belki ilginizi çeker
  1. · babanın kırtasiyeci olması
  2. · necmettin
  3. · madde 97: bir ünlü şahsiyeti seninle mcdonald's a gitmeye ikna et (reklam)
gündem
  1. · günün tek kelimelik özeti
  2. · sevgilinin söylediği unutulmayan sözler
  3. · başkaları sevinsin diye yapılan atraksiyonlar
  4. · allahın belası piç şerefsiz altıncı nesil yazarlar
  5. · galatasaray
  6. · yaran diyaloglar
  7. · new moon
  8. · starbucks
  9. · kuranda gezinmek

babanın bakkal olması  

  1. bir insanın babasının bakkal olabilmesi için ilk önce bir babası olması lazım. babası ve bakkalı varsa eğer, başlığa konu olan mevzu gerçekleşmiş demektir.

    az önce seneler önce yazdığım hikâyelerden birini okudum. sanırım ömer seyfettin hikâye yarışmasıiçin yazmıştım. o kadar ağlak ve sızlak geldi ki! amanın aman, gözlerim doldu, lan bu kadar mı kötü yazılır! ya o zaman çok içli bir çocukmuşum(genç de olabilirim) ya da ağlak nasıl yazılır şeklinde bir örnek vermek istemişim. biliyorum bu anlattığımın anlatmak istediğimle hiçbir alakası yok. alakası olmasın zaten, ulan ben neyim ki her şeyin kendi arasında alakalı olmasını sağlayabileyim! başlarda çok ağdalı yazdığımı biliyorum. baş dediğim yine bundan çok seneler evvel. içimden nasıl geliyorsa öyle yazıyordum. bir şeyler kustuğumu biliyorum, zaten yazdıktan sonra asla okumadım. okunamazlar zaten, ben manyak mıyım neden yazdığım şeyi tekrar okuyayım. her neyse yazmak zor lan, hakikaten zor. edebiyattın e’sinden nasibini almamış aptal adam.

    bakkal amcanın durduğu tezgâhın hemen arkasında sigaralar durur. neden sigaraları oraya koyarlar anlamam. ya çabucak ulaşabilmek için ya çalınmasından korktukları için yahut sigaranın peynir ekmek gibi tükenmesinden ötürü. ama sonuncu biraz mantıksız, ekmeğin daha çok tüketildiği gerçeğini göz önüne alırsak… belki de sırtımızı sigara üreticilerine dayadık demek istiyorlardır. işte babamın bakkal olmadığı buradan anlaşılıyor. eğer babam bakkal olsaydı hem ben çok şişman olurdum(oysa az şişmanım) hem de neden sigaraların oraya konulduğunu bilirdim.

    tezgâhın üzerinde hesap makinesi, bozuk paraları(para üstü)koymak için duran plastikten yapılma(adı nedir bilmem, sanırım benim babam gerçekten bakkal değil)bir zımbırtı, tartı, paket lastiği, boş çay bardağı(bakkallar çok çay içer), makas vb durur.

    sıra sıra raflar. her birinde farklı ambalajlarda, rengârenk, çeşit çeşit ıvır zıvır. ama tabii ki kendi aralarında tasnif edilmişlerdir bunlar da. temizlik malzemeleri bir arada, kuru yiyecek türündekiler bir tarafta, ıslak yiyecek türleri bir tarafta, içecekler bir tarafta, abur cubur kesimi bir tarafta. hepsi kendi dillerinden konuşurlar. farklı dillere sahip olduklarını nereden çıkardın be adam diyorsanız eğer, size bir bakkala girdiğinizde raflarda duran nesnelere iyice kulak vermenizi salık veririm.

    bir bakkal az çok budur sayın biraderlerim. sayın kısmını büyük yazmak isterdim. bu sayın ve sevgili takıntısı sayın dosto* dan takıldı bize. takıntı takılıyor ya bu komik bir şey aslında. misal bitiş de bitiyor ya da su susuyor gibi. saçma bir şey değil mi, ama eylem kendisini ancak kendisiyle tarif edebiliyor. güzel bir şey aslında. o halde bir insanın kendisini tarif etmesi için birçok eylemi doğru dürüst yerine getirmesi lazım. bu sonuç çıkar değil mi buradan? aslında bu cümleyi burada düşünerek yazmadım. bazen böyle oluyor, ya ben sesüstü bir hızda düşünebiliyorum, bunu ben bile fark etmiyorum ya da düşünemiyorum ama hissettiğim şeyi yazabiliyorum. sizce hangisi? bence u şıkkı… neden şıklandırma işine a’dan başlarlar ki? neden z’den başlamıyorlar dersem a’dan başlayanlarla aynı mantığa sahip olurum. o zaman neden g’den başlamıyorlar? siz biliyor musunuz cevabını?

    çocukluğunda elit muhitlerde ikamet etmiş canım kardeşlerimi es geçiyorum; ama onlar bile bakkaldan alışveriş etmişlerdir. fakat önemli olan burada bir bakkal olması ve babanın bakkal olmasını düşünen çocuğun cebinin delik olması. cep delik camekân delik. o zaman mankenlerin hepsi firarda demektir. mankeni olmayan bir vitrin de kıçında donu olmayan adama benzer; ama adamın pantolonu varsa eğer kıçında donu olup olmadığını bilemeyiz. aslınsa saçmalamıyorum şu anda derin bir felsefe yapıyorum; ki buradan insanın varlığının nedenini bile sorgulayacak olan soruya gelebilirim; ama her neyse diyor ve manken vitrin mevzuunu atlıyorum. yapamayacağımdan değil,bakkal işimiz var çünkü.

    insan kandaki şekerinin düşmesinden ötürü açlık hissi duyar ya, o halde bir şeyler yemeli. işte bakkal amcada da yiyecekler var. misal jelibongillerden kurtçuklar. benim babam bakkal olsaydı eğer o kurtçuklardan avuç avuç yerdim. bir tane ile yetinmek zorunda kalmazdım. çünkü bir tane yiyince tadını alamıyorsunuz. birden fazla yemek lazım. dilin de tasdike ihtiyacı var. burada tasdikname demek istiyorum, sonra elifname, hapishane, mahpus, avlu, volta, tespih, sigara ve bakkal. işte ben buna kendi içinde tutarlı olmak derim.

    misal benim babam bakkal olsaydı sigara zammından doğrudan ve düz bir mantıkla etkilenmezdim. babası bakkal olup da sigara içenler ne kadar şanslı insanlar. misal babam bakkal olsaydı bir sürü çikolata yiyebilirdim. hatta her çikolatanın tadına bakabilirdim, bir açtığımı bitirmek zorunda da kalmazdım. bilye almak için para vermeme gerek kalmazdı, hatta parayı dert etmezdim hiçbir zaman. istediğim zaman istediğim her şeyi yiyebilirdim. evet, babamın bakkal olmasını sırf yemek için istiyorum. ulan zaten insanın gayesi nedir ki yemekten başka. yiyeceksin, sonra başka şeyler yiyeceksin, ilk yediklerinin tadını unutunca da başa dönüp yemeye tekrar başlayacaksın ve döngü denen şeyi birebir uygulayacaksın. saadet budur işte.

    babam bakkal olsaydı eğer arkadaşlarıma bir sürü hikâyeler uydurabilirdim. babamı ankara’dan bakkalcılar birliğinden çağırdılar, babam yılın en iyi bakkalıseçildi, cumhurbaşkanı babama sen iyi bir bakkalsın dedi vb hatta bunları ballandıra ballandıra anlatırdım. of ondan sonra gelsin karizma gelsin nam, ün, şöhret

    babam bakkal olsaydı ben gözü açık biri olurdum. bu küçükler çok çakal yaratıklar. 3 kişi gelirler bakkala. bir tanesi bakkalın görüş açısını bozmak için uzak köşedeki nesneleri göstererek bu kaça, o kaça diye sorar, o sırada diğer iki kişi cepleri doldurur, bu işlem bittikten sonra soru soran velet çok küçük bir paraya gereksiz bir şey alır ve sıvışırlar. sonra da kuytu bir köşede kendi aralarında taksim ederler çaldıklarını. işte ben bu yüzden gözü açık biri olurdum. biri şurası ne diye sorduğunda hemen kıçımı dönüp de oraya bakmazdım. bilirdim ki birine kıçına döneceksen eğer, kıçını döndüğün şahsın seni düdüklemeyeceğinden emin olmalısın. işte bakkalcılık böyle şeyler öğretirdi bana. bu yüzden babası bakkal olanlar gözü açık ve zekidirler, durumları iyi tahlil ederler ve biraz da gaddardırlar. gaddarlık şuradan kaynaklanmakta: parayla küçük yaşlarda tanıştıklarından, ona erken yaşlarda sahip olduklarından ve veresiye alan bir sürü müşterileri olduğundan ve bunlardan çoğu borcunu savsakladığından acıma hisleri körelmiştir. bu körelme de tabii ki gaddariyeti getirmiştir beraberinde. şu da vardır, parayla küçük yaşta tanışan bu babası bakkal olan çocuklar paraya karşı tiksinti de duyabilirler. özellikle de "aman evladım ağzına sokma onu kimbilir kimler elledi o parayı!" diyen ebeveynlerin sayesinde. hakikaten lan ne kadar çok insan elliyor o kadar parayı. burada kayser sozerolsaydı eğer sanırım şunu derdi: “ lan sümsük kuşları, devlet karar çıkartmalı ve demeli ki sadece ve sadece elit, güzide insanlar paraları elleyebilirler, geri kalan o elitlerin önlerinde diz çökmek için kullansınlar ellerini… ya biat!” bu adam beni çok güldürüyor, yazdıkları birebir gerçekler olmasına rağmen… ama sanırım gerçekler benim üzerimde helyum yemiş dana profilioluşturuyor. tam olarak ne demek bilmiyorum hoşuma gittiği için söyledim.

    şu bildik geyik vardır ya benim babam senin babanı döver. bakkal babası olanlar sarf ettiği zaman bu sözü daha manidar olur lan. ulan var ya benim babam senin babanı parayla döver!

    babanın bakkal olması insana aile olmanın ve dayanışmanın ne demek olduğunu gösterir. bunu da nereden çıkardın be adam diyorsanız eğer şu söyleyeceklerime kulak verin gerisini boşverin. bakkalda sadece baba beklemez. gün gelir anne bekler, çocuk bekler, hatta kuzenle birlikte bekler çocuk. böylece görevin ne olduğu, aile ayakta tutan şeyin birlik olmak demek olduğunu öğrenir.

    babası bakkal olan çocuk evcil değildir. bazı erkekler vardır evden dışarı adım atmazlar, onlar için ev rahatlık ve tembelliğin, sere serpe olmanın tapınağıdır ve çok ibadetsever insanlar oldukları için de uzaklaşmazlar bir yere. oysa bir çocuğun babası bakkal ise her zaman göreve çağrılacağını bilir, bu yüzden de askere çağrıldığında paşalar gibi gider. nerede yemek yediği önemli değildir. ev onlar için birer sembolden başka bir şey değildir çünkü.

    ve şu dikkat çekici gerçeği de söylemek isterim ki bakkal çocukları her zaman cimridir. oysa benim babam bakkal olsaydı bakkaldaki her şeyi yerdim. oysa bu çocuklar mallarının kıymetini bilirler, hiç yemezler. illa canları albeni çektiyse gidip başka bakkaldan alırlar. bunun adı da zaten bakkallararası dayanışmadır. zaten bakkaliyet demek sürekli dayanışma demektir ve bir toplumda ne kadar çok bakkal varsa insanlararası ilişkiler o kadar sıkı ve dayanışma bir o kadar kuvvetli demektir. zaten batı toplumunun sıkıntısı burada yatmaktadır. eğer onların da bizim kadar bakkalları olsaydı böyle yabani insanlar olmazlardı. süper,hiper,mega marketlerin bencilliğin, yabancılaşmanın en iyi uygulandığı alanlardır. sıcaklık yoktur, bu yüzden klima sistemleri taktırmışlardır. kendine has bir kokusu yoktur bu yüzden güzel kokular sıkarlar. kendi dilinde söylediği bir türküsü yoktur bu yüzden sürekli müzik çalarlar. insanlar kendilerini evlerinden hissetsinler diye. oysa bakkallarda bunlara ihtiyaç yoktur; çünkü bakkallar başlıbaşına bir sosyallaşme ve kültür merkezi, bir yuvadır. insan diğer insanlarla ilişkilidir, bir şeyin fiyatını sormak için nesnenin barkodu denen zımbırtıyı uzay yolundan fırlama aletlere okutmak zorunda değildir, doğrudan bakkal amcaya sorar. zaten bakkallar amcadır, ağabeydir ve çoğu bıyıklıdır. çünkü bir baba bıyıklı olmalıdır ve hele bir de bakkalsa.

    benim babam bakkal olsaydı eğer büyük ihtimalle büyük bir adam olurdum. o kadar büyük bir adam olurdum ki sonunda ben de bakkal olmak isterdim. bence ideal meslek bakkalcılıktır. ama işte her baba bakkal olamıyor ve her baba bakkal olamadığı için de hipermarketler açıyorlar. sonra da bir sürü o tarzda yer. bakkallar azılıyor bu yüzden de babalar da azalıyor. benim babam bakkal olsaydı eğer çok güzel olurdu. bir sürü çikolata yerdim. hem de beleşe. ne de olsa babamın parası ile alınıyor, benim paramla değil. o kadar çikolatayı nasıl yapıyorlar ki? ya da insanların çikolata yiyeceklerini nereden çıkardılar da bu işe girdiler? sanırım insanoğlu her şeyi yediği için böyle bir soru ile meşgul olmadılar.

    ne çıkar buradan, eğer birgün baba olursam, ki bıyıklarım da var demektir, bakkal olacağım. veledime baban ne iş yapıyor diye sorduklarında(bu arada ismini de berkcan koycam, havalı olsun puşt) bakkal dediği zaman, hele bir de o isimle nasıl hava yapar belli değil. evet bunları bile şimdiden düşünüyorum. herkes biat etsin ona, öpsünler onun kıçını. döndük dolaştık kıça geldik, ama sanırım doğru yere geldik. çünkü ne yersek yiyelim ninemin de dediği insan altı delik bir çuval, baban bakkal olsa da insana kıç lazım ve yediklerini çıkarmak…

    o halde tuvaletçi mi olmak lazım ki? aslından baba tuvaletçi mi olmalı ki? tuvaletçi mi olsak…
    (necmettin, 07.11.2007 05:29)
  2. her çocuğun hayalini kurduğu şey. gerçekten öyle mi bir bakalım.

    dönemsel bazda ele alırsak konuyu:

    ilkokul yılları: babanın bakkal olduğunu söylemeye utanmakla başlar bu olgu. bu dönemde babanın bakkal olduğunu bilen ilk çocuk sormaya başlayacaktır klasik soruları: "sen bakkaldaki her şeyi para vermeden yiyo musuun?", "akşama kadar kola mı içiyosun" başlarda şaşırırsın bu sorulara. yadırgarsın. düşünürsün: akşama kadar niye gazoz içeyim ki? içsem mi acaba? içsem ne olur? tabii öyle salak hareketler yapmayacaksındır, esnaf terbiyesi almışsındır çünkü. baban bakkala gelmeni bile istemez derslerini ihmal etme diye. ama sana güzel gelir çikolatalı gofrete, halleye, çokoprense bakmak. bazen gelen müşteriler senle kafa bulur, küçüksün ya. seni korkutur bu adamlar. gerçekten de korkarsın. elindeki çikolatayı gören şakacı müşteri onun parasını verdin mi bakayım tarzı esprileri sana bi güzel yedirir, yine sorgularsın acaba para vermek zorunda mıyım diye, düşünürsün ama yine para vermek zorunda olmadığına kanaat getirirsin.

    ortaokul yılları: biraz büyüdün, artık para üstlerini verecek kıvama geldin, artık seni korkutmaya çalışanların da şaka yaptığını pat diye anlıyorsun. hem biraz da güçlendin, rafları düzenlemede falan da yardımcı oluyorsun babana. (bak bak yavaş yavaş mühendise kayma var) bisküvileri çikolataları yerine dizmek kadar güzel bir şey yoktur senin için. yine derslerini aksatmamak için hafta içleri gelme zorunluluğun yok. eh pek de istemiyorsun zaten. artık bir güzelliği kalmadı senin için, keşfedecek bir şeyin yok. korkuyorsundur da babam beni bakkalda tek başıma bırakmasın diye. yaz tatillerinde artık bakkala tek başına bakacak kıvama gelirsin. ama sadece müşterilere bakmak için. toptancılarla iletişimin çok zayıf. hem sana çok zor gelir ona mı bakacaksın, müşteriyle mi ilgileneceksin? hangi mallar eksik onun tespiti de zor, neye göre mal alınır? ı-ıh altından kalkılacak gibi değil. ama yavaş yavaş pişiyorsun. gelen toptancılardan alınan malın geliş fiyatı hep merak edilir ve babası bakkal olanlara sorulur, sen de öğrenirsin yavaş yavaş. bakarsın ki çok az miktar kazanıyorsun, gıda ve temizlik maddelerinde %25, sigara ve gazetede ise yok denecek kadar az. şaşırırsın. kafanda simülasyonlar yaparsın. kaç tane satarsam bir tane yiyebilirim acaba dersin. 4-5 gibi bişey bulursun. ee satmalıyım bundan yoksa yemeye hakkım yok dersin kendi vicdanında. ee müşteri gelmiyo satmam lazım bundan. allahım hadi bi tane sattım diyelim ya diğerleri? aman diğerlerini boşver, bu dükkanın kirası yüzde kaçını götürüyo acaba bunun? ya elektrik? su? telefon? aman allahım ya evimizin kirası? oranın giderleri? ailenin diğer fertlerinin harcamaları? o çikolatayı yiyemezsin. uzun zamanlar hem de. baba anlar ama çocuğun halinden. “bir şey canın çekiyosa ye oğlum.” utana sıkıla alırsın onu. (vay be ne çikolataymış.)

    lise yılları… artık nefret edersin oradan. hiç gitmek istemezsin. belki seni oraya bağlayan güzel kızlarla ilgilenmektir o dönemde, tabii ki onlara asılmak değil. esnafsın sen aklından öyle bir şey geçmemeli. mahalleli duysa ne der?(ne laf olur ama ha düşünsene) artık her şeyin üstesinden gelecek seviyeye ulaşmışsındır. ama hala tam bir bakkal olmamışsındır, hala mal gibi bir adamsın müşterinin gözünde. tam bir çaylaksın. her gelen müşteri babanı sorar, bu da ayrı bir kafayı sıyırma konusudur bakkal çocuğunun gözünde, babamı napacan ak ben varım. ama bakkala yalnız başına bakmalar başlamıştır tam gün boyunca. çok yorulursun. yanlış anlamayın, fiziksel olarak değil, ruhsal olarak. akşama kadar türlü müşterilerle uğraşmak seni bitirir, hepsine aynı mesafede durmaya çalışmak... okuldakilere de yine utana sıkıla söylersin babanın bakkal oluşunu çünkü bakkaldan bir şeyler isteyebilirler. - vay cimri! - ee para kolay kazanılmıyor, gördün bir kere.

    üniversite yıllarında hiçbir çekincen yoktur. havalara girdin. forsundan geçilmiyo ak. istediğin zaman oraya gitme lüksün vardır. hem biraz da boş verirsin, düşünürsün ki artık dükkan bana göre değil, üniversite mezunu olup iş hayatına gireceğim. ama yine yakanı bırakmaz, bağımlılık olmuştur bir nevi. bazen kafanı dağıtmak için bile gidebilirsin. çok sıkılırsın kimi zaman ama ne yapacaksın başa gelen çekilir. artık bakkalı sömürecek düzeyde çikolata yiyecek kapasiten de var. müşterilerin tepkileri de sana bir şeyler öğretir. “vay be üniversiteye gidiyor hala bakkala gelip babasına yardım ediyor helal olsun” diyeni de görürsün, “ulan şuna bak üniversite okuyorum ayağına bakkalın yolunu unuttu” diyeni de.

    mühendisken: daha askerliğini yapmamış tecrübesiz biri olarak alacağın maaşın komik durmasından dolayı gidip ortam yapmaya devam edersin. işiteceğin laflar çok ağırdır. " olum kendine gel mühendis oldun, hala bakkala geliyorsun", "diplomalı bakkalım hehe, televizyonları çağıracam hehe" dersin. yaptığın işten zevk alma düsturunu benimseyip beklemeye koyulursun.

    allah hayırlı kazançlar versin. ticaret gibisi yok.

    not: bu giriyi yazmam için gerekli zamanı veren bakkal'daki babama buradan selam gönderiyorum.
    (milwaukee, 08.11.2007 12:29)
  3. aile kalabalıksa; iflasın eşiğinde yaşayacak olan babadır... sermayeyi kediye yükleyecektir..
    (ruhsuzkz, 08.11.2007 20:25)
  4. başlangıçta eğlenceli gibi dursa da yıllar geçtikçe bu işin nasıl bir külfet olduğunu görmenizin gecikmemesini sağlar.zira yıllardır güler yüzüne alıştığınız hep o halini benimsediğiniz babanız artık asık suratlı ve asabi bir adam olma yolunda ilerlemeye başlamıştır.kafasında ise hep aynı soru yarın gelecek toptancıya nasıl ödeme yapılacağı??hayatın hep buna benzer sıkıntılarla gidiyor olması ve bu meslekle uğraşmanın mecburiyetinin mutsuzluğu getirdiği doğru mu?...ne yazık ki evet...ekmek parası deyip geçelim bu mevzuyu...
    (pandoramıodakim, 08.11.2007 21:18)
  5. fiziksel sonuçları: yoruculuğundan dolayı halı saha maçlarında herkesten bir numara yüksek kondisyonla sahaya çıkmaktır. sabah kardeşle ekmeğe gitme kavgası yapılmamasıdır. marketlerde zaman harcamamaktır ya da marketlere turist gibi gidebilmektir. ilkokulda matematiğinizin kuvvetli olmasıdır. sahte parayı beş metre mesafeden tanıyabilmektir. gazetelerin verdiği promosyonlara, toptancıların, gazetelerin verdiği eşantiyonlara sahip olmaktır. kaça gidiyorsun sorusuna binlerce kez maruz kalmaktır.

    sosyal sonuçları: bakkalda harcanan her dakikanın, sana arkadaşlarınla harcayamadığın dakikalar olarak dönmesidir. insan ilişkilerinin gelişmesidir. akşama kadar uzun stratejik oyunlar oynayamamandır. çok kitap okuyamamaktır. bedava mizah dergisi okuyabilmektir. müşteri tiplerini tanımandır.* esnaf ahlakınızdan dolayı standart adam olma zorundalığınızdır. her türden insanla muhatap olabilmektir. her önemli olaydan sonra halkın nabzını yoklayabilmektir. (her taşın altında amerika var abi, ne olacak bu fenerin hali, gibi…)

    ekonomik sonuçları: ortaokul beslenme çantanızın “yarım ekmek arası kavurma-kaşar + kola” dan eksik kalmamasıdır. bakkalın kasasından bir kuruşu cebine atmamaktır. (babanız size o yetkiyi vermediyse.) ne kadar harcadığını bilmemektir, özgürlüktür.

    ruhsal etkileri: 365 gün iş hayatınızın olmasıdır. babanız varken sizin olmamanızdır. babanızla beraber hiçbir aktiviteye katılamamanızdır. ailece hiçbir zaman sabah kahvaltısı yapamamaktır. (evet nüfus sayımında da görevliydim) akşama kadar annenin evde kafa dinlemesi ya da onun hasretine düşmesidir.(sabahtan akşama kadar çalışır çünkü bu bakkallar, eve gelince de yatarlar.) her gün bakkala “gitsem mi” “gitmesem mi”yi yaşamandır. aklın orada kalmasıdır çoğu zaman. arayı tutturmaktır. (ne o çok yorulsun, ne benim ağzıma sıçılsın moduna girmek istemek, çakallık yapmayı öğrenmektir.) kaça gidiyorsun sorusuna binlerce kez maruz kalmaktır. (biliyorum bunu fiziksel sonuçlara da yazmıştım, bitirdiler lan beni!)

    psikopatolojik sonuçları: sözlük yazarı olmaktır.
    (milwaukee, 09.11.2007 22:56 ~ 22:57)
  6. kulağa hoş gelsede abartıldığı takdirde obeziteyle sonuçlanabilecek durum..
    (crow, 10.11.2007 03:15 ~ 03:16)
  7. (bkz: babanın kırtasiyeci olması)
    (celibon, 11.11.2007 23:47)
  8. (bkz: sigaraya para vermemek)
    (zodiak, 23.09.2009 20:59)

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil