ortaçağ kadar olmasa da gayet gizemli ve değişik bir dönemdir.
stil olarak her yer rüya gibi doreye,koyu kırmızıya boyanmış;ipekler ve melekler her yeri donatmıştır.hatlar gothic'e göre yuvarlaktır.
belki de ortaçağın karanlığı ve ürkütücülüğü,süs,lüks ve abartı ile birleşmiş ortaya mükemmel bir karışım çıkmıştır.
her yere heykel dikme,heykelleri de gayet mimikli ve ifadeli yapma,büyük merdivenler,kocaman aynalar,çok süslü tavanlar,bezeme dolu binalar bu dönemin marifetlerindendir.
lüksün, debdebenin, süsün, ışığın çağıdır. memento mori ile carpe diemarasında yaşanan sıkışmışlık duygusu her alanda hissedilir. mutlu, büyüleyici resimlerin arkaplanında bir kurukafa görülebilir,sonun belli olduğunu hatırlatırcasına. barok, rönesans ile itibarı zedelenen katolik kilisesinin bir anlamda kurtarma yazılısıdır. kilise insanları cezbetmek için günün gereklerini uygular. süslü, aydınlık kiliseler, dini temaların ağır bastığı eserler, vs.
barok dünyadan alınacak zevklerin gerçekten büyüleyici olabileceğini, gösterir ama aynı zamanda zevklerin yanılsamalar olabileceğini hissettirir. mutlak sonun ne yaparsak yapalım herkesi beklediği gerçeğini de göz ardı etmez. dekorasyon tiyatro dekorundan farksızdır. herhangi bir yere açılmayan kapılar, ayna kaplı koridorlar, gizli geçitler, süslü merdivenler, ışık oyunları sıkça kullanılmıştır. her şey uç noktalardadır. karamsarlık, neşe, lüks, vs. insanın bu kadar süslemenin, varağın, oymanın karşısında nefesi kesilebilir. büyüleyici bir akımdır.
ispanyol edebiyatının görkemli dönemini niteleyen altın çağ kavramı, sanırım 1650 li yılına kadar uzanan resim için de kullanılabilirdi. bununla birlikte, bazı açılardan ortaçağ'dan gene de uzaklaşmış değildir. ressamlar dar ve görenekçi locaların kurallarına uymayı sürdürmüşlerdir. din adamları yaratılara müdahalelerde bulunmuşlar ve kimi kez de, satın aldıkları çok sayıda tabloda dar görüşlü öğretiler, programlar ve konular dayatmışlardır. örnek vermek gerekirse: caravaggio'nunn gerçekliği hatta özellikle de, yumuşak ve bol ışıklı "venedik tarzı" nı gösterebiliriz. hatta çok beğenilmiştir bu.
barok akımı roma'da gelişmiş olup daha sonra tüm avrupaya yayılmıştır. portekizce'de biçimsiz eğri büğrü inci demektir. bu isim rönesans akımına direnen tutucu kişiler tarafından konulmuştur.
barok resimde genel olarak öğeler deformasyona uğratılır, dini sahneler içeren konular ağırlıktadır,ışıklar çok etkileyici ve sarsıcıdır ışık genellikle soldan vurur, resimlerde hareketlilik vardır.
1600-1750 yılları arasında daha çok klavyeli çalgıların revaçta olduğu ve müzikte tekdüzelikten uzak kalınmaya çalışılan, karmaşık seslerin kullanıldığı bir klasik batı müziği dönemidir. vivaldi, handel ve bach bu dönemin ünlü bestecilerindendir.
romans dillerinde (ispanyolca, portekizce, italyanca, fransızca gibi) "ince girinti-çıkıntı ve pürüzler nedeniyle tam olarak yuvarlak olmayan inci" gibi bir manaya gelen, aynı zamanda "gereğinden fazla süslü olan" anlamında da kullanılan kelime. sanatta bir üslup-dönem olan barok'un altında böyle bir anlamın yatıyor olduğunu bilmek insana bir zihin açıklığı getiriyor ve hem baroğun, rönesans'ın o "ölçülü" olma kaygısının tam karşısında duran karnavalımsı taşkınlığını, hatta belki "arızalılığını" ortaya koyuyor, hem de baroğun gotikle ve oradan da fantastikle olan ilişkisini bir şekilde görebilmeyi kolaylaştırıyor denilebilir.
barok dönem, 17. yüzyıl içerisinde ortaya çıkan bir kavramdır. 1600 ile 1750 yılları arasında italya’daki opera denemeleriyle başlamıştır. johann sebastian bach’ın ölümüyle de son bulmuştur. barok müzik döneme adını vermesiyle beraber başta mimarlık olmakla birlikte birçok dalda da etkilerini göstermiştir. coğrafi keşifler’in sonunda dünyaya yayılan özellikle katolik ülkelerde ve latin amerika’da yayılmış bir üsluptur.
barok kelime kökeni olarak portekizce düzgün olmayan inci anlamına gelen barroco kelimesinden çıkmıştır . aynı zamanda rönesans’la helenizm’in (antik yunan’ın) tekrar doğuşuyla birlikte müzik alanında birçok farklılıklara neden olmuştur. rönesans dönemi tüm sanat dallarında sadeliğin ve duyguların daha yumuşak bir anlatımla ifadesinin temsilcisi olurken, müzikte bu durum tek düzeliği getirmiş sıkıcı bir şeye dönüşmüştür. barok dönemiyle birlikte müzik “kontrast” kavramıyla tanışır. çalgılar birbirlerine karşıtlık oluşturacak melodilerle düzenlenmiş, süslü ve abartılı melodilerle zenginleştirilmiştir. fakat yine de barok dönem bestecileri klasik dönem armoni kurallarına da eserlerinde yer vermişlerdir.
barok dönem’le birlikte ortaçağ ve rönesans’ta gördüğümüz müzikteki ses şiddeti sabit kalmak yerine piyano ve fort lerle daha da güçlendirilmiştir. eserlerin son ve başlangıçları nüanslarla belirlenmeye başlanmıştır. aynı zamanda “kontrast”ların kullanımı ise konçertoların oluşumunu hızlandırmıştır. bu kullanılan kontrastlar aynı zamanda müziğin ritmini de büyük ölçüde etkilemiştir. metine bağlı müzikal anlatım konuşma dilindeki vurguların da abartılmasına neden olmuştur. bu dönemde büyük ölçüde yalnız çalgılar için besteler yapılmasına rağmen monteverdi’nin operaları ve madrigalleri (16yy’ın sonunda italyan bestecilerin adını verdikleri şiirler üzerine yazdıkları çok sesli müzikler ) daha sonra gelecek müziğe öncülük yapmıştır.
bu dönemin bestecileri johann sebastian bach, george fredrich handel, franz joseph haydn, henry purcell, friedrich wilhelm zachau,george philipp telemann, johann pachelbel, girolamo frescobaldi, claudio monteverdi, antonio vivaldi, tomas albinon’dir.
tarihteki ilk opera, italya'da jacopo peri'nin bestelediği dafne operasıdır, ancak operayı geliştiren ve tüm dünyada tanınmasını sağlayan yine italyan besteci claudio monteverdi'dir . bu ilk operayı duyduğunda monteverdi çok etkilendi ve 1607'de orfeo'yu besteledi. bu operanın büyük bir başarı kazanması ve saraylardan bu konuda yoğun talepler gelmesi üzerine, monteverdi operaya daha çok ağırlık verdi ve böylece dramatik etkinin yüksek olduğu, orkestranın şarkılara eşlik ettiği operalar doğmuş oldu.
çok sesliliğin ve kontrastların hakim olduğu, kendisinden önceki döneme baş kaldıran bu dönem aslında bir çok yenliğin de öncüsü olmuştur. operanın doğuşunun ve gelişiminin nedenidir. müzikal anlamda da bugün gördüğümüz birbirini yanıtlarcasına enstrümanların birbirleriyle soru-cevap ilişkisi bir noktada operanın çalgıya yansımasıdır. bu yansımayı barok dönem operasında görebiliyoruz. rönesans’ın tekdüze mükemmeliyetçiliğinden sıyrılmış olan bu dönem aslında bach’ın prelude&fuge’lerinde, monteverdi’nin operalarında izlerini yoğun bir şekilde barındırmakta. bence bu dönem asıl olarak müziğin dönüşüm noktasıdır. belirli çerçevelerden sıyrılıp bireyin kendisi için, beğenilme ve takdir edilme arzusundan sıyrılmış bir şekilde kuralları yok sayarak – bir noktada anarşist bir tavır içerisinde – var edilen bu eserler günümüz operasının temel taşını oluşturmuştur.