babama hiç doğum günü hediyesi veremedim ben. şimdi düşünüyorum da, o bizim doğum günlerimizde kendimizi özel hissettirebilmek için fazlasıyla çabalarken ben o'nun doğum tarihini öğrenme zahmetine bile girmemişim. sorduğumuzda " nüfusta yazılandan iki yıl sonra" derdi, ölen abisi için çıkartılan nüfus kağıdını kullandığı için o'na ait bir nüfus cüzdanı bile olmamıştı ki doğum tarihini bilsin. babalar gününde
acı badem kurabiyesi alırdım o'na, en sevdiği ve bize almasına rağmen kendisi için asla satın almadığı tek şey olduğu için.
ben büyüdüm o yaşlandı, ayrı şehirlerde yaşamaya başladık. bırakın doğum gününü babalar gününde bile yanında olamıyordum, içimde ukde kalan şeylerden birisi de budur; olmak için yeteri kadar çabalamadığımı fark etmek. o hep vardı, gelecekte de hep orada benim babam olarak var olacaktı, bu sene yanında olamasam da önümüzdeki sene yanında olurdum, n’olacaktı ki, o benim babamdı, ölümsüz olduğunu düşündüğüm babam. ta ki
alzheimer o'nu yatağa düşürüp beni bile tanıyamayacak hale getiresiye kadar, işte o zaman anladım babamın bile ölümlü bir kul olduğunu. ilk defa o sene canım acıdı, ilk defa o sene gerçekten önemsedim babalar gününü ve en sevdiği kıyafetlerden ve yiyeceklerden oluşan bir koli hazırladım. ellerimle götürüp o yumuşacık yanaklarına birer öpücük kondurup ben verecektim o'na bu hediyeleri. ama olmadı, gidemedim ve koliyi postayla göndermek zorunda kaldım.
koli eline ulaştığında içinden çıkan kıyafetlerin her birini diğerini çıkartmadan üst üste giymiş, annem anlatmıştı telefonda. iyi günündeymiş o gün, hatırlamış beni ve “kızım kokuyor” bunlar diyerek üç gün çıkartmamış üzerinden. üçüncü günün sonunda banyo yaptırırken çıkartmış annem ve teyzem zorla. ertesi günlerde kıyafetleri dolaplarda arayıp buldukça annemin itirazlarına rağmen üst üste giymeye devam etmiş. annem bunları anlatırken telefonda mutlu olurdum babamı mutlu ettiğimi düşündüğüm için. şimdiyse ağlıyorum, niye öncesinde o’na gerekli vakti ve ilgiyi gösteremediğimi düşündüğüm için. o senenin eylülünde babamı kaybettik. 60 yıllık hayatının son 25 yılında o’na verebildiğim tek hediye bu idi. koliyi açarken söylediği sözler nedeniyle biliyorum ki bu bile yeterli değildi;
-bunları göndereceğine keşke kendisi gelip boynuma “
babam” diye sarılsaydı ve ben onu doyasıya koklasaydım.
babanıza ne alırsanız alın ama o’na gerçekten sarılıp
babam demeyi unutmayın.