• atlas

    bu başlık için bir lokasyon bilgisi verilmemiş
  1. urfa'da kutsal sayılan ve insanların elini bile değmekten çekindiği balıklara ev sahipliği yapan göl.
  2. yetiştiricilik mesleğinden bir dostumdan dinlediğime göre rivayet o ki, geçen senelerde ziyaretçilerin yardımsever tavrı sayesinde semizlendikçe semizlenen göl sakinleri arasında büyük bir ölüm dalgası yaşanmaya başlanmış, her gün onlarca balık ölü bulunmaktaymış. yerel yönetimden hadiseyi çözmesi için ismini vermeyeyim, çukurova üniversitesi su ürünleri fakültesi'nden bir profesör görevlendirilmiş ve bu amcamız bir emrah ablak hikayesi hesabı iki asistanını yanına alarak gölün yolunu tutmuş. kahramanımız profesör şehri gezip, kebaptır ayrandır indirirken asistanları ölümlerin sebebini araştırmışlar ve bol bol üreyen balıkların gölde stok fazlası oluşturduğunu ve bunun da ölümlere sebep olduğunu tespit etmişler. yöre halkının balıklara dokunmaktan bile korkan tavrıysa çözümü oldukça zorlaştırmış.

    bakmışlar işin çözümü yok, bir sabaha karşı iki asistan yanında birkaç yardımcıyla gölden balıkların ciddi miktarını toplayıp dışarı çıkarmış ve kalan balıklar ölmekten kurtulmuş. kebapla ayranla iyice semizlenen profesörse ertesi günü televizyonlara çıkarak "şöyle yaptık, böyle yaptık gölü kurtardık" demeçleri vermiş. balıkların yarısının sırra kadem bastığındansa hala hiç kimsenin haberi yokmuş.
  3. ayn halîlü'r-rahman ve ayn zeliha göllerinden oluşan mekan. efsaneye göre halîlü'r-rahman hz. ibrahim'in ateşe atıldığı yer, ayn zeliha ise onu seven, ona iman etmiş zeliha'nın ağladığı gözyaşları ile oluşmuş halîlü'r-rahman'a bağlantılı küçükçe olan göldür.

    bu göle insanlar kağıda dilek atıp yazarlar, dilek balıklar tarafından yenirse gerçekleşir gibi rivayetler dönmektedir; zamanında annem babam ve iki aile dostumuz ile o dönemdeki kız arkadaşları buraya gitmişler, kızlar kağıtlara dilek yazıp atmışlar babam ve aile dostlarından birisi diğerinin kız arkadaşının dileğini sudan alıp gidip bir yerlere atmış, sonuç işte annem ve babam ile bu dileği atılmayan kızla diğer adam evlenmiş, diğer çift mutlu sona eremeden ayrılmış, işte böyle çok ilginç kudretli bir yermiş burası.*
  4. balıklı göl, urfa'nın ağaçsız, sıcak ve kurak coğrafyasında bir vaha gibi salınır şehrin içinde. urfalıların günün sıkıntısını atmak için ziyaret ettiği nadir yerlerden birisidir. bu gölün çevresinde emniyet müdürlüğü tarafından sokaklardan kurtarılıp rehber yapılmış çocuklar size gölün tarihçesi hakkında bilgi verirler. ki, bunlar gerçekten de doyurucu bilgilerdir. balıklı gölün üst tarafındaki mancınıklardan urfa manzarası seyredilmeli, ancak buraya balıklı gölün kıyısından yukarı doğru uzanan bir dehlizden geçerek gidilmelidir. mancınığın olduğu yere başka yollardan da ulaşabilirsiniz elbette ama bu dehlizden geçip gitmenin tadı başka.
  5. etrafındaki ufaklıkların dört dilde tarihini anlatabildiği(!) yerdir. bir yerde durdurup bir şey sorunca ezberi kaybetmemek için devam ederler.
  6. balıklı göl: musluklu banyo, sulu çay gibi bir şey

    cümle içinde kullanıyorum: yarım ekmek köfte verdim , öldü lan bu!
  7. ağrıdaki krater gölüdür.oradaki insanlar büyüklüğünden dolayı deniz der hatta.dağdan gidilir.çok yüksektedir.eski zamanlarda urartular oralarda yaşamışlar.hatta köylülerden bazılarının urartulardan kalma altınların peşine düşerek hazine avcılığına soyunduklarını söylüyorlar.tatlı su gölü olduğundan alabalık,sazan yetişmektedir.fakat aynalı sazanlar o lezzetli alabalıkları ve yumurtalarını yiyerek nesillerini tüketmek üzereler.balıklı göl henüz keşfedilmemiş bir doğal güzelliğe sahiptir.etrafında hiç bina yoktur.göl kenarındaki köy ise mükemmel bir yerleşmeye sahip.fakat ulaşım sıkıntılı.göle giderken yolda yazın gelen göçebelerin kurduğu çadırlarla karşılaşılır.fakat gölün güzellliğine gölge düşüren olaylar oranın gelişmesine mani olmuş.lafın kısası keşfedilmeyi bekleyen bir doğa harikasıdır balıklı göl.
  8. balıklı göl teslimiyetin simgesi adeta. sınırsız bir imanın ve allah'ın takdirine kendini bırakışın simgesi gibi.
    balıklıgöl, kutsal kitaplarda anlatıldığı üzere hazreti ibrahim'in nemrut tarafından ateşe atıldığı yer. hazreti ibrahim, putlara karşı çıkıyor çünkü, kul yapımı bir tanrıya tapmanın akıl ve mantık dışı olduğunu söylüyor. derdini anlatamayınca da herkesin bir eğlencede olduğu vakit, alıyor eline bir balta ve başlıyor putları kırmaya. işi bitince de baltayı alıp en büyük putun boynuna asıyor. soruyorlar ibrahim'e neden yaptın diye, dyor ki "ben bir şey yapmadım, bakın balta sizin tanrınızın boynunda", diyorlar ki "olur mu öyle şey, onlar bir şey yapamaz." o zaman diyor ibrahim, "sizin tanrınız nasıl bir şey yapamaz, bir şey yapamıyorsa tanrı mıdır?" bunun üzerine nemrut bir ateş hazırlatıyor, bir de mancınık. hazreti ibrahim'i mancınığa bağlayıp ateşe atacak. o sıra cebrail aleyhisselam geliyor ve diyor ki ibrahim, bir diyeceğin var mıdır, hazreti ibrahim bir şey demiyor, sadece takdir allah'ın diyor ve mancınık boşalıyor... ateş suya, odunlar balığa dönüşüveriyor...
    ***
    "bitti mi evladım?" diye sordu reşit amca o sıra. "bitti" dedi bizim rehber. reşit amca kimdir, nedir bilmiyoruz, rehber anlatırken geldi yanımıza, dinledi usul usul. bekledi ki rehber sözünü bitirsin. sonra başladı anlatmaya...
    "bitti mi evladım?"
    "bitti"
    "evladım ağziya sağlıh, eyi dediğ hoş dediğ ama eksik söylediğ"...
    "o" dedi hz ibrahim için, "allah'ını aradı. güneş'e baktı, güneş battı; ay'a baktı, ay battı. sonra evrene baktı, birliği gördü, düzeni gördü, o zaman allah'ı buldu, iman etti."
    "hazreti ibrahim kimdir? bizim babamız. biliyor musunuz bizim iki babamız var. biri hazreti adem, ikincisi hazreti ibrahim. şimdi söyleyin bakalım, hepimiz hazreti adem'e eşit derecede akrabayken, seni benden, beni senden üstün yapan ne?"
    "dünya baktığın zaman bir oda, dünya da sınır var mı? yooook. hepimiz de bu odada hissedarız ancak. o zaman kim diyor ki orası istanbuldur, burası şanlıurfadır diye? insanların arasına sınırı koyan ne?"
    "bak evladım, bir kağıda 'a, b, c' yazdım. diğerine de 'allah' yazdım. ikisi de düştü yere, önce hangisini alırsın?". herkes allah yazanı alacağını söylüyor ama reşit amca itiraz ediyor. "yooook evladım yoook, 'a, b, c' aklının dediğidir, 'allah', gönlünün dediğidir. önce aklına mukayyet olacaksın ki gönlünün dediğine akıl erdireceksin." şaşırtıcı değil mi?
    "şimdi baktığın zaman insan bedeni hayvanınkinden daha değersizdir. insan ölür, toprağa karışır gider. ama hayvanın etini yersin, dersisini kullanırsın. o zaman seni hayvana üstün yapan bedenin değil, doğru mu? akıl! aklına mukayyet olacaksın evladım"
    "allah, evreni ikilik üzerine yarattı... geceyi yarattı ki gündüzü bil, kötüyü yarattı ki iyiyi bil. evrende her şey birliğe ulaşmaya çalışır. tekamül eder. o zaman insan kendini evriltecek."

    böyle dedi reşit amca.. dedi ki "evladım, benim sofram fukara ama suyum tatlıdır, gelin buyurun, soframa misafir olun" kalamadık... olsun, bir dahaki sefere inşallah... ama sözlerin bende reşit amca ve şimdi bu yazının muhattabı herkeste, o yüzden hakkını helal et.

    hayatımın en iyi derslerinden biri olmuştu heralde reşit amca'nın söyledikleri. bir gün yolunuz şanlıurfa'ya düşerse, balıklıgöl'e de uğrarsanız hele, iyi bakın etrafınıza, belki reşit amca oralardadır.

    ve bir rica:)) reşit amca da oralardaysa selamımı söyleyin, helal etsin hakkını, çok anlattım anlattıklarını :)
    merak edenler için reşit amca:

    www.youtube.com/watch?v=zxvrhrlr6f0

    balıklı göl'den sonra hazreti ibrahim'in yaşadığına inanılan mağaraya giderseniz eğer sizi kapıda yazan "edeple giren, lütufla çıkar" sözü karşılar.

    "edeple giren, lütufla çıkar"
  9. karanlığa gözlerimi açtım.
    saat gecenin dört buçuğuydu."sabah namazı molası" dedi bir ses. çantamı alıp hızlıca indim gezi aracından. sıradan bir yerde durmuşuzdur herhalde diye düşünürken basamaklardan indikçe, üzerinde buharlar yükselen o muhteşem manzara serildi ayaklarımın altına; balıklı göl..
    urfa ya varmışız meğer, peygamber makamına, ateşin ibrahim e serin ve güvenli olduğu mekana..
    etrafı yüksek kayalıklar ve en tepede ihtişamıyla göğe baktıran, iki kalın uzun gösterişli direk. evet şu meşhur- ibrahim e mancınık olan iki talihsiz direk.
    ibret olsun diye sapasağlam ayakta selamlıyorlar gelenleri yıllardır. insanlar görsün diye bilsin diye- allah ın koruduğunu bırak mancınıkla fırlatmayı gökyüzünden aşağı salsalar bile yine de bir şey olmayacağını.
    imamın güzel okuyuşu ve huşu veren sesini dinledim, hiç bilmediğim ayetleri fısıldadı kayalıkların arşına,sesi yankılandı.
    balıklar kıpır kıpırdı suyun içinde.
    allah ın peygamberinin şeref verdiği yere yakışır şekildeydi heyecanları.varlıkları buhar olup tecelli buluyordu suyun hemen üzerinde- zahir ve batın gibi.
    tam da o vakit gidilecek yermiş meğer urfa. başka bir yerini görmesem de olur dedim içimden. öyle huzur doluydu ki balıklı göl..
    olanları hayal ettim..insanların yüksek kayalıkların tepesinden birini mancınıkla ateşe fırlatacak kadar nasıl nefret besleyebildiğini düşündüm içlerinde.
    ayaklarım geri geri gidiyordu merdivenleri çıkarken. malum daha yolumuz uzundu.
    büyülenmiş ve gönlüm orada ayrıldım balıklı gölden.
    gidilecekse tam o vakitlerde gün ışımamışken gidilmeli.havanın manevisini buram buram solumak, o karanlıktan aydınlığa çıkan günü hissedebilmek için ruhlarınızda..

    ha unutmadan bunlar da burada dursun; enbiya 68-69-70. ayetler.

    "68 - onlar: "bir şey yapacaksanız, şunu yakın da tanrılarınıza yardım edin" dediler.

    69 - biz: "ey ateş! ibrahim'e karşı serin ve zararsız ol" dedik.

    70 - ona düzen kurmak istediler, fakat biz kendilerini daha fazla hüsrana uğrattık."