her baba mükemmel değildir elbet, her kızın ya da çocuğun olamayacağı gibi. ama kız büyümemiştir henüz ve bunun böyle olduğundan habersizdir. ister ki baba sıkı sıkı sarılsın kızına, koklasın, öpsün seni seviyorum desin. yıllar hep bunları beklemekle geçer, "merhaba, nasılsın baba" dan öteye geçmeyen konuşmalarla, içinin burkulmasıyla. birgün aynaya bakar ya da başkası tarafından baktırılır ve görür ki oda babasının kızıdır, sarılma özürlüdür, seni seviyorum deme yoksunudur. e napalım babamın kızıyım denilip geçiştirilir bu durum. zaman geçer kız büyümüş evlenmiştir. artık yaşın ilerleyip, hayatın içine birebir karışma ve olgunlaşmadan mıdır bilinmez, yavaş yavaş anlamaya tanımaya çalışır babayı. farkeder ki sevgi dünyaya ilan edilmeye gerek olmadan da gösterilebilen bişeydir. bazen bir tebessüm, bazen gözlerde sıcacık bir bakış,
seni seviyorumdan daha ötesini anlatır insana. seni çok sevdim kızım, gösteremesem de, kelimelere dökemesemde, her an yanında olamasam da seni çok sevdim, üzüntün üzüntüm, sevincin neşem oldu. siz bunları yeni yeni farketmeye, bu bulmacayı yeni yeni çözmeye başlamışsınızdır ki baba sizi terkeder gider. artık bazı şeyleri geç bulmanın ya da öğrenmenin azabından mı yoksa yeni tanınan bu insanı bir daha göremeyecek, dokunamayacak olmanın verdiği ızdıraptan mı bilinmez hayata koskoca bi siktir çekersiniz. elinizde kalan tek şey, bayram öncesinde mezartaşına konan bir demet çiçek ve ağzınızdan dökülen pişmanlık cümleleridir.