bir türkçe dersiymiş. bayan öğretmenin sınıfına, tüm densizlikleriyle dalmış takım elbiseli beş “
herif”…
-asla adam demeyeceğim!- .
zira
adem'den bize kalan
kıyamda bir
elif,
rükuda bir
dal ve secdede bir
mimdir.
ve
adem’in ne olduğunu bilmeyen, “
adam” değildir.
başlarında karanlık yüzlü olanı süzmüş sınıfı şöyle bir…
bu süzüşten saklanmak isteyen birileri olmuş içlerinde, ki insan seçmelidir nasıl varolmak istediğini yeryüzünde.
böylece örtmüşler örtülerini yeniden , rahatsız olarak pervasızlığından ve meydan okumasından bu karanlık yüzlü herifin.
sinirlenmiş buna daha da karararak yüzün sahibi haliyle.
“kalk! " diye emretmiş en yakınındaki öğrenciye. "söyle bakalım baban ne iş yapıyor?”
soğumuş birden sınıf.
en komik şeylerden biri olmalı dünyada , çocukları babaları üzerinden var etmek .
"sen yoksun !" diye haykırmanın başka bir hali!
seni baban besliyor öyleyse sen babanın var olduğu kadarsın.
senin baban kim?
eğer baban “biri” ise o zaman sen de biri olursun. baban biri değil, ben bunu biliyorum en azından benim kadar “biri” olmadığını biliyorum.
öyleyse söyle baban ne iş yapıyor?
herkes aynı kabusu görür mü? çocuklar görür bence. değişmez çocukların kabusları.
“memur “demiş cevap veren.
-"memur öyle mi ?" demiş dişlerini sıkarak memurlara emretmenin zevkiyle.
-"ya senin?" diye devam etmiş. "ve senin ? ve senin?"
tiksinilen bir soruya verdiği cevaptan iğrenerek buruşmuş cevap veren yüzler her defasında.
"lütfen ona sorma" diye yalvarmış haykıran sükutlardan biri. "lütfen ona sorma. lütfen ona sormasın."
hayır soracak…
en sona gelmiş yüzünün karanlığından zerre kaybetmeyen herif . monotonluğundan ve kabalığından da zerre kaybetmeyerek :
-“sen kalk!” demiş.” baban ne iş yapıyor?”
-“annemin atölyesi var.” demiş kız ironinin dibine vuran o her zamanki cevabıyla sakince.
hayatı babalar üzerinden kurmaya kilitlenmiş herif daha da sinirlenmiş annenin adının geçmesine. anneler var olamaz.. anneler güçsüz onun dünyasında.
sınıf hala buz gibi. neyin geleceğini bilmenin donmuş sessizliği içinde dinlemiş,
“sana baban ne iş yapıyor diye sordum! “ demesini karanlık yüzün.
kalesi düşmüş o az önceki muzip çıkışın -hep böyle olur- .
“babam vefat etti” demiş kız usulca kimbilir kaçıncı anıda kaybolarak.
dinlemeyi bilmeyen, dinlemeye alışık olmayan herif, duymamış bu yüzden bu sessiz cevabı.
“baban ne iş yapıyor diye sordum!” demiş yeniden acıtarak.
kız artık cevap veremez....
“babası vefat etmiş hocam! ” diye açıklamış yanındaki arkadaşı anlamayı bilmeyen yüze bu kadar anlayışsızlığa lanet eden sabırsızlığıyla.
bitti.
"geçti"
diye düşünmüş sınıf, takım elbisesinin karanlığında binlerce kez boğulmasını dileyerek karşılarındaki şeklin.
ve siz bu hikayeyi okuyanlar , belki siz de "geçti" sanmış ve o herifin artık susacağını düşünmüşsünüzdür.
geçmemiş, son darbe olmadan asla geçmez.
o herif kıza dönerek tüm utanmazlığıyla :
“baban ölmeden önce ne iş yapıyordu? demiş.
… sonsuz sessizlik varsa böyle olmalı …
bir hayvanı durdurmak için gerekli olan bütün o ünlemler olmadan anlamışsınızdır ki bir hayvan durmuyor. ve o hayvanın lacivert takım elbise giymesi, teftiş için gelmesi ve milli eğitim müdürü olması "
hayvan" olduğu gerçeğini değiştirmiyor.
o günden beri tiksinilir,
lacivert takım elbiselerden, karanlık yüzlü heriflerden, herhangi şekilde bir araya gelmiş beş kişiden, sınıfa kapısını çalmadan girilmesinden,
pedagoji'nin
p sini bilmeyen milli eğitim müdürlerinden , binalarından, müfettişlerden, teftişlerden…
ve kendi varlığını dayatmaya çalışıp kendi varlığı dışında bir "
varoluş şeklini" yok sayan ve aşağılayan her bünyeden …
ve en çoğu da "
baban ne iş yapıyor?" sorusundan.