her şeyden, herkesten daha samimiydi mahalle bakkalı. evin 50 metre yukarısında köşe başındaydı. ufak tefek bir dükkândı. sabah 8 gibi açardı bakkalını şahin amca, akşam mahalle tenhalaşınca kapatır giderdi evine. kapatma saati duruma göre değişiyordu ki bu da bir nevi samimiyet göstergesiydi.
kışları içerde radyosunu dinler, yazları da tahta taburesini bakkalın önüne koyup mahalleye bekçilik ederdi şahin amca. sol çaprazında daha büyük bir bakkal olmasına rağmen popülaritesinden hiçbir şey kaybetmedi yıllar boyunca. herkes alışverişini ondan yapardı. kayabaşı mahallesinin bir tanesiydi şahin amca…
onunla tanıştığımda ilkokula bile gitmiyordum daha. yıllardır zevkle tükettiğim ülker çikolatalı gofreti benimle tanıştıran da kendisiydi. mahalle maçı yaptığımız plastik topu ondan alırdık. maç sonlarında da buz gibi bağlar gazozumuzu… vaktimin çoğunu onun yanında geçirdiğim için çok severdi beni. fakat kullandığı sevgi sözcükleri biraz farklıydı. ne zaman yanına gitsem “
ulan allahsız kitapsız pezevenk” derdi bana. aklım ermiyor tabi o yaşlarda, ne demek olduğunu bilmiyorum. sormaya da çekiniyorum bu ne demek diye. “şahin amca söylüyorsa iyi bir şeydir!”
tezgâhının arka tarafında asılı duran belgede doğum tarihi yazıyordu. 1933. 60 yaşını geçmişti ama ruhu gençti şahin amcanın. çocukluk yıllarım boyunca eşlik etti bana. mahalle değişti, insanlar değişti, ben değiştim ama o aynı tatlılığıyla kaldı. oradan taşınırken en çok bu adamı yalnız bırakacağım için üzüldüm. arkamdan seslenecekti bana… “
allahsız kitapsız pezevenk” diye…
ortaokulun sonuna doğru taşındık o mahalleden. bir iki kere ziyaret etmek için gittim yanına ama daha sonraları çok ihmal ettim. 10 yıla yakın bir süredir görmedim hiç onu. ta ki bir düğüne kadar..
yazları babamla birlikte düğün çekimlerine giderim. kimi zaman kameramanımdır kimi zaman da düğün fotoğrafçısı. bir akşam babam çağırdı yanına. “yarın safranbolu’ya gidiyoruz, çekim var. erken yat dinlen, yorucu bir gün olacak.”
tüm günümüz düğün sahiplerinin yanında geçti. akşam ise düğünün yapılacağı zalifre otel’e geçtik. gayet eğlenceli geçiyor düğün. bir yandan pastaları mideye indiriyoruz bir yandan işimizi yapıyoruz. derken düğünün yarısında kapıdan içeri yaşlı bir amca girdi. kambur, sağ omzunu aşağı düşürmüş, yavaş yavaş oturacağı yere doğru gidiyor. şahin amca diye bağırmak istedim bir an. durdum sonra. belki yanılıyorumdur, belki benzetiyorumdur. amca oturdu yerine. detaylıca baktım yaklaşıp. babamın yanına geri döndüm sonra. “baba” dedim “bu şahin amca valla!” git otur yanına bakalım tanıyacak mı dedi. fotoğraf makinesini babama bırakıp gittim yanına. bir sandalye çekip oturdum. elini öptüm hemen. “tanıyabilecek misin beni bakalım” dedim. yüzünde tatlı bir tebessüm, bir süre baktıktan sonra “çıkaramadım yahu” dedi. kayabaşı mahallesi dedim, fotoğrafçı vedat dedim, ülker çikolatalı gofret dedim..şaşkınlıktan daha da büyümüş gözleriyle baktı ve…
“
ulan allahsız kitapsız pezevenk ! nerden çıktın sen !”
dediklerinin ne anlama geldiğine aklım eriyordu artık. içinde en ufak bir kötü niyet barındırmadığından emindim. sarıldık birbirimize yıllar sonra. bol bol konuştuk, muhabbet ettik, özlem giderdik.
tüm dünya değişti, insanlar değişti, süpermarketler sardı dört bir yanımızı. şahin amcamın samimiyeti, iyi niyeti, gülüşü değişmemişti.
çok farklı bir mutluluk hissiyatını iliklerimde hissettiren bir bakkal… artık yüzlerine bile bakmadığımız, bir sakız almak için bile uğramadığımız..