evin en küçüğü olmanın getirdiği dezavantajdır. 24 yaşında olsanız bile siz gönderilirsiniz çünkü küçüksünüzdür ve hiçbir zamn bakkala gönderilmeyecek kadar büyüyemezsiniz ailenin gözünde.
kaldırımdan git, dikkat et, oyalanma hemen git gel..bütün bunlar savaşa hazırlanan rambo edasıyla atkıyı bereyi mont ve benzeri aksesuarlarla kuşanırken annenin sarfettiği sözlerdir.
bakkala gitmek ilk başta bir sanat gibi görünür çocuk gözünde. önemli bir sorumluluk. sonuçta senin aldığın yumurtayla , ekmekle ailenin karnı doyacak. baban senin aldığın gazetedeki haberlere bakıp peh be bilmemne hede olmuş bilmemnerde höh olmuş diye iç geçirecek. bakkala gittiğin zaman kesinlikle kendince kardeşten bir adım öndesindir. sen o zorlu yolları engelleri aşıp bakkala gidip gelmişsindir. kolların kopmuştur o poşetleri taşırken. parmaklarında izleri çıkmıştır torbaların.
ama bu bakkal mevzuunda çok kötü bir vaka vardı. ben çocukken gazetelerin ansiklopedi dağıtma furyası vardı. iki çocuk sahibi anne ve babam da sağolsunlar tüm iyi niyetleriyle yarın öbürgün çocuklar büyüyecek okulu var bunun genel kültürü var ne olur ne olmaz biz alalım da düşüncesiyle meydan larousse , ana britannica , büyük larousse ve ismini hatırlayamadığım ana brittanicayı veren gazetenin bilmemne larous adı altında çıkardığı daha ince ama daha artizlik olan ansiklopediyi son ciltine kadar tamamladılar.herşey çok güzel iyi hoş da bu ansiklopediler iki cilt olarak verilirdi. işte benim kabus günlerim bunlara tekabül eder. ismini hatırlayamadığım hödö sonradan çıktı fakat diğerleri eşek kadar ciltler. 2 şerden 6 tane. yanına 10 yumurta 3 ekmek takip edilen 3 gazete babaya bi sigara sevinsin çocuklar içeceği portakal suyu ve birkaç şey daha ekleyin. sonra düşünün ufacık tefecik ben bunu taşırken ne hale gelirdim.ayrıca normal şartlarda bakkal yakın. git herşeyi al. fakat bu ansiklopedileri dağıtan yer ta bilmemnerde. zaten yol uzamış üzerine bir de yükler biniyor. işte o zaman ulan bakkala gitmek hele ki ansiklopedi taşımak kerizlik diye düşünmeye başlardım.
bu ansiklopedi işinin bir güzel yanı vardı kardeşine karşı 1500 olmuş havandan dolayı 4-5 gün onu bakkala yollama lüksün olurdu. ayrıca ufak tefek abi ben bunları alacam diye eline liste verdiğin bakkalın seni sevimli bulup ilgilenmesi de ayrı bir zevktir tabi.
aradan yıllar geçer hala aynı lakırdılar döner. tatillerde ailenin yanına gidildiği zaman eminim ki her evde kardeşle sen git abi sen git ya atışmaları yaşanıyordur. fakat tek fark küçükken baba sinirlenip sıçtırtmayın bacağınıza hadi ikiniz de gidiyorsunuz derdi. artık o yaşanmıyordur tahminimce. en azından bizde öyle oluyor..
evin en küçük çocuğunun başına gelen durum. pc başında oyun oynayan zavallı kardeşe yaklaşılır. "lan bi işe yaramak istiyor musun?" denir. çocuk da artık bağışıklık kazandığından "hayır abla, bakkala gitmicem." diye cevap verir. çeşitli duygu sömürüleriyle gönderilir.
annenin,ablanın duygu sömürüleri;babanınsa "yazıklar olsun sana,bize yaşlılığımızda sen mi bakcan pehheyyy biz kendimizi kime emanet etmişiz böyle" tarzı lafları sonrası gitmek zorunda bırakılınan,en zor kısmı oturduğun yerden kalkmak ve montunu giymek olan,yüzünden bin parça düşmek suretiyle gidilen ve sonunda "o kadar abarttığıma değmemiş be"diye düşünülmesine rağmen bir dahaki sefer olduğunda aynı azabın baştan yaşandığı küçük kardeşe eziyet durumu..
evin en küçüğünü bıktıran durumdur fakat bakkala giden küçük çocuk bakkala gidecek yaşa gelene kadar evin büyüğü (abi, abla) giderdi. kimse bundan bahsetmiyor.
eşitlikçi çocuklar olarak bu zoraki işi kardeş payı yapıp sıraya sokmuşuzdur.eğer sırası gelen evde değilse onun yerine gidilir ve bir dahakinde ben senin yerine gimişim kızııım sıra sendee denir. ya ama seninki hemen bakkaldı ben teee markete gittim gibi farklı ölçütlerle yarışılır.mızmızlık yapılır.derken büyür insan eve gelirken alışverişini kendi yapar.çoook uzaklardaki marketlerden ağır ağır poşetler taşır,ne gıkını çıkarır ne de para üstü kalır.
ortanca çocuk olmanın tek güzelliğidir bu.göndermediler hiç beni.
ya tek başına gidemeyecek kadar küçüktüm ya da gönderilmeyecek kadar büyüktüm.
ya abla ya da kardeş gitti.ikisi de benden nefret ederek gitti.ama bakkaldan aşırdıkları çikolataları paylaştılar.
kardeşlik böyle bir şey işte.
sokakta oyun oynarken, balkonda sizin boş anınızı denk getirmeyi bekleyen komşu teyzelerden birini görmek nasıl bir dert, nasıl bir kaygıdır. teyzenin ya çocuğu yoktur, ya çocuk ortalarda yoktur yada ergen bir kızı vardır söz geçiremiyordur. çıkıp balkona isminizi bağırır durur, siz "oyun kaptırmışım teyze duymuyorum seni" ayağı yaparsınız ama bir yere kadar. ulan hep beni seçerlerdi o kadar çocuk arasından. ev yetmiyormuş gibi birde mahalleye hizmet ettik yıllarca. beni seviyorlardı herelde. birgün mahallece toplanıp bir hediye alırlar diye düşünüyordum ama kısmet değilmiş.
isyan etmektir önce. "abim, ablam gitsin!" demektir. isyanı yılana kadar sürdürmek, para üstü hayali ile avunmaktır. darkwing duck''ta sahne kaçırmak, adventure island'a ara vermektir. bakkal dönüşü kaçak eti puf'a hızla yumulmak, baston ekmeğin tepesini koparıp yemektir.
en küçük olduğunuz için azınlıksınızdır. nedense türk toplumunda bakkala gitmek, çöp atmak v.b. şeyler işkence gibi gelir bütün aile fertlerine. çoğunluk üstünüzde baskı kurunca bunları yapmak zorunda kalırsınız