ölmeden önce televizyon kanallarına girerek program yapmak istiyorum diyen ancak geri çevrilen, öldükten sonra ise bütün televizyon kanalları tarafından bangır bangır şarkıları çalınan dünyayı gezmiş olan ünlü şarkıcı
türkiye'nin gelmiş geçmiş en iyi sanatkarlarından.7'den 77 adlı programıyla da bütün türkiye'nin gönlüne taht kurmuş insan.her şarkısı birbirinden güzeldir.
neredeyse 6 yıl oluyor öleli.hala acıtıyor onun bu ansız terkedişi.şarkılarıyla avunuyoruz.
sebebi nedir peki bu sevginin diye düşünürüm hep.herkesin sanki ailesinden biri ölmüşçesine içten üzülmesinin sebebi?
çok iyi bir sanatçı olması mı, kişiliği mi, dış görünüşü mü yoksa, uzun saçları ve yüzükleri mi, hızlı hızlı konuşması mı, danseden elleri mi?
dünyada ayak bastığı her yerde insanlarla çabucak iletişim kurabilmesi miydi bizi bu kadar etkileyen, yoksa yaptığı programda ebeveynlere çocuklarla nasıl konuşulması gerektiğini öğretmesi miydi?
bu kadar etkileyici sözlerle ve melodilerle dolu şarkılar yazarak bizim söyleyemediklerimizi kendi sesiyle dünyaya duyurabildiği için mi bu kadar sevdik onu? belki de özel yaşamını mahrem tutması ve iyi bir aile babası olarak gözükmesi sevdirdi onu daha muhafazakar olanlarımıza. bence hepsi ve daha da fazlası.
şarkıları varoldukça unutulmayacak barış manço.
rahmetle anıyorum.tekrar.
bugün kalp krizi geçirerek hastaneye kaldırıldığı gecenin yıldönümüdür. bir ay önce doğum gününü kutlamış ve bu gece ise moda'daki evinde karısı ve çocuklarından uzak hayata gözlerini yummuştur.
ülkemizde müziğin nasıl da aşkla yapılması gerektiğini gösteren ilk üç isimden olmuştur. cem ve erkinle başladığı yolda ilk önce o bitirmiştir devrini. şu an meşhur pek çok şarkıcının ya belli bir süreliğine hocası olmuş ya da onların elinden tutup yollarını açmıştır. hatta bu girinin girildiği sene 4 şubat (2005'te yani) tarihinde onun öğrencisi olan murat yılmazyıldırım* ankara'da barış ve cem için unutulmamaları adına ve barış manço'nun evinin satılmasını protesto amacıyla yapılacak bir gösteride en önde olacaktır.
usta her zaman bilinecektir. bizim anne babalarımızın gençliğini şarkılarını dinleyerek geçirdiği, konserlerinde eşlik ettiği, bizimse erken yaşlarımızda gerçek sanatı görmemizi sağlayan bu büyük sanatçıyı hiç ama hiç unutmamak gerekir.
göklerden daha mavi, denizlerden daha derin
topraktan güzel kokan ne ola
rüzgardan daha serin, başaklardan daha nazlı
ay ışığından daha ılık ne ola
ahu gibi gözleri baktıkça yürek yakan yar ola
cennet bahçesi kokan, göğsünde çiçek açan yar ola
damla damla yağmurdan boynu bükük çiçeklerden
daha hüzün verici ne ola
sonbahar yaprağından, hele akşam güneşinden
daha içini burkan ne ola
buğulu gözleriyle yollarımı bekleyen yar ola
ıslak dudaklarıyla bir garip türküsüyle yar ola
göç eden kuşlar gibi gidip gelir umutlarım,
umudun ötesinde ne ola
nefesimde yaşayan, sıcaklığı paylaşan yar ola
yaşam denen uykudan uyanmasını bilen yar ola...
hakettiğini çok geç bulmuş, senelerce uğraşmasına rağmen ancak 32. sanat yılında; 1991 senesinde devlet sanatçısı ünvanını kazanabilmiş büyük müzik üstadı.
adına odtü'de bile "barış manço efsanesi" ismiyle etkinlik düzenlenen usta. "gazi rotaract kulübü"’nce ankara üniversitesi cebeci hastanesi’ndeki çocukların tedavi masraflarını karşılayacak etkinlikte tabi ki beklenen her türlü güzelliği yapacak adamlar. lütfen canım itü uyusun.
adam olacak çocuk derdi, 10 10 puan verirdi çocuklara. değer verirdi çocuklara; 80'lerdeki çocuklara çok şeyler kattı barış manço. öldüğünde inanılması zor geldi; arkadaşım eşek'i beraber söylemeyeceksek ne tadı kalırdı ki çocukluğumuzun?
babam kadar sevdiğim,her gün bıkmadan sıkılmadan en aşşağı 20 şarkısını dinlediğim,adını yaşatmak için çaba sarfettiğim,benim için hiç ölmeyecek türkiye'nin gelmiş geçmiş en büyük sanatçısı...
(bkz: ölünce değeri anlaşılan insanlar)
ahh barış abi ne erken gittin sen! sakın yanlış anlama isyan etmiyorum, edemem de... ama sen benim çocukluğumdun, unutamıyorum işte... bir sabah okula hazırlanıyordum, tam evden çıkacakken duydum o haberi! sarsıldım, bir yakınımdı giden... abi, amca...
eski zaman ozanları gibi elinden geldiğince şarkıların son kıtalarına adını karıştıran, kırk yılda bir gelir barış gibisi diye son derece doğru söylemiş şarkıcımız, televizyoncumuz, sinema oyuncumuz çocukluğumuzun her alanından yer bulmuş adam. 7'den 7'ye, adam olacak çocuk, ikinci kahvaltı, anahtar derken pazar sabahlarının vazgeçilmez ismi olmuştu. baba beni eversene diye bir filmde oynayıp oyunculuğu da denemişti. zaten şarkıcılığına, yazdığı şarkıların sözüne kimsenin bir lafı yoktu, adam japonların bile sevgilisiydi. yazık oldu, erken kaybettik.
allah rahmet eylesin.
sempatikten de öte,herkesle çabucak iletişim kurabilen,şarkıları milyonların dilinden düşmeyen,ultra-sosyal şarkıcı..
ayrıca çok iyi bir insandı,kaprissizdi..
ne zaman televizyonda bir programını veya konserini filan görsem,yüzümde bir gülümseme belirir,bütün moralim düzelirdi..
allah rahmet eylesin
şarkı sözlerinde sürekli geçen nasihatlar ve atasözleriyle, bestelerindeki türk ezgileri ve sazlarıyla kültürümüzü rock müziğe en iyi yansıtmış olan; türk gençliğine, rock müziği benimsetmiş, halkın uzun saçlı sakallı tiplere kötü bakmasını biraz da olsa engelleyebilmiş müzisyen, gezgin, aile babası ve merhum insan.
ölmeden önce görme, tanışma şerefine erişemedim, içimde bir yara olarak kaldı. cenazesine bile katılamadım. bir de hâlâ o bıyıklarına hastayım; ama unutuldu, kimsenin aklına gelmiyor artık. belki elin japonları bile bizden daha çok hatırlıyordur onu.
(bkz: modern evliya çelebi)
(bkz: barış abi)
zamanında adam olacak çocuk adlı programı yaparak çocukların da sevgisini kazanmış bir sanatçıdır..
ben katılmak için neler yapmıştım ama güzel de geçmişti hani.
ilk konsere gidişimdi, o yükseklikte bir konsere daha gidemeyeceğimin de farkında değildim henüz. trt ekranından dünyayı gezerken görmeye alışık olduğum o aşina sima o gün sahnedeydi. tevafuk eseri gittiğim bu konserde barış manço'ya olan muhabbetim daha da tezayüd etmişti. barış manço'nun eserlerini söylerken gösterdiği yüksek performans beni çok sevindiriyor, ben en yakın bir tuttuğum takım bir başarı elde etmiş edasıyla mes'ud oluyordum.
7'den 77'ye o zamanlar televizyonda en sevdiğim programdı. barış manço uzun saçları, bol bol dağıttığı 10 puanları ile dünyanın bilmem hangi bölgesinde gezerken beni de yanında götürüyordu. üslubu bana gayet çekici ve özgün geliyor, domatese, bibere, lahmacuna, ayıya, hele ki eşeğe şarkı yapması çok hoşuma gidiyordu. ondaki nev-i şahsına münhasırlık, ehl-i tahkik olması onu diğer sanatçılardan çok ayrı, müstesna bir mevkie oturtuyordu. gülpembeyi dinlerken apayrı iklimlere sürükleniyor, derinden bir hüzün hissediyor, arkadaşım eşeği dinlerken bir melal esintisine maruz kalıyor, kol düğmelerini dinlerken firak acısını en müşahhas manasıyla hissediyorduk.
barış manço öldüğünde ben test kitaplarıyla boğuşmaktaydım, o günlerde adetim olduğu üzre hiçbir sanatçının kasetini almaz, televizyonla ilgilenmez, musıki hakkında teorik malumatla idare ederdim. barış manço'nun ölüm haberini alınca içime bir alev topu düştü, ne yapacağımı bilemedim, fatihalar okudum, bildik bir hüzün değildi bu, en yakınımı yitirmiş gibi üzülmüştüm,
bu hüzün aylarca sürdü, ben halimi dostlardan gizledim, aşina çehre aradım. peki ben bu zatı niçin bu kadar sevmiştim? cevabı daha sonra barış manço'nun vefatı münasebetiyle yayınlanan bir kitapta bulmuştum, fethullah gülen hocaefendi'nin yazısı daha ilk cümlesinde olayı çözümlemişti: "o bu toprağın sesiydi"
gülpembe konusunda en özgün açılımı yine hocaefendi'nin yazısında bulmuştum, onu dinlerken kainatın efendisini hayal etmek, hayal edip mana alemlerine pervaz etmek. o'nun uzaklara yaptığı seyahatlerde bu yurdun insanının açtığı aydın müesseselere olan alakası da onun bir rusum münevveri değil, hakiki bir aydın olduğunu isbata kafi idi. nihayet onun laalettayin bir sanatçıdan çok ötesini hazi olduğunu anlamıştım.
günlerce hüzünlenip gülpembe dinledim, dağlar dağlar diye dağlara haykırdım, dua ettim, boyun büktüm, nihayet seyahatin 7'yi, 77'yi aşıp ebed iklimine ulaştığını anladım.
70 ve 80 kuşağı çocuk ve gençlerinin idolü olan sanatçımız, yaptığı müziği tahminimce türkiye de kimse yapmamıştır, bir yandan sufiliğe kayıp olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi demiş, bir yandan aile kavramını ön plana çıkartıp babaannesine gülpembeyi yazmış, sevgiliye özlemi dağlar dağlarla dile getirmiş, politikayla ilgili olarak süleyman ı yazmış, ayrıca geçmişte kalan tuti mucize-i guyem gibi birçok şarkıyı cover yapmış, şu anki sanatçı diye geçinen garip insanların yaptıklarının onun o saçlarından bir teline bile değmeyecek, gelmiş geçmiş en büyük sanatçıdır.