“kalbinde nasılsa, öyledir...”
teoman’ın filmi hakkında bir şeyler yazabilmek için, öncelikle filmde çok sık olduğu gibi bir sigara yakmak ve yazarken birkaç teoman şarkısını dinlemek gerekiyor. balans ve manevra, teoman’ın bütün parasını yatırdığını, sinan çetin’in de kalkıp “türkiye’nin ilk sanat filmi” dediği bir film olsa da, önyargısız yaklaşmak pek mümkün değil. zira film teoman’ın şarkılarıyla başlıyor, öyle devam ediyor ve aynı şarkılarla bitiyor. sanki teoman, bu şarkılarım bu manalara geliyor demek istemiş ve filmdeki sahnelere göre, sözleri uygun şarkılarını yerleştirmiş. film boyunca teoman’a görüntü, ses ve şarkılarıyla fazla fazla doyuyoruz. teoman’ı biraz geride bırakıp filmin diğer yanlarına bakarsak,
bülent kayabaş,
burak sergen ve
seda akman’ın her şeye rağmen iyi oyunculuk çıkardıklarını, özellikle burak sergen’in ve seda akman’ın rollerini pek güzel oynadıklarını söyleyebilirim.
filmde, belli bir konu olmasa da, aslında insanların içinde bulunduğu dünyada tek bir nokta olmalarının hangi anlamlara gelebileceği iyi anlatılmış. çağımızda pek çok insanın farkında olarak ya da olmayarak yaşadığı kişisel bunalımlar, depresyon ve hatta bunun çift kişilik olan ilişki çıkmazları çok doğal bir dille ifade ediliyor. sokağa çıktığımızda görebileceğimiz her insan, bu filmde bir karakter olarak seçilmiş ve bazıları pek de başarılı olmuşlar. bazıları ise filmin web sitesinde de söylendiği gibi birilerinin tavsiyesiyle kameranın önüne geçmiş, bir de kişisel düşüncem olarak teoman’ın arzularını bastırma isteğinden ötürü.
depresyondaki bir adam, uyanır, tabancasını alıp banyoya gider ve silahı şakağına dayar. gözlerini kapatır, tetiği çekmek fiziksel olarak çok kolay ve sadece bir anlık iştir, ama bu dünyadan gitmek o fiziksellik kadar kolay değildir ve
aynaya bakarken kendine şöyle der: “karar verdim kalmaya, baktım dedim ki
aynaya: ‘acelen ne, olacaklar olacak birgün nasılsa... yaşa, yaşa, yaşa.. seni sevenler var burda hâla.’”... sonra sadece bu sözlerle vazgeçer ölümden, indirir tabacayı ve çıkıp gider. başka bir yerde de, sevdiceğiniz alkolü fazla kaçırıp sadece sizi umursamazlıklarınızdan ötürü cezalandırmak için tanımadığı bir adamın koynuna girer. acınız artar, sevginizin boyu uzar ve aynı masada otururken onun hazırladığı yemekten yiyemez, bacaklarına kadar eğilip yanağınızı dizlerine bastırıp af dilemek istersiniz, yapamazsınız ve bu tüm yaşadıklarınızın acısını hayatınızda yer eden başka insanlardan, olaylar çıkartmaya başlarsınız.
birileri bu yoğun, aynı evde yaşayıp da birlikte ve ayrı yapamayan iki insanın içindeki uçurumu yaşayıp karın ağrısı çekerken, siz mahallenin delisi olabilir, hatta bu deliyle uğraşıp kendinizi eğlendirebilir veya sadece uçkurunuzun peşinden koşmaya diretebilirsiniz.
hayat, karşınıza neler çıkatırsa çıkartsın, balans düzgünse, manevranız da zaten düzgündür, önemli olan balansın düzgünlüğünü doğru zaman ve doğru yer olarak ayarlayabilmekte. ve bir denizin dalgaları yüzünüze çarparken ve ensenizi güneş yakarken bile olsa, “kalbinde nasılsa, öyledir...”
“sevdiğinde çekip gitme zamanı gelmiştir
göğüslerin arasına başını sakla
nefes al, yürü, çek git.
...
hayat sürprizlerle dolu
eczaneden çıkıyorum
teraziden şimdi indim
seksen kilo çekiyorum
seni seviyorum”