merhaba! itü sözlük, içeriği dünyanın değişik noktalarında bulunan yazarlarca oluşturulan bir interaktif sözlüktür. daha fazla bilgi alabilir, üye olarak içeriğin genişlemesine katkıda bulunabilirsiniz.
  1. 1

bahçelievler katliamı

  1. bu başlıkta
  2. bakın dur
  3. sırala
  1. yakın türkiye tarihinin yüz karası olaylarından biridir, gencecik 7 insanın türlü işkenceler sonucu öldürülmesi sonucunda faillerin yakalanması tabi ki her olayda olduğu gibi geç olmuştur, hiç değilse faili meçhul değildir ama neye yaramıştır bu o da bilinmez. bu olayın içinde adı geçen şahıslardan abdullah çatlı işlerini susurluk skandalı'na kadar devam ettirmiştir, haluk kırcı ise hala hayatta olmakla birlikte devamlı yanlışlıkla(!) tahliye edilip tekrar tekrar yakalanmıştır. fettullah gülen'le hapishaneden irtibat sağladığı bilinmektedir falan filan. nihayetinde gariptir, akıl almazdır, inanılmazdır. birileri ölüp gitmiştir, birileri de işlerini öyle veya böyle sürdürmüştür. bir kara leke de yıllardan beri üzeri beyazla boyanmaya çalışılmıştır. beyazın siyahı kapatacağına inanarak. misal daha dün gibi; çanağımızı çömleğimizi alıp, saat 9'da ışıklarımızı yakıp söndürdüğümüz, ellerde mumlarla yürüyüşlerin yapıldığı susurluk skandalı ne kadar mevzu bahis edilmekte? hadi o dava sonuçlanmadı! bu sonuçlandı da ne oldu. üstelik aynı elemanlara yıllar sonra başka bir senaryonun içinde rollerini bile vermiş birileri. garip, gerçekten garip...
  2. 9 ekim 1978 saat:20:00
    erzurum'da tanışan haluk kırcı ile hem emek bölgesinin sorumlusu hem de mhp ankara il ikinci başkanı olan mahmut korkmaz'ın, kaldıkları bahçelievler 17. sokak'taki bir apartmanın bodrum katında, ülküdaş misafirleri vardı: büyük reis abdullah çatlı, bahçelievler bölge sorumlusu ahmet ercüment gedikli ve kürşat poyraz.
    daha önce hazırlanan plan, tekrar gözden geçirildi. durumdan iyice emin olmak için, "idi amin" kod isimli haluk kırcı, bahçelievler, 15. sokak, 56/2 adresine tekrar gönderildi.
    haluk kırcı, eve gidip kapıyı dinledi. sonra koşa koşa, arkadaşlarının bulunduğu kendi evine döndü: "içeriden iki-üç kişinin sesi geliyor" dedi.
    eylemi o akşam yapmaya karar verdiler. ercüment gedikli, takviye güç için dadaş kahvesi'ne gidip, daha önce yapacakları bu eylemle ilgili olarak bilgi toplayan ömer özcan ve duran demirkan'ı buldu: "hareket bu akşam yapılacak, kalkın, benimle gelin."
    saat 22:00
    bahçelievler, 15. sokak'taki 56 no'lu apartmanın üçyüz metre sağında, trafonun yanında gözcü olarak duran demirkan bırakıldı. apartmanın bir köşesinde ise ömer özcan gözcülük yapacaktı. 16. sokak'a giren küçük caddenin başındaki otomobilin içinde, abdullah çatlı vardı.
    plana göre, içeriye dört kişi girecekti: haluk kırcı, ercüment gedikli, mahmut korkmaz, kürşat poyraz.
    bu dört kişi, ürkek adımlarla 56 no'lu apartmana girdiler. 2 numaralı dairenin önüne gelince, bellerindeki silahları çıkardılar. ercüment gedikli, kapıyı zorladı, açamadı. zile bastılar.
    kapının açılmasıyla birlikte eve daldılar.
    içeride, türkiye işçi partisi üyesi beş öğrenci vardı:
    odtü elektrik bölümü öğrencisi, 23 yaşındaki serdar alten..
    ankara devlet mimarlık mühendislik akademisi öğrencisi, 26 yaşındaki hürcan gürses.
    ankara iktisadi ticari bilimler akademisi gazetecilik bölümü öğrencisi, 23 yaşındaki efraim ezgin.
    hacettepe üniversitesi istatistik bölümü öğrencisi, 20 yaşındaki osman nuri uzunlar.
    aynı okuldan, 20 yaşındaki latif can.
    televizyon seyretmekte olan öğrenciler, elleri silahlı dört kişiyi görünce şoke oldular.
    saldırganlar da şaşırdı. evde beş kişi olmasını beklemiyorlardı. bildikleri, en fazla üç kişi olduğuydu.
    hemen hemen aynı yaşlardaki saldırganlar, evdekilerin ellerini arkadan bağlayıp, yüzükoyun yere yatırdılar. odaları dolaşıp arama yaptılar. haluk kırcı, "böyle devrimcilik mi olur, evde bir silah dahi yok," dedi.
    evde silah yoktu. saldırganların evde bulabildikleri, genç öncü, çark başak ve yürüyüş adlı dergilerdi. ve başta aziz nesin olmak üzere, bazı ünlü yazarların kitapları...
    saldırganlar, evdekilerin sayılarının fazla olması nedeniyle aralarında biraz tartıştılar. bir de arabada bekleyen reis'e danışmaya karar verdiler. kürşat poyraz ve ercüment gedikli, dışarıya çıkıp durumu anlattılar.
    abdullah çatlı, kürşat poyraz'ı yanına alarak: "ben şimdi geliyorum, beni bekleyin" dedi. çatlı ve poyraz otomobille hareket edince, ercüment gözcülerin yanına gidip onları uyardı: "aman dikkat edin, sinek uçsa bize haber verin."
    kısa bir zaman geçti.
    reis çatlı, gittiği yerden döndü. onlara bir şişe eter ve pamuk getirmişti. kürşat poyraz ve ercüment gedikli, eteri ve pamuğu alıp eve girdiler.
    yere yatan beş gencin yüzüne sırasıyla, etere batırılmış pamuğu bastırdılar.
    tam o sırada, kapı kısa aralıklarla üç kez vuruldu. saldırganlar telaşlandılar, kim olabilirdi gecenin bu saatinde?
    kapıyı açtılar. iki kişi daha gelmişti. türkiye işçi partisi üyesi faruk erzan ve salih gevence. evde bulunanların sayısı, bir anda, 7'si tip'li gençler olmak üzere, 11 kişi olmuştu. tekrar reisleri çatlı'ya koştular, durumu haber verdiler.
    çatlı, 'soğukkanlılığını' kaybetmedi. emrini verdi: "sonradan gelen iki kişiyi alıp otomobile getirin."
    kürşat poyraz ve haluk kırcı, salih gevence ile faruk ferzan'ı, çatlı'nın otomobiline getirdiler.
    kürşat poyraz otomobilin önüne, çatlı'nın yanına, haluk kırcı ve tabanca tehdidi altındaki iki tip'li genç, arka koltuğa oturdular. araba, bahçelievler'den çıkıp süratle istanbul-eskişehir yoluna yöneldi.
    10 dakika sonra, balmumcu yolunun 13. kilometresine vardılar. otomobil durdu. abdullah çatlı, aracın motorunu çalışır durumda tutarken, farlarını söndürdü.
    iki tip'li genç, haluk kırcı ve kürşat poyraz tarafından, yol kenarındaki tarlanın içine doğru 600 metre götürüldü.
    24 yaşındaki faruk erzan'ın kafasına üç, 26 yaşındaki salih gevence'nin kafasına da üç kurşun sıktılar.
    otomobil aynı hızla yine bahçelievler'in 15. sokağı'na döndü. haluk kırcı ve kürşat poyraz, arabadan inip eve girdiler. evde bulunan ercüment gedikli ve mahmut korkmaz, beş tip'li genci eterle bayıltmıştı. aslında çatlı'nın yolda yaptığı plan değişikliğine göre, evdeki "esirler", ikişer üçer otomobile bindirilip eskişehir yoluna götürülecekti.
    bu arada serdar alten'in yarı uyanık olduğunu gördüler, kollarına girip otomobile götürdüler.
    reis, "hemen geri götürün, biraz önce buradan ekip arabası geçti. belki eskişehir yolundaki cesetleri bulmuşlardır. işi siz, evde bitirin." emrini verdi. serdar alten, eve geri götürüldü.
    saldırganlar, beş genci nasıl yok edeceklerini tartıştılar. haluk kırcı, "ben iple boğarım" dedi. bu teklife, arkadaşları bile şaşırdı. "sahi yapabilir misin?"
    haluk kırcı; "denerim" dedikten sonra; içeri girip, telden yapılmış bir askı getirdi.
    osman nuri uzunlar'ı, sürükleyerek mutfağa götürdü. telle boğazını sıktı. ancak telle boğamayacağını anladıktan sonra, gidip banyodan bir havlu aldı. 20 yaşındaki uzunlar'ın yüzüne havluyu bastırdı.
    dakikalar geçti. osman nuri uzunlar, havlunun altında can çekişiyordu.
    üniversite öğrencisi uzunlar'ın öldürülmesi epey zaman aldı. bunun üzerine haluk kırcı ülkücü akadaşlarına dönüp; "bu böyle olmayacak, siz evden çıkın, ben hepsinin kafasına sıkıp çıkarım," dedi. eskişehir yolunda kullandığı silahı kürşat poyraz ile değiştirip, ondan mermi dolu 14'lü tabancayı aldı.
    ercüment gedikli, kürşat poyraz, mahmut korkmaz dışarı çıktılar. ercüment gedikli, gözcülük yapan ömer özcan ve duran demirkıran'a, "görevlerinin" bittiğini bildirdi. sonra çatlı ile otomobilde bekleyen kürşat poyraz ve mahmut korkmaz'la birlikte, 15. sokak'tan hızla uzaklaştılar.

    (bkz: reis)
  3. can dündar ve celal kazdağlı'nın yazdıkları ergenekon adlı kitabın girişinde savcılığa verilen bir ifadeden bahseder, ifade şöyledir;

    "kapı açılır açılmaz içeri girdik. hepsini yere yatırdık. ne yapacağımız konusunda talimat almak için abdullah*a birini gönderdik. abdullah eter ve pamuk vermiş, 'hepsini tek tek bayıltıp öldürelim' demiş. dışarı çıkıp arabada bekleyen abdullah'la konuştum. 'evde öldürmek zor olacak. ikişer ikişer götürüp öldürelim' dedim. 'olur' dedi. iki kişiyi büyük reis'in arabasına bindirip eskişehir yoluna götürdük. müsait bir yer bulup ikisini de yere yatırıp kafalarına ateş ettik. geri döndük. böyle zor olacağını anlayınca abdullah, 'tek tek boğalım bunları' dedi. bir tanesini zorla boğdum. diğer dördünü de bu şekilde öldürmek zor olacaktı. arkadaşları gönderdim. sonra da sedirin üzerinde bulunan dört kişiye yakın mesafeden ateş ederek mermilerin hepsini boşalttım. silahı da götürüp abdullah'a verdim."

    yukarıdaki ifade haluk kırcı'nın 17 kasım 1980 günü ankara sıkıyönetim savcılığı'na verdiği ifadedir.

    büyük reis ve abdullah ismi ile bahsedilen kişi ise abdullah çatlı'dır.

    haluk kırcı idama mahkum edilir ancak 10 yıl sonra "yanlışlıkla" salıverilir.

    abdullah çatlı yakalanamadığın yargılanamaz. interpol tarafından aranırken 18 yıl sonra 3 kasım 1996 günü susurluk'ta ölür. o dönemler uyuşturucu kaçakçılığı da yapmaktadır.
  4. türk gençliğine pek çok değerli tüyo vermiş olaydır.
    arkanıza bazı kişi-kurum-durum birşeyleri aldınız mı
    1.rahatça silah-bomba-ne bileyim delici kesici alet bulabilirsiniz
    2.istediğiniz zaman kafanızı bozan, fikirlerini beğenmediğiniz, tipine sinir olduğunuz birilerini tarayabilirsiniz- silahla efendim tarakla değil
    3.suçunuz ıspatlanamaz, ıspatlansa yakalanamazsınız, yakalansanız tutulamazsınız
    4.tüm bunların üzerine pek çok kişi tarafından vatan sevginiz takdir edilir, vatana hizmet madalyası alası bir durumunuz olur kimse sizin yüzünüze "katil" (bold ve italik ve büyük harflerle) diye bağıramaz . çünkü girideki ikinci cümlenin ne anlama geldiğini çok ama çok iyi biliyordur.
  5. yarın 30. yıldönümü olan utanç..
    behice boran bahçelievler katliamı’nın işlendiği 8 ekim tarihini “onur günü” olarak ilân etmişti..
  6. düşündükçe insanı çileden çıkaran olaydır... şuan bahçelievlerde oturuyor olmak bu tarihi utancın üzüntüsünü daha somut yaşattığı gibi, faşistlerin hain saldırısı sonucu canını veren gençlerin ne olursa olsun hiç bir şekilde yok edilemeyeceğini de hissettirmektedir...
  7. sadece türkiye işçi partisi üyesi oldukları için katledilen gencecik insanlar. ilk önce telle boğulmaya çalışılan, fakat öl(e)medikleri için kafalarına kurşun sıkılan gencecik bedenler. ve bu olayı faillerinden biri olan muhsin yazıcıoğlu, ve onun hümanist yandaşları. gelin bu olayda da hümanist davranan be canlar, yitip giden 7 gencin ailesinin yerine koyun kendinizi. hani muhsin yazıcıoğlu'nun annesinden dem vuruyorsunuz ya, ülkedeki cumartesi anneleri gerçeğini görmeden.

    içimi burkan bir diğer olay da, evi basan uyuşturucu kaçakçısı milli kahraman abdullah çatlı ve haluk kırcı'nın " siz nasıl devrimcisiniz lan evinizde silah yok " demesi. o insanlar beyinleri ile mücadele ettikleri için, insanlıktan anladıkları ve medeni oldukları için silah taşımıyorlardı, sizin gibi katil oldukları için değil.
  8. failleri gerektiği cezayı bulmadan unutmayanların içinin rahat etmeyeceği katliamdır. kimse kusura bakmasın ama unutulacak ya da affedilecek bir olay değildir. bu olaylar insanlık ayıbı diye geçiştirilemez. faillerin başına bir şey gelirse de bayram edenin de kurban kesenin de arkasındayım.

    hümanist miyim? hayır. neden? son cümlede yazıyor: sivas katliamı/!bulletproof. ama bu davranışımın hümanistlikle ters düştüğünü düşünmüyorum, çünkü insanlıktan payını almayanlar hümanizmden pay almayı beklemesin. bu düşüncelerimi de isteyen istediği yere sığdırsın. bu olayın faillerine olan nefretimizi ölüm bile bastıramaz. serdar, hürcan, efraim, osman, latif, faruk, salih; katilleriniz birer birer yanınıza geliyor, bizim soramadığımız hesabı siz sorun.
  9. bu olayda görev almış kişilerin ölümüne sevinmek; bir seri katilin ölümüne sevinmek, küçük veya büyük çaplı bir terör örgütünün liderinin ölümüne sevinmek, veya bir seri tecavüzcünün muhtemel ölümüne sevinmekten farklı bir olay değildir. nasıl ki bir katil ölü ele geçirildiğinde "oh olmuş" diyen insana "ama olsun öyle deme, kendi hatası, kendi suçu" demiyorsak, bu olayda da bir ölüme "oh oldu" diyen insana çok enteresan bir tepki veriyormuş gibi davranmamak lazım. hele ki ortada hata kelimesinin korkunç derecede zayıf kaldığı bir olay varsa. adı üstünde, katliam lan. kimse kusura bakmasın ama hiçbir katliama (evet maşşallah 38745 tane katliamımız olduğundan çoğul konuşuyorum) ve katledene böyle bir "olsun bakalım kendi hatası" hoşgörüsüyle yaklaşmam, daha doğrusu yaklaşamam, elimden gelmez. zil takıp oynamayacağım elbet (onu yapacağım adamlar başka) fakat millet kalpsiz demesin diye üzülüyormuş gibi de yapamayacağım. üzülenlerden özür dilerim.
  10. bu katliamın hala savunucuları vardır. demek ki neymiş, teknoloji gelişiyor, ancak hödüklük modern zamanlarda da baki kalıyor.

    garip edit: ben bu entry'i sözlükten birileri için yazmamıştım; madem birileri üstüne alınmış, bırakalım üstünde kalsın.
  1. 1