babalarıyla aralarına mesafe koyarak çocukluktan çıkar oğullar.
babayla benzerlikleri koparıp atmaya dayalı bir süreçtir bu.
zordur. yorucudur.
hatta çoğu zaman gürültülü patırtılıdır.
bazen ciddi biçimde sancılıdır.
dışardan bakanlarca kimi zaman haylazlık veya otoriteye isyan gibi algılanır; kimi zaman içe kapanıklık olarak.
ama yoktur başka yolu...
“babasının oğlu” olmaktan “adam” olmaya; ruhun kısa pantolonu çıkartıp atmasının başka yolu yoktur.
için için severek, için için kızarak, çatışarak, saklanarak, kimi zaman kalp kırmanın eşiğinde, kimi zaman gizli bir teslimiyetle geçilir bu yoldan.
kimlik, kişilik, ilgiler, meraklar, iş...
bunların hepsi, hep ya alttan alta ya da açıktan açığa babayla didişerek-çekişerek seçilir.
oğul başardığında bilincinin derinlerinde bir yerde şöyle fısıldar: “bak baba, ille de senin dediğini yapmak gerekmiyormuş! bak baba, görüyor musun ille de sana benzemek gerekmiyormuş!”
yıllar geçer. çoluk çocuğa karışılır.
belki “baba”dan kaçar gibi tedirgin ve gizli bir inatla baba olmaktan da kaçınılır.
fakat her erkek için sonunda o an gelir, kapı çalınır.
kapıda babanızın ruhu vardır.
kafası hafif yana doğru eğiktir.
bakar ve şaşıp kalırsınız.
meğer ne kadar da birbirinize benzermişsiniz!
bakar ve titrersiniz.
meğer nasıl da birbirinizi anlar, birbiriniz gibi davranır, hissedermişsiniz!
işte bu an erkeğin olgunluk çağının başlangıcıdır.
her erkek babasından uzaklaşarak, hatta onu ara ara “hafifseyerek” büyür.
ama olgunlaşma, büyümeden başkadır.
her erkek babasını anlayarak; onu yalnız baba olarak değil, onun bir erkek olarak da değerini kavrayarak olgunlaşır.
bu bir dairedir.
oğul olarak başlarsınız, babadan kopar erkek olursunuz ve gün gelir, döner tekrar oğullukla buluşur, babayla kucaklaşırsınız.
daire kapandığında başlar olgunluk çağı.
ve her erkek bilir; asıl ödül “baba” dandır; onun kalbindeki onay ve yüzündeki gururdur.
o yüzden işte...
haşmet babaoğlu yazmıştı yakın zamanda...
jale parla'nın türk romanı üstüne yazdığı
iletişim yayınlarından çıkan inceleme kitabı
baba ve oğul ilişkisi.ilginç gerçekten. ben babamı iyi bilirim.ciddi adamdır.öyle fazla haşır neşir olmaz bizimle, ama hissederiz üzerimize nasıl titrediğini.bir abim var bir de ablam.abim de aynı benim gibi.ablam çok farklı tabi. kız çocuğu.baba kolay kolay bir şey diyemez.ona nazı fazla geçmez. abimle ben babam televizyonda bir şey izlerken kolay kolay önünden geçmezken ablam tv'de maç varken bile aniden televizyon kumandasını babamın elinden alıp ''sıkıldım'' diyebilmişti.babam bir şey diyemezdi tabi.
böyle de ilginç bir hikayemiz var.gerçi sadece bize özel bir durum olduğunu düşünmüyorum elbet bana katılanlarınız vardır. işte böyle babalardan bazı cümleleri duymak gerçekten çok zordur.hele hele erkek çocuğuysanız.
bir gün yatağıma yatalı çok fazla olmamıştı ki odaya babam girdi.uyuyormuş gibi yaptım.yanı başıma geldi ve sessizce başımı okşadı.işte böyle bir şey.ben, babamın her istediğinde bana sarılıp içtenlikle ''canım oğlum'' diyememesine üzülüyorum..kesinlikle sevgisinden şüphem yok fakat şöyle doya doya sarılıp hevesini alamayınca insan...
her şeye, tüm huyuna rağmen ben seni seviyorum baba.bak açık seçik söyliyorum burda.seni seviyorum.
orijinal
* adı
ottsy i deti olan
ivan sergeyeviç turgenyev romanının türkçe adı.