oğlunu 15 yaşında, acımasız dünyada yapayalnız bırakıp giden, anlatacak çok şeyi varken hadi bana eyvallah diyen insanın, hala niye yaptığını anlamadığım eylemi. tamam oğlun sana kızıyordu belki ama o daha çocuktu be.
babalar kızlarını daha çok severler ve kızları da babalarını...baba övünür kızıyla xxx puan aldı ve itünün yyy bölümüne girdi.kız okula başlar başarısının kaynağı babasının ona duyduğu güven ve babasının gurur duymasının kıza verdiği hazdır..üniversitenin ilk senesi gece ani bir kalp krizi babayı kızından kızı babasından koparır.önce acı duyar kız sonra özlem ve üniversitenin son senesinde acı ve özlemden daha fazlasını..okulla bağlarının zayıflamasını, güçlü olmayı artık o kadar çok istemeyişini..dört yıldır kimsenin okulun nasıl gittiğini sormayışını,kepini havaya fırlatışını babasının göremeyişini, o diplomayı babasının çerçeveletip salonun baş köşesine asamayışını.ve babasının onunla gurur duyamayışını.anneler de gurur duyar elbet kızlarıyla, ama kızları üviversiteden mezun olurken duydukları gurur ile güzel bir yemek yaptıkları zaman duydukları gurur ile arasında pek bi fark bulunmaz (en azından benim annem için öyle).ama babanın kızının başarısından duyduğu gurur bambaşkadır.çünkü baba kızının anne oğlunun güçlü olmasını ister daha çok..baba seni çok özledim.....
aradan 10 yıl geçse bile acısının dinmediği,yıllar geçse bile bunun acıyı azaltmadığı;sadece özlemi körüklediği,herkesin başına gelecek olan ama gelen en geç acı olmasını dilediğim boşluk ve özlem...
özellikle küçük yaştaki bireyler için çok zor bir durumdur. çünkü ilk olarak hayatınızda en çok sevdiğiniz iki insandan birini kaybetmişsinizdir. çok küçük yaşlarda bazı sorumluluklar almak zorunda kalırsınız. dört işlemi öğrendiğiniz anda fatura yatırma ve ufak tefek alışveriş işleri size düşer. eş vakitli olarak "senin baban nerede" diye soran kişilere durum izah edilir,"piç" diye dalga geçenler dövülür. okullarda her yeni gelen öğretmenin sorduğu "babanızın ne iş yapıyor" sorusuna "benim babam öldü" cevabını vermek insanın içini acıtır çünkü bu sorular insana kendi eksikliğini hatırlatır durur. ergenlik dönemi de bir hayli zor geçer çünkü karşınızda size model oluşturabilecek birisi yoktur. kendi karakterinizi oturtana kadar doğruları canınız acıya acıya öğrenirsiniz. araba kullanma,bisiklete binme gibi şeyleri kendi kendinize öğrenmek zorunda kalırsınız. sizi balık tutmaya götürecek,haftasonları yanına alıp arabayla gezdirecek birisi yoktur. her daim hayata sanki bir yalnızlık hakimdir. insan büyür,yıllar geçer fakat eksikliği geçmez. kız istemeye giderken bile onun yerini kimin dolduracağını düşünürsünüz.
yeri dolmaz bir kayıptır babanın ölmesi. yıllar geçer,insan etrafa neden öldüğünü anlata anlata alışır gibi olur bu duruma. ama en zor zamanda eksikliği hissedilir,yine hatırlanır. onun hiçbir suçu yoktur çoğunlukla bu gidişte ama insan bazen suçlar onu "niye gittin ki" diye. aslında o da bilmez niye gittiğini o kadar erken. iki tarafın da bildiği tek birşey vardır ki bu,dünyanın kanunudur. herkes elbet gider bu dünyadan arkasında onlarca üzgün kişi bırakarak. önemli olan insanları kaybetmeden önce bunları düşünüp,değerini bilmektir insanların ve hayatın. ancak böylece azalır pişmanlıklar ama yok olmayacağı da tarafımdan üzülerek garanti edilir.
belki de onun son günlerinde bile yanında olamamışsınızdır..size son bir kez bile veda etmeden gitmiştir bu dünyadan..bunun acısı belki o küçük yaşta anlaşılmaz ama yıllar geçtikçe içinizde silinmez, yokolmaz yara kalacaktır ve büyüyecektir..
başı boş kaldığınızda, kendinizi yanlız hissettiğiniz her an niye diye soracaksınızdır?..ne suçum vardı da böyle bir acıya, böyle bir kedere maruz bırakıldım?? cevabını arayacaksınızdır..belki yanımda olsa neler değişik olacaktı..nasıl olurdu??
küçükken aklınıza gelmeyecek çoğu şey, yıllar geçtikçe zihninizde yer edecektir..
büyürsünüz..
yıllar geçer, soranlara her seferinde babanızın vefat ettiğini dile getirmek sizin kalbinizde buruk bir acı meydana getirir..her canlının bir gün ölümü tadacak olması bu acıyı biraz da olsa hafifletse de; ani gelen ölüm, daha hayatı tanıyan, büyümekte olan bir çocuğu derinden etkilemiştir..düşününce siz; sadece babalar ile yapılan, ya da tanık olunan onca güzel anıları yaşayamadan hayata gözlerini yummuş bir babanın arkasından ağlayacaksınız..üzüleceksiniz..
belki de geceleri hatrınıza gelip hüzünleneceksiniz..
yine aynı gece, rüyanıza girip de "ağlama oğlum" diyen babayı görünce bir an donup kalacaksınız..belki de farkında olmayacaksınız..rüya olduğunun..bir ömür gibi geçen rüyadan uyanmak istemeyeceksiniz..bitecektir o rüya da..bir alarm sabahın köründe çalıp da sizi uyandırmayıncaya kadar yaşayabildiğiniz kadar mutluluk yaşayacaksınızdır..uyanınca babanızı rüyada görmüş olmanın bir anki korkusu ve arkasından gelen dayanılmaz mutluluk hissi sizde tekrar o rüyaya dönüp, o anı yaşamak hissini körükleyecektir..rüyadaki hep size bakan, ışık saçan o gözlerini hatırlayacaksınız belki de..gerçek hayatın içinde; en çok onun gücünü ve güven duygusunu hissetmek isteyeceksiniz..ama yanınızda olmayacak..ama emin olmak istediğiniz birşeyler olacaktır; her zaman sizi izleyecek ve gurur duyacaktır..bunu düşünerek daha da iyi işler, ona layik olabilmek isteyeceksinizdir ya da onun için çalışacaksınızdır..belki de bir ödül olarak, onu rüyanızda tekrar görmek için her gece uykuya dalacaksınızdır..size bakan o ışık dolu gözleri, sizinle gurur duyan babanızı görmek için..
yaşamadıkça da anlaşılmaz..denildiği kadar var..
aile unsurunu, bir aile bütününü elinize aldığınız zaman, anne ve baba vardır..bunlar acısıyla tatlısıyla sizin hayatınızı size hediye etmiş, sizi dünyaya getirmiş en yüce insanlardır ve herhangi birisini kaybetmek ne olursa olsun insana çok acı verir..
hayatta görmek istemediğim acı gerçektir.en gerçeklerle bile yüzleşmeye cesaretli insanın bile en sevdiğini bir daha görememek gerçeğiyle yüzyüze gelmek istemeyişidir.
her sevdiği erkekte biraz da babasını arayan kızların bu gerçeği kabul edemeyişidir.öyle ki; kendi ölümünün önce olmasını isteyecek kadar bu gerçeğe cesaretsizdir.sonrasındaki hal ve durumunu düşünmek bile korku ve kabus dolu anlar yaşattırır.
anneni mi yoksa babanı mı daha çok seviyorsun sorularına hiç tereddüt etmeden daha çok babamı diyerekten annenin imalı bakışlarına bile tahammül edebilecek insanların bu gerçeği hiç istemeyişidir...
yakın arkadaşlarımın başına, nerdeyse bir öncekinin yıldönümüne denk gelecek şekilde birer ikişer gelen durum.
19 yaşında bi insanın, "oğludur, o koysun" denmesi üzerine, babasını elleriyle toprağa vermesi, sanırım görebileceğim en acı tablo olarak kalacak.
doğaldır doğal olmasına.. sonuçta hepimiz öleceğiz ama..
üzülüyor işte insan.
basit gelir bazı şeyler insana.. sonuçta iki gün geçtikten sonra artık gözyaşı dökmezsiniz..
ama traş olmayı bir arkadaşınızdan öğrendiğiniz zaman.. komik değil mi?
babanın ölmesi doğaldır. ben de öleceğim yakında..
sesini de unuttum zaten.. geriye sadece kitapları kaldı.
belki okuyunca çok basit gelecek herkese ama ilkokuldayken bu şiiri ilk okuduğumda ağlamıştım:
dediler ki yok baban
babanı aldı vatan
meğer burada yatan
senmişsin babacığım
davullar çala çala
köylü döküldü yola
ne güzeldi alayla
gidişin babacığım
kaldın diye askerde
anam uğradı derde
bu tenha tepelerde
ne işin babacığım?
insanlar ölmez gökyüzünde bir yıldız olur sadece saat gece ye yaklaşıyor hava sıcak balkon hafiften esiyor çocuk aklımızla kağıtları yakıp birbir savuruyoruz ateşin yerle buluşup külleşmesini izliyoruz bununla egleniyoruz birden bire gökyüzüne giderken biri yanınıza uğramış gibi kızım seni çok seviyorum diyor kızım seni çok seviyorum aniden baba baba diye dönüyorsunuz gökyüzüne yanınızdakilere soruyorsunuz duydunuzmu diye sonra alt komşu şikayet ediyor sizi ateşler balkonunda kül oluyormuşta sabah anneniz babişkomuzu kaybettik dediğinde annenizin gözlerindeki yaşları siliyorsunuz küçücük ellerinizle sesizce kalabalıktan çekip alıyor birileri sizi çocuklar yüzünüze bakıyor tuaf bir şekilde yıllar geçiyor siz hala gökyüzüne bakıyorsunuz bikez daha o sesi duyarmıyım acaba diye...
sizin hiç babanız öldü mü?
benim bir kere öldü kör oldum...
yıkadılar, aldılar, götürdüler
babamdan ummazdım bunu, kör oldum...
siz hiç hamama gittiniz mi?
ben gittim, lambanın biri söndü
gözümün biri söndü kör oldum...
tepede bir gökyüzü vardı yuvarlak
söylelemesine maviydi, kör oldum
taşlara gelince hamam taşlarına
taşlar pırıl pırıldı, ayna gibiydi
taşlarda yüzümün yarısını gördüm
bir şey gibiydi, bir şey gibi kötü
yüzümden ummazdım bunu, kör oldum...
siz hiç sabunluyken ağladınız mı?
hayatın acımasızlığını, gerçeklerden kaçamayacağınızı anlarsınız o küçücük yaşta. ilk zamanlar inanmak istemez, akşam olunca pencerenin önünde işten gelmesini beklersiniz her zaman yaptığınız gibi. ama günler geçtikçe artık asla gelemeyeceğini anlarsınız acı da olsa ve hayatınızda yarattığı boşluk hissini iliklerinize kadar hissedersiniz. yaşıtlarınızdan daha erken büyürsünüz, hayata karşı daha dayanıklı olmayı öğrenirsiniz. ama kimi zaman da eski günleri hatırlayıp onun eksikliğini hissettikçe gözlerinizden akan yaşlara hakim olamazsınız..
her zaman hayat karşısında güçlü olursun çünkü yaşanacak en kötü şeyi küçücükken yaşamışsındır.
bir yanın hep pısırık olur çünkü seni her zaman koruyacak o kocaman adam yoktur.bir yanının hep yalnız olduğunu bilirsin.
hayata hep güvensizsindir çünkü onun her an en sevdiğin insanlardan birini alıp götürebileceğini bilirsin,bunun için annene daha bi sıkı sarılırsın,kapıdan çıkarken mutlaka son bir defa öpersin,saçma olduğunu bile bile beni bırakmayacaksın dimi anne diye sorarsın.
içinde "baba" kelimesi olan cümleler kuramazsın,"baba" derken hep bir şeyler düğümlenir boğazına,çünkü hayatının sonuna kadar bir daha kimseye baba diyemeyeceğini bilirsin.
babanın ölmesi bir erkek için hayatla artık tamamen çırılçıplak tek başına mücadele demektir.
babasına sarılıp öpenleri gördükçe uzaklara dalmaktır.
büyüyünce her zaman dik durmak zorunda kalmaktır.
bazen güçlüymüş gibi görünüp, tek başınayken ağlamaktır.
her zaman başarılı olmak zorunluluğudur. en ufak başarısızlıkta o zirvelerdeki güvenin sıfıra inip korkuya dönüşmesidir.
baban ne iş yapıyor sorularından kaçmaktır.
odur, budur, üzgün bir hayatın başlangıcıdır..
babanın ölmesi yüzünüz sabunluyken gözünüzü açmaya benzer demiş cemal süreyya.gözünüz yanar, içiniz yanar ve çok büyük bir boşluk hissi dolar yüreğinize. hayatınızın anlamı,tutunduğunuz dal,sığındığınız liman,sizi koruyan kişi gitmiştir artık uzaklara. elinizi uzattığınızda tutamazsınız artık. telefonda sesiniz titrediğinde ''senin bir derdin var'' diyen kişi yoktur. sesiniz titresede kimse duymaz sizi. sesinizin titrediği konuşmanın ardından sabah zilinizi çalıp ''ben geldim,seni çok özlemiştim yavrum''diye imdadınıza koşan kişi gitmiştir. yokluğuyla birlikte bir hesaplaşma yaşarsınız yüreğinizde ''onun için ne yaptım,neler yapabilirdim,son babalar gününde hediye almışmıydım,yardıma ihtiyacı olduğunda yanındamıydım,hastalığı için götürebileceğim başka doktor varmıydı......''böyle uzar gider bu liste. aslında ne yaparsak yapalım onlar için hiçbiri yeterli değildir.çünkü onlar bizim var olma nedenimizdir!