun haricinde sadece küçük propositionslar vardır isimlere ya da nesnelere eklenebilen. tam da buradan hareketle anglosakson düşüncesinin neden analitik olduğunu ve neden aslolanın
biçim olduğunu düşünebiliriz. düşünmeyedebiliriz elbette.... sadece bir vakit evvele kadar ben düşünmüştüm, işime de yaramamıştı... boş boş bakmıştım sağa sola