• görseller

    • babanın ölmesi
    • babanın ölmesi
  1. oğlunu 15 yaşında, acımasız dünyada yapayalnız bırakıp giden, anlatacak çok şeyi varken hadi bana eyvallah diyen insanın, hala niye yaptığını anlamadığım eylemi. tamam oğlun sana kızıyordu belki ama o daha çocuktu be.
  2. belki de bundan sonra karşına çıkacak tüm erkeklerde onu arama nedenindir.ona benzetme...ona yaklaşma...
  3. babalar kızlarını daha çok severler ve kızları da babalarını...baba övünür kızıyla xxx puan aldı ve itünün yyy bölümüne girdi.kız okula başlar başarısının kaynağı babasının ona duyduğu güven ve babasının gurur duymasının kıza verdiği hazdır..üniversitenin ilk senesi gece ani bir kalp krizi babayı kızından kızı babasından koparır.önce acı duyar kız sonra özlem ve üniversitenin son senesinde acı ve özlemden daha fazlasını..okulla bağlarının zayıflamasını, güçlü olmayı artık o kadar çok istemeyişini..dört yıldır kimsenin okulun nasıl gittiğini sormayışını,kepini havaya fırlatışını babasının göremeyişini, o diplomayı babasının çerçeveletip salonun baş köşesine asamayışını.ve babasının onunla gurur duyamayışını.anneler de gurur duyar elbet kızlarıyla, ama kızları üviversiteden mezun olurken duydukları gurur ile güzel bir yemek yaptıkları zaman duydukları gurur ile arasında pek bi fark bulunmaz (en azından benim annem için öyle).ama babanın kızının başarısından duyduğu gurur bambaşkadır.çünkü baba kızının anne oğlunun güçlü olmasını ister daha çok..baba seni çok özledim.....
  4. aradan 10 yıl geçse bile acısının dinmediği,yıllar geçse bile bunun acıyı azaltmadığı;sadece özlemi körüklediği,herkesin başına gelecek olan ama gelen en geç acı olmasını dilediğim boşluk ve özlem...
  5. özellikle küçük yaştaki bireyler için çok zor bir durumdur. çünkü ilk olarak hayatınızda en çok sevdiğiniz iki insandan birini kaybetmişsinizdir. çok küçük yaşlarda bazı sorumluluklar almak zorunda kalırsınız. dört işlemi öğrendiğiniz anda fatura yatırma ve ufak tefek alışveriş işleri size düşer. eş vakitli olarak "senin baban nerede" diye soran kişilere durum izah edilir,"piç" diye dalga geçenler dövülür. okullarda her yeni gelen öğretmenin sorduğu "babanızın ne iş yapıyor" sorusuna "benim babam öldü" cevabını vermek insanın içini acıtır çünkü bu sorular insana kendi eksikliğini hatırlatır durur. ergenlik dönemi de bir hayli zor geçer çünkü karşınızda size model oluşturabilecek birisi yoktur. kendi karakterinizi oturtana kadar doğruları canınız acıya acıya öğrenirsiniz. araba kullanma,bisiklete binme gibi şeyleri kendi kendinize öğrenmek zorunda kalırsınız. sizi balık tutmaya götürecek,haftasonları yanına alıp arabayla gezdirecek birisi yoktur. her daim hayata sanki bir yalnızlık hakimdir. insan büyür,yıllar geçer fakat eksikliği geçmez. kız istemeye giderken bile onun yerini kimin dolduracağını düşünürsünüz.
    yeri dolmaz bir kayıptır babanın ölmesi. yıllar geçer,insan etrafa neden öldüğünü anlata anlata alışır gibi olur bu duruma. ama en zor zamanda eksikliği hissedilir,yine hatırlanır. onun hiçbir suçu yoktur çoğunlukla bu gidişte ama insan bazen suçlar onu "niye gittin ki" diye. aslında o da bilmez niye gittiğini o kadar erken. iki tarafın da bildiği tek birşey vardır ki bu,dünyanın kanunudur. herkes elbet gider bu dünyadan arkasında onlarca üzgün kişi bırakarak. önemli olan insanları kaybetmeden önce bunları düşünüp,değerini bilmektir insanların ve hayatın. ancak böylece azalır pişmanlıklar ama yok olmayacağı da tarafımdan üzülerek garanti edilir.
  6. çocuksundur...

    küçükken kaybetmişsinizdir babanı.

    belki onun son günlerinde bile yanında olamamışsınızdır. size son bir kez bile veda etmeden ayrılmıştır bu dünyadan. bunun acısı küçük yaşta anlaşılmaz ama yıllar geçtikçe içinizde silinmez, yokolmaz yara kalacaktır ve büyüyecektir.

    başı boş kaldığınızda, kendinizi yanlız hissettiğiniz her an "niye?" diye soracaksınızdır. "ne suçum vardı da böyle bir acıya, böyle bir kedere maruz bırakıldım??". cevabını arayacaksınızdır. "belki yanımda olsa neler değişik olacaktı?". "nasıl olurdu??"...

    küçükken aklınıza gelmeyecek çoğu şey, yıllar geçtikçe zihninizde yer edecektir.


    büyürsünüz...

    yıllar geçer, soranlara her seferinde babanızın vefat ettiğini dile getirmek sizin kalbinizde buruk bir acı meydana getirir. her canlının bir gün ölümü tadacak olması bu acıyı biraz da olsa hafifletse de; ani gelen ölüm, daha hayatı tanıyan, büyümekte olan bir çocuğu derinden etkilemiştir. düşününce siz; sadece babalar ile yapılan, ya da tanık olunan onca güzel anıdan mahrum kalarak hayata gözlerini yummuş bir babanın arkasından ağlayacaksınız. üzüleceksiniz.

    belki de geceleri hatrınıza gelip hüzünleneceksiniz...

    ve yine aynı gece, rüyanıza girip de "ağlama oğlum!" diyen babayı görünce bir an donup kalacaksınız. belki de farkında olmayacaksınız rüya olduğunun. bir ömür gibi geçen rüyadan uyanmak istemeyeceksiniz.

    bitecektir o rüya da. bir alarm sabahın köründe çalıp da sizi uyandırmayıncaya kadar yaşayabildiğiniz kadar mutluluk yaşayacaksınızdır. uyanınca babanızı rüyada görmüş olmanın bir anlık korkusu ve arkasından gelen dayanılmaz mutluluk hissi sizde tekrar o rüyaya dönüp, o anı yaşamak hissini körükleyecektir. rüyadaki hep size bakan, ışık saçan o gözlerini hatırlayacaksınız belki de. gerçek hayatın içinde; en çok onun gücünü ve güven duygusunu hissetmek isteyeceksiniz. ama yanınızda olmayacak. emin olmak istediğiniz birşeyler olacaktır; her zaman sizi izleyecek ve gurur duyacaktır. bunu düşünerek daha da iyi işler, ona layık olabilmeyi isteyeceksinizdir ya da onun için çalışacaksınızdır. belki de bir ödül olarak, onu rüyanızda tekrar görmek için her gece uykuya dalacaksınızdır. size bakan o ışık dolu gözleri, sizinle gurur duyan babanızı görmek için...

    yaşamadıkça da anlaşılmaz. denildiği kadar var...

    * * *

    aile unsurunu, bir aile bütününü elinize aldığınız zaman, anne ve baba vardır. bunlar acısıyla tatlısıyla sizin hayatınızı size hediye etmiş, sizi dünyaya getirmiş en yüce insanlardır ve herhangi birisini kaybetmek ne olursa olsun insana çok acı verir.
  7. hayatta görmek istemediğim acı gerçektir.en gerçeklerle bile yüzleşmeye cesaretli insanın bile en sevdiğini bir daha görememek gerçeğiyle yüzyüze gelmek istemeyişidir.
    her sevdiği erkekte biraz da babasını arayan kızların bu gerçeği kabul edemeyişidir.öyle ki; kendi ölümünün önce olmasını isteyecek kadar bu gerçeğe cesaretsizdir.sonrasındaki hal ve durumunu düşünmek bile korku ve kabus dolu anlar yaşattırır.
    anneni mi yoksa babanı mı daha çok seviyorsun sorularına hiç tereddüt etmeden daha çok babamı diyerekten annenin imalı bakışlarına bile tahammül edebilecek insanların bu gerçeği hiç istemeyişidir...
  8. yakın arkadaşlarımın başına, nerdeyse bir öncekinin yıldönümüne denk gelecek şekilde birer ikişer gelen durum.
    19 yaşında bi insanın, "oğludur, o koysun" denmesi üzerine, babasını elleriyle toprağa vermesi, sanırım görebileceğim en acı tablo olarak kalacak.