1. gerek yaşam tarzımızdan gerekse 'biz babadan böyle gördük' deyip, baba-oğul ilişkilerinin konuşulandan öte konuşulmayanlardan yaşandığı, bir bakışla çok ince bir detaydan sevginin yakalandığı üzere başvurulan bir yöntemdir. genellikle babanın rahmete kavuştuktan sonra en yakın arkadaşa ilk anlattıklarımızdır.yazılır yazılmasına da;
    baba değil sağken babaya o kelamları etmek,o mektubu ona verebilmek bile bir oğul için derttir.
    ne de olsa göremez yazdığımı rahatlığıyla nacizane bir örnek:

    ''her zaman işaret parmağımla gösterip 'işte benim babam'ı gururla söylebildiğim, tavla üstadım, bir kadeh rakıyı yanında içmeyi en çok sevdiğim güzel insan, babam...

    beklemediğime rağmen okulum dört senede bitmedi. o buruklukla ilk anneme söyleyebildim. sıra sana gelmişti. çeşitli provalardan sonra yaşanabilecek durumları düşündüm hep. bana ne desen haklıydın baba. boynum bükük karşısına çıkmıştım ya hani;

    -oğlum açıklandı mı sınavların kaldığın ders var mı?
    +evet baba 3 tanesinden kaldım
    -okulun uzadı yani...
    +malesef baba.
    suratıma baktın, baktın, baktın, ve;
    -canın sağolsun be oğlum. senden değerli mi?sağlığın yerinde çok şükür ve yanımdasın. bu sene kısmet değilmiş. bir sene daha sabrederim oğlumu yanımda görmek için...

    demiş, yerin dibine girmiştim. keşke küfretseydin, el kaldırmadın bana hiç ama keşke o gün kaldırsaydın. ne yaparsan yap kaldırabilirdim ama o 'canın sağolsun'u kaldıramadım. 2 kelimelik detayın içinde boğuldum.
    ağladım;
    hani ben beş yaşındayken lunapark'ın önünden geçerken ben çarpışan otomobillere binmek istemişim, sende herhangi bir bahane bulamamış yüzüme;
    -param yok oğlum sonra binsek?
    demiş, bende;
    -önemli değil baba sonra beraber bineriz.
    cümlesini sarfetmişim. sende beni sırtına alıp eve götürmüş, evde hüngür hüngür ağlamışsın ya;
    işte bende o kadar ağladım...
    velhasıl-ı kelam;
    ödeştik baba...
    önce ellerinden, sonrada o diğer eşi annemde bulunan yüzüğünden öperim''
  2. canımın içi babam,
    sana hatırlar mısın diyemiyorum. çünkü artık yoksun.

    ailemizi çok genç yaşta kuran sen, ilke ve erdemlerinle hazırladın bizleri hayata. herşeyimizdin, ki hala öylesin ve öyle çoksun...

    hani bana hep anlattığın benle ilgili olan bir anımız vardı. herkeresinde anlatıp ağladığın ve kime anlattıysan ağlattığın. daha 4 yaşımdayken sen bir gün odun ve kömür almıştın. eskiden evler sobalıydı, kalorifer lüks sayılırdı. sobalı evlerin de kömürlük denilen depoları olurdu. sen kömürlüğün önünde odunları kırarken, işte tam o an söylediğim söz senin nasıl bir baba olduğunu bir kez daha anımsattı bana..

    + babacığım artık hiççç üşümicezzzz di miiii????

    çocuk kalbimle ben sevincimi anlatmaya çalışırken, sen baba yüreğinle "evladım çok üşümüş demek" diyerek bana sarılıp ağlamıştın.

    şimdiyse asıl üşümek neymiş onu öğretmekte bana hayat... en önce senin yokluğun, sonra da insan olmayanların merhametsizlikleri, acımasızlıkları..

    ahhh babam odun değilmiş bizi ısıtan, sevgiymiş de ben sana bunları hiççç diyememişim meğer..
    duamdasın, duamlasın her daim.
    seni çok seviyorum..

    kızın
  3. evet baba sana yazıyorum.evde seslene seslene dilimde tüy bitti.an itibariyle kardeşimin mezuniyetinden dönmüş bulunmaktayız.nasıl mı geçti?
    bilmem. çünkü akşamın rahibe teresasıydım.niye mi? giderken üzerimdeki askılı bluzu çok açık bulup en yakın mağazadan kapkara bir şal aldın.özene bezene seçtiğin her halinden belli. yanımda kardeşim var o da imamın manken kızı olur.minicik elbisesi ve parıl parıl parlayan makyajıyla herkesin gözdesi oldu. iyi de oldu.yoksa halimiz dumandı.emeği geçen herkese teşekkürler.neyse asıl konuya tekrar dönelim. giderken iyi ki altımda pantolon var diye şükrettim.yoksa babacığım bir masraf daha yapman kaçınılmazdı.gider en kalınından bir tayt alırdın.seni kutluyorum. gece karanlıkta kimse beni seçemedi bile. kara saç, kara kaş,kara muhteşem şal...kısacası karalar bağladım.sana burdan tebriklerimi sunuyorum. bir daha ki sefere yapacaklarını merakla bekliyorum.seni seviyorum.
  4. adam oğlunun odasının önünden geçerken hayretle bakakaldı. yatağı güzelce toplanmıştı ve odası hiç olmadığı kadar derli toplu görünüyordu.

    sonra adam yastığın üzerine bırakılmış mektup zarfını farketti. üzerinde
    -babama- yazıyordu. aklından geçen bin bir kötü düşünceyle mektup zarfını açtı ve titreyen elleriyle mektubu okudu:

    sevgili baba ;
    sana bu satırları derin bir pişmanlık ve üzüntü içinde yazıyorum. kız arkadaşımla kaçmak zorundaydım çünkü seni ve annemi yaşanacak rezaletten uzak tutmak istedim.

    gerçek tutku ve aşkı ben joanla buldum ve o öyle tatlı ki anlatamam...
    şunu biliyordum siz onun vücudunun her yerine taktığı küpeleri,derisine
    işlettiği dövmeleri, kendine has o çılgın giyim tarzını asla ama asla
    onaylamayacaktınız ve tabi benden çok büyük olmasıda bir sorundu.
    fakat benim için bunlar değildi gerçek tutku ve gerçek aşk...

    baba joan hamile !
    joanın dediğine göre çok mutlu olacağız. ormanda kendine ait bir karavanı ve tüm kış yetecek kadarda yakacağı var. bir sürü çocuğa sahip olma düşüncesi rüyalarımızı süslüyor.

    joan benim gözlerimi esrar gerçeğine açtı ve artık biliyorum ki esrar kimseye zarar vermez. esrar yetiştirecek ve insanlara pazarlayacağız ve yine bu sayede ihtiyacımız olan kokain ve ekstasiye ulaşacağız.

    artık tam anlamıyla bilime yalvarıyoruz dualar ediyoruz şu aıdsin çaresi bulunsun ve joan sağlığına kavuşsun diye.. o kesinlikle iyileşmeyi hakediyor.

    endişelenmeyi bırak baba ben 15 yaşındayım ve kendi başımın çaresine bakabilirim. eminim birgün geri döneceğiz ve sen kendi torunlarını tanıyacak, seveceksin.

    oğlun cihad.

    not: baba yazdığım mektubun tek kelimesi bile doğru değil. ben mehmet'lerdeyim. sadece sana; masamın üzerinde seni bekleyen karneden daha kötü şeylerin olduğunu hatırlatmak istedim.

    facebooktan gelen mesajdır.
  5. yordun beni gene.
    tüm köprüleri yakıp yıkıyorsun,
    oysa ben hep elini tutmayı özlüyorum.
    her adımın bana uzak, ben büyüdükçe yakınlığın sadece yemek sofrasında oldu işte.
    yapma bana bunu. bilmediğim yollara itiyorsun beni.
    korkarak sevmek olmaz. saygıysa gene azarla, bağırmakla elde edilmez
    seviyorum ben seni saygım zaten var. niye anlamıyorsun beni hiç bilemiyorum?
    ama çok yordun gene beni.
    sözde koruduğun kızını ateşe atıyorsun, kocaman yalnızlığa atıyorsun, senden çok uzaklara fırlatıyorsun, anlamıyorsun.
    sadece yanımda ol istiyorum oysaki.
    yanımda ol bir aferim de bana sıcacık olmaz mı?
    çok mu zor bu yaşa gelmiş kızına sevdiğini göstermek?
    iletişim çok mu zor kendinden parçayla?
    ben senden bir parça değil miyim?
    niye üzüyorsun ki beni? ben hep kurallarını bilen kızın değil miydim?
    akşam ezanı okunmadan eve gelen, öss tercihlerinde sen ne istersen onu yazan, dizinin dibinde okuyup geleceğini bir adım geriden takip eden bir kız değil miyim?
    peki nerede yanlış yaptım? hatam ne desene bana,
    baba, ben saygımı sevgimi yitirmeden ve kocaman bir yalnızlığın, nefretin içine girmeden ve senin bahçede kumla oynayıp mutlu olan kızından uzaklaşmadan sahip çık bana.
    yürümediğim tüm kötü yollar açık önümde.
    ve ben artık yürümeyi biliyorum. elimdem öylesine tutmana gerek yok
    ben tek başıma yürürüm bilirsin.
    o yüzden ya sahip çık ,
    ya da kov beni. yalnız ölmeye varım.
    çünkü çok yordun beni gene.
    senin geniş omuzların gibi değil benim omuzlarım affeyle...
    hala seni sevmeye yakın duran kızın,
    çok istediğin saygılarımı sunuyorum sana.
  6. güzel bir bahçe vardı, eskidendi… ben o bahçede oynardım kendi kendime. olmayan babam çiçekleri sulardı arkamdan ve kediler hep tok hep temizdiler sanki. çatı katı saatlerim hep hayal kurarak tüketilirdi, gelişini beklerdim; umardım kendi kendime gelmeni. elbette ki hiç gelmedin. geldiğinde de yoktu sana ihtiyacım.büyümüştüm tercihlerine hak vermeyecek kadar. büyümüştüm, biraz fazla piç.

    uçsuz bucaksız bir orman gibi gelirdi o saatlerde bana bu sokak. o ormanda bir oduncu olmalıydı, senin adını taşımalıydı. akşamları mutlaka evinde uyumalıydı. çocuğunu korumalıydı. bırak bir düş ormanını, sen bir sokağı bile koruyamadın. sebzeciler, karpuzcular ve kalaycılar uğrardı ara sıra hepsi bu kadar. biz bizeydik, sen yoktun. böylece yaşlanıp ölürmüşüz gibi gelirdi bana o saatlerde. güzel bir bahçe vardı, bahçesinde incir ağaçları. uykusu yıllarca sürecek bir yatak odası, babasız, korumasız.

    güzel bir bahçe vardı, güzelbahçe yakınları. eskidendi… ben o bahçede oynardım kendi kendime; kendi kaderimle… senin yokluğunla baba; yok oluşunla!

    ve bir gün yıkıldı yokluğunda o dünya. yıkılan binalara da üzüldüm, yeni yapılanların o boşlukları doldurmalarına da! çünkü insan alışıyor, varlıklara da ; yokluklara da.ya yenisine?kasvetli ve keder yüklü olanlarına?dört duvar baba. bu dört duvar yaktığın çocukluğumun külleriyle gri hala.
  7. "bugün bir yaş daha ekledim hayatıma baba... ama bu defa bambaşkaydı. bu sadece bir yıl değil, 10 yıla bedel bir yıldı. geçen yıl bu günlerde sen yaşam mücadelesi verirken ben kapısının önünde bekliyordum yoğun bakım ünitesinin... koskoca bir yıl geçmiş baba...
    26 eylül'de sensiz geçen bir yılı tamamlayacağım. ne garip, dün gibi sanki hala baba! nasıl devam eder bu mektup bilemiyorum, dedim ya baba bu yıl sanki 10 yıl gibiydi diye... sensiz geçen bir yılın omuzlarıma yüklediği sorumluluktandır bu, senin yokluğuna alışamamamdandır... oğlun bir yaş daha büyüdü/yaşlandı baba ve bu defa sensiz, ilk defa sensiz... şimdi bu hislerimi yazıya dökerken bana bakıyorsun masamın üzerinden o sıcacık gülümsemenle... ve doğum günüme dair tek dileğim bu gece rüyama gelmendir babam.
    seni çok özledim.

    oğlun."