sinema salonuna düşmüş uzay gemisinin içindeki şaşkın ufo gibi hissettiren stres bu.seneler önceydi..her zamanki cem yılmaz filmlerine en son giden insan tavrımla -"bi izlesin herkes, hararetini alsın, çığlık kıyamet hönkürsün ben en son giderim" mantığıyla gayet rahat bi halet-i ruhiye içinde salıyor, erteliyordum. e elbette bi gün şeytan dürttü hadi artık sen de izle ayıp diye.işte o gün.. salondayız.. sağıma bakıyorum başlar 45 derecelik açıyla omuzlara gömülmüş hıçkırılıyor.. soluma bakıyorum çantaya önceden istiflenmiş tomar tomar selpakları çıkarmanın tatlı telaşı.önümdekinin kafasını bi o yana bi bu yana zılgıt çeker gibi sallamasından filmin sonunu yarım yamalak izleyebiliyorum.en önemli damar replik olan
* ve bütün salonun makaraları koyuverdiği kısımda hafifçe dudağımı ısırıyorum ki bizim sıra birleşip beni dövmeye girmesinler diye.yanımda oturan iki arkadaşım da kader ortağım.
olmuyor..yapamıyoruz.gözümü ovuşturuyorum.kırmızılık olsun çıkışta diye.yanımdaki arkadaşım güneş gözlüğü arıyor fellik fellik.fakat o da ne diğer arkadaşımda bir kaç damla yaş görülüyor elmacık kemiklerinden çeneye doğru -oha olm yırttık- diyoruz.onu teselli ettiğimiz için ağlamayan/ağlayamayan güçlü arkadaşları oynıcaz.peki kabus bitiyor mu ? bakalım.."yaee izledin mi babam ve oğlumu şekerim inanır mısın böyle tüylerim diken diken çıktım salondan, gittim hemen babamı aradım onu ne kadar sevdiğimi söyledim" diyen "ay hayatımda izlediğim eeen mükemel türk filmiydi" diyen "çağan ırmak farkı yha adam yaptı mı yapıyo işte" diyen insanlara -hı hı tabi, hı hııı evet- deme faslı başlıyor.son aşama hatayı kendinde ararken bi taşla iki kuş vurma aşaması ; ikinciye izleniyor hem de anne babaya izletiliyor.anne ağlarken mısır patlatıp çayın altını kapama bahanesiyle, mutfakta soğan arıyorum bulamıyorum.zaten bulsam da doğramıcaktım bi anlık gaz, bi anlık panik benimkisi işte- geri dönüyorum ve ben buyum diyorum kendime babam ve oğlumda ağlayamıyorum ama özümde iyi bir insanım.evet.