görseller
baba ve piç 
  
belki ilginizi çeker
  1. · araf
  2. · beşpeşe
  3. · ensest
  4. · babalar ve piç
  5. · bokpüsür
  6. · akılda kalan roman başlangıçları
  7. · piyasa yapma uğruna piç edilen kitaplar
  8. · bastard of istanbul
  9. · bir ermeniye en az yakışacak isim
  10. · dasein
gündem
  1. · aşk ı memnu
  2. · 25 kasım 2009 emekçi grevi
  3. · itü sözlük yazarlarının aslında içmek istedikleri
  4. · 22 kasım 2009 izmirlilerin pkk tepkisi
  5. · 250 milyarlık cip kullanan türbanlı
  6. · google wave
  7. · öğretmenler günü
  8. · kot pantolonla uyumak
  9. · mustafa kemal atatürklü iş bankası reklamı

baba ve piç*  

 sayfa  / 3
  1. elif şafak'ın ingilizce olarak yazdığı ikinci kitabı. elif şafak'ın kişilik,kimlik ve kadın üzerine kafa yoracağını düşündüğüm son romanı. çevirisi araf gibi aslı biçen tarafından yapılmıştır. toplam 376 sayfa olup 16,5 ytl'ye satılmaktadır. oldukça hoş bir hikayeye sahip olan kitapta, araf tadındaki saptamaları okumayı beklemek safça olmaz herhalde.
    (jellicle, 14.03.2006 12:52)
  2. elif şafak'ın ingilizce olarak kaleme aldığı ve orijinal ismi "bastard of istanbul" olan son romanı.
    (finch, 14.05.2006 15:31 ~ 30.08.2006 18:36)
  3. ilk kez kitabını okuyacağım için çok şeyler beklediğimden olsa gerek bayaa bi yavan bulduğum kitaptır.sürekli kediden ottan boktan ince ayrıntılara saplantılı bi şekilde irdeleyen ee hadi konu nerde diye kitabın sonuna kadar sırf bu yüzden geldiğim ama sonucunda gerçektende sadece türkler tü kaka şeklinde konuyu bağlayan.net anladığımız tek şey;çay bardaklarının kırılgan olduğu.
    ayrıca lanetli bi nesil heran biyerlerden cadılar periler çıkıcak şekilde beklemedim desem yalan olur.
    yazarın zekasından çok daha farklı ve çok daha ilginç bi kitap bekliyordum.
    (bkz: hayal kırıklığı)
    (zefura, 17.05.2006 14:36)
  4. bir varmış, bir yokmuş
    tanrı'nın mahlukları tahıl kadar çokmuş
    fazla konuşmak günahmış...

    bir türk masalına mukaddime
    ...ve bir ermeni masalına

    diyerek başlayan...
    (whisper, 22.05.2006 00:01 ~ 05:26)
  5. elif şafak'ın karakterlerine söylettikleri yüzünden başına iş aldığı/alacağı kitap olmuş kendisi. okuyamadım henüz.
    (hansvoralberg, 24.06.2006 20:44)
  6. elif şafak'ın ermeni amerikalı çakmakçıyan ve türk kazancı ailesi üzerinden ermeni türk sorunlarını,ermeni ve türklerin geçmişte yaşadıklarını, paylaştıklarını, paylaşamadıklarını, ermenilerin nasıl gittikleri yerlere tarihlerini de unutmadan götürdüklerini, türklerin nasıl geçmişi silip yeni bir sayfa açtıklarını, ermenilerin soykırımı kabul ettirmek istemelerini, türklerin kabul etmeme inadını, iki ülke arasındaki kültür, folklor ve mutfak benzerliklerini anlattığı; içinde genellikle kadınların bulunduğu; kapağında ortası yarılmış bir nar resmi bulunan, bu resim hakkında çok farklı yorumlar vardır (mesela bir görüş kadını temsil ettiğini iddia ediyor), ingilizce yazılıp türkçeye çevrilen (ilk ingilizce kitabı araftan farklı olarak bu defa çeviride aslı biçen'in yanında elif şafak bizzat bulunmuştur) kitabının adı.
    (w, 27.06.2006 14:11)
  7. beşpeşe'de tanıdığım, tanımakla da iyi bi iş yaptığımı düşündüğüm elif şafak'ın son romanı. diğer kitaplarındaki kurgu anlayışını ustalıkla devam ettirmiştir. bazısı uçlarda, bazısı o uçların aralarına sıkışmış karakterleriyle, ve o karakterlerin birbirleriyle olan ilişkileriyle süregider kitap. 18 yaşlarındaki bir türk ve bir ermeni kızının, aidiyet, kimlik, geçmiş ve nihilizm üzerine diyalogları, bugüne kadar hep katı bir tabu olarak önümüze sunulan ermeni meselelerine farklı bakış açıları sunar. elif şafak bizlere gösterir ki amerika'daki ermeniler de bu konuda oldukça tutucu ve takıntılıdır. kitabın bir ensest hikayesine dönüşmesi, insanın boğazını düğümler. kesinlikle okunmalıdır.
    (ynitm ynits, 04.07.2006 00:42)
  8. (bkz: kutsal ruh)
    (iki blok otede, 04.07.2006 00:44)
  9. yazarının poe hayranı olduğu kitap.
    (hplovecraft, 29.07.2006 17:27)
  10. gökten kafana ne yağarsa yağsın asla küfretmeyeceksin.
    buna yağmurda dahil.
    yukarıdan üzerine ne düşerse düşsün, kabulün olmalı. sağanak ne kadar şiddetli, tipi ne denli donducu olursa olsun, bulutların biz aşağıdakilere reva gördüklerine sövemezsin.
    böyledir bu düzen.
    bunu herkes bilir...
    (baruch, 19.10.2006 17:47)
  11. (azwepsa, 19.10.2006 17:48)
  12. her bölümü yiyecek malzemesiyle adlandırılmış, kitabın "kuru üzüm" bölümüne gelindiğinde karşılaşılan aşure tarifindeki malzemelerle kitabın bölümlerinin adlandırıldığı farkedildiğinde aslında kitabın başından beri aşure pişiriyormuşcasına özenle yazıldığını farkettiğimiz, tadı damakta kalan tatl..şey yani eser.
    (saçmaladı yine bu, 12.01.2007 06:40)
  13. kitabın kapağındaki çatlamış nar metaforu, doğurganlığı ve dağılacak nesilleri (nar taneleri) ile vajinayı simgeler. çatlağın tam ortasındaki nar zarı ise hymendir.
    (saçmaladı yine bu, 12.01.2007 22:47)
  14. ermeniler açısından sözde ermeni soykırımının nasıl göründüğünü ve ermeni diasporası dedikleri insanların ne kadar geçmişte kaldıklarını, hayatlarını, geleceklerini bunun üstüne inşa ettiklerini gayet detaylı anlatan ancak bir türk olarak okurken 'ya güzel kardeşim bunu anlatmışsın, türklerin bakış açısını da anlat' diye içimizden geçirirken bir cin tarafından yarım yamalak yapılan 1915 ermeni sürülmesi tanımı ile yetinmek zorunda kaldığınız kitap. kitaptaki türkler gerek amerika'da gerek türkiye'de duyarlı insanlar olarak tanıtılmak amacıyla konuyla tamamen alakasız bırakılmışlar, kazancı ailesinde herkes aaa vah vah öyle mi olmuş, yazık ailene diyor. halbuki kitap 2005 yılında türkiye'de geçiyor, bu konu o kadar sunulup önümüze konulmaya çalışıldı ki artık en cahil insan diyebileceğimiz insan bile bahsedilen ermeni soykırımı hakkında bir şeyler biliyor.
    bir de türk filmlerine çok benzemiş, kurgu çok güzel olabilir ancak bir o kadar da karmaşık ve yeşilçamvari. zannediyorumki yazarın kendisi hiç zannetmediği kadar türk.
    (bettyboop, 26.01.2007 04:07)
  15. küçük kemal kerinçsizlerin oyuncağı. bir roman karakterinin söyledikleri hakkında açılması akıllara zarar zaten. şu insanlar kendi fikriyatlarını meşrulaştırabilmek için karşıtlarını yaratma konusunda sınır tanımıyorlar.


    şöyle bir gariplik var; kurgu romanlardaki ermeni karakterlerin bile kendi doğrularınızla -ki kendi doğrunuz mutlak doğru da olabilir- çatışmamasını bekliyorsunuz. bundan sonra roman yazarlarının kemal kerinçsizgilleri göz önünde tutup -sözde ya da gerçek, konu bu değil zaten- ermeni soykırımı hakkında konuşan ermenileri bile türk tezlerine göre yaratmaları gerekecek. bu konuyu geçtim mesela ben romanlarda hiçbir annenin eşini aldatmamasını, hiçbir vatandaşın kendi devletiyle çatışmamasını bir de tüm kadınların kızıl olmasını -bu gerçekte de olabilir- istiyorum. aksi takdirde, dava dilekçemi hazırladım bekliyorum..


    roman karakterleriyle kavga ediyorsunuz yahu.. kendi kavganızı geçtim bir de insanları davet ediyorsunuz yokla savaşmaya. bir de o saygı/sevgi dolu yargılarınızla karşıtlarınızı "kişiliksizlikle, soylarını bilmemekle, haysiyetsizlikle" itham ediyorsunuz. amma sevgi/saygı dolusunuz hakikaten.
    (sifirdankucuk, 26.01.2007 20:03)
  16. fettullah takıntısıyla ağzı burnu büzüşesicelerin kemal kerinçsiz referanslarıyla hakkında atıp tuttukları roman.

    bir satırı okuyup bunun kimler tarafından ne amaçla yazdırıldığını anlayabilen insanlara hayran olmuşumdur her zaman. benim zihnimin kabullenemeyeceği, beynimin sınırlarının ötesinde bir karar verme/yargı süreci onlarınkisi. kullandıkları sistematik tabii ki "benim söylediğimin tersini söylüyorsa kesin x'cidir, y'cidir z amacı uğruna yazılmıştır" mantığında ilerlemez, böyle bir "karşıt yaratma" mekanizmaları yoktur. onlar zeki/çevik/ahlaklı bireylerdir. düşünebilme yetenekleri, algılarının sınırları ölçülüp biçilemeyecek seviyelerdedir. kalanlar da –benim gibiler işte- faso fisodur, x'tir, y'dir, z amacıyla yazıyordur.

    okuduğunuz her şeyi doğru kabul etmek zorunda değilsiniz, kabul etmek zorunda da değilsiniz. romanlar, filmler hep böyle değil midir? her izlediğimiz filmdeki her karakteri kabullenir miyiz? "hey adamım senin o koca beyaz kıçını tekmelerim" repliği yüzünden kaç senarist/yönetmen ırkçılıkla/hakaretle vs.. yargılanmıştır? kaç kişi gidip amarikan sözlüklerinde -mesela yani- " böyle aşağılayıcı, ırkçı söylemleri kabul mü edelim? film ya bu. gerçek değil sanki." diye yazılar yazmıştır.

    roman üzerinden ermeni tezlerini türk tezleriyle çarpıştırıyorsunuz. iyi güzel de romanların bir süreci bütünüyle anlatması gibi bir zorunluluğu yok ki. şunu anlatmış da bunu anlatmamış, yahu roman bu roman. ne garip tarih anlayışı bu böyle, x'ten bahseden y'den de bahsetmeliymiş. bütünüyle yazarın kurgusuyla alakalı bir konuya ne güzel derinlikler katıyorsunuz hakikaten. ben de diyorum ki eli değmişken z'den de bahsetsin (!) . romancının ne zamandır tarihin bütününe ışık tutmak asli görevi oldu? neyin tarafsızlığını arıyoruz romanlarda? farz-ı misal sosyalist bir gencin devleti ile yaşadığı çatışmalar anlatılsa, yazar kişi sosyalist gencin devlet karşıtı fikirlerine yer verecek, bir de iç ses ekleyip "ama çocuk da az ibne değil hani, ne boklar yedi neler, oysaki o devlet ona ne kıyaklar geçmişti" mi yazacak?

    yazar kişi ermeni tezlerinden beslenmiş o karakteri yaratırken, ee? karakter zaten bunu gerektiriyor. ha karakter olmayabilir miydi, belki. lakin bizim karışabileceğimiz şeyler değil bunlar, yazarın fikirsel özgürlüğüdür tamamiyle. hoş "benim söylediğimin tersini söylüyorsa kesin x'cidir, y'cidir z amacı uğruna yazılmıştır" mantığına sahip olunduktan sonra tartışmanın ne önemi kalır ki, kabulleniyorsunuz hemen bunlar z'dir diye.

    hepimiz biraz z değil miyiz?



    imza
    z'ciler
    (sifirdankucuk, 29.01.2007 13:15)
  17. 301. maddenin yoruma açık bir madde olduğunu ve düşünceleri özgürce ifade etmek bağlamında insanların üzerinde bir baskı unsuru olarak kullanılabileceğini gösteren bir kitaptır. elif şafak'ın, davanın reddi veya beraat kararı verileceği başından belli bir yargılama sürecine sokulması sansürcü zihniyetin ortaya çıkmasını sağlamıştır.

    ama sezar'ın hakkını sezar'a vermek gerek. yayınlandığı günden bu yana defalarca baskı yapan ve çok satanlar listesinden inmeyen bir kitabın türkiye'de düşünce özgürlüğünün olmadığını ispatladığının iddia edilmesi biraz oksimoronik bir ifade oluyor.

    sonradan gelen ek: bu giri daha önceden üstte şimdi nasıl olduysa altta yer alan olan bir giriye cevaben yazılmıştı. kronolojik bozuklukluktan sorumlu değilim. bir olayın değil bir ifadenin oksimoron olduğu iddia edilmiştir. tekrarlamak gerekirse "türkiye'de ---->özgürce<---- alınan/satılan/okunan ve çok satanlar listesine girmiş bir kitabın yazarının düşünceyi ifade suçu ile yargılanması türkiye'de ---->düşünce özgürlüğünün olmadığının<---- ispatıdır" oksimoronik bir ifadedir (bkz: oksimoron). anlamadıysanız şöyle diyebiliriz: "düşüncesini insanlara serbestçe iletebilen sansürlenmiş yazar". bu da oksimoroniktir. türkiye'de ne tümüyle sansürcü, düşünce özgürlüğünün olmadığı bir ortamdan bahsedebiliriz ne de ulaşmaya çalıştığımız uygarlık seviyesinde bulunması beklenen bir düşünce özgürlüğü ortamından. olayları siyah ve beyaz şeklinde yargılamak yerine aradaki griliğinin hakkını verenler de çıkmalı. çünkü soruna çözüm bulmak için önce soruna doğru teşhis koymamız gerekiyor. "türkiye tamamen totaliter, baskıcı ve sansürcü bir zihniyetle idare ediliyor." demek bazı tür çözümler, "türkiye'de totaliter, baskıcı ve sansürcü bazı uygulamalar vardır." demek başka tür çözümler getirir akla.
    (recai pengül, 20.02.2007 21:22 ~ 25.02.2007 16:08)
  18. hayal gücüyle yazılmış, kurgusal ve anlayamayanlar için kitap kapağında türü "roman" olarak ayrıca ifade edilmiş bu eserin dava konusu olması ve yine hayal ürünü kahramanlarının "söyledikleri" yüzünden "türklüğü aşağılamak" gibi bir suça gerekçe gösterilip karşılığında yazarının hapsi istenmesi edebiyat açısından da çok manidar. öyle ki, dava sonucunda elif şafak "delil" olarak roman kahramanlarının sözlerini mahkemeye sunanların, bu işi bile çarpıtarak ve hikayenin bütünlüğünü bozarak yapmaları sayesinde ceza almaktan kurtuldu bir anlamda. aynı mantıkla yargılanan "baba ve piç" değil de "suç ve ceza" olsa suçu sabit görülerek raskolnikov'un taamüden adam öldürmek ve dostoyevski'nin adam öldürmeye teşvik ya da azmettirmekten...

    mesele edebiyat meselesi değil ve bu yazılanlar ("suç ve ceza" vurgusu bizzat elif şafak'ın savunmasında yer almış olsa da) kötü bir şaka tabii, nice komik gerçeklerin yanında.
    (öteki ben, 21.02.2007 03:45)
  19. asya, erkeklerinin uzun süre yaşamadığı, çoğunluğu kadınlardan oluşan babası meçhul(piç) bir kızdır. annesine zeliha teyze diye hitap eder. mini etekli, dövmeci annesi bundan hiç de rahatsızlık duymaz.(kitabın ilerleyen sayfalarında bunun nedeni anlaşılır.)

    asya'nın banu teyzesi cinlerinden haber alan, dini bütün bir falcıdır. (evet ilginç bir çelişki ama öyle.hem dini bütün, hem falcı)

    cevriye teyzesi tarih öğretmeni, feride teyzesi hafif kafadan çatlaktır.

    mustafa dayısı ise genç yaşında, ailede erkeklerin uzun yaşamasını önleyen lanetten kurtulmak için amerika'ya gitmiştir. ve ancak 20 yıl sonra döner. adeta geçmişşiyle bağlantısını silmek ister.(nedeni de ilerleyen sayfalarda anlaşılır.)

    armanuş, ermeni bir baba ve amerikalı bir annenin kızıdır. annesi rose, kocasının geniş ve sözde ermeni soykırımıyla kafayı bozmuş ailesine ayak uyduramaz ve boşanırlar. türk düşmanı olan bu aileye kıllık olsun diye bir gün süpermarkette tanıştığı bir türk ile, mustafa ile evlenir.

    armanuş, babaannesinin istanbul'daki hatıralarının peşine düşer. annesine, babasına, kimseye haber vermeden istanbul'a üvey babasının ailesinin yanına ziyarete gider.

    aslında çok da sıcak kanlı olmayan ve kolay arkadaşlık kuramayan asya, armanuş ile çok iyi anlaşır. onu cafe kundera'daki elit arkadaşlarıyla bile tanıştırır. burada sözde ermeni soykırımı hakkında tartışırlar.

    kitaba''hanimiş bakayım 301'den yargılanan kısım''diye bir önyargıyla yaklaşan ben, söz konusu kısımları bulmakta gecikmedim. sözde ermeni soykırımı hakkında pek çok şey anlatılırken, karşıt görüş konusunda çok yeterli bilgi yok. kitaptaki türk karakterler bu konu hakkında fazla malumata sahip değil ve daha çok geçmişe takılmaktansa geleceğe yön verme kanaatinde. kitapta sözde ermeni soykırımı ciddi manada reddedilmediği gibi, tam anlamıyla onaylanıyor da değil. tam hatırlayamamakla birlikte kemal kerinçsiz açmıştı herhalde bu kitaba davayı. kerinçsiz gibi bu konularda ziyadesiyle hassas(!) birinin kanına dokunabilir ama bunun bir roman olduğu ve diyalogların hayali karakterler arasında geçtiği unutulmamalıdır.

    kitap bu ideolojik tartışmasından arındırılıp, salt roman olarak değerlendirildiğinde son derece akıcıdır. okuyucuyu içine alır ve bir an evvel bitirmek için sabırsızlandırır.
    (muhabirkedi, 27.03.2007 20:29 ~ 22:28)
  20. başka bir sürü iş beni beklerken 3 günde yutarcasına okuduğum ve şuanda bende, gidip bir adetnar alma isteği uyandırmış romandır. bu mevsimde bulur muyum? inşallah bulurum. olmazsa nar ekşisi var evde. bak işte o tam sos olur dönen tüm bu boş muhabet üstüne..

    bir de, zannımca bokpüsür olarak türkçe'ye çevrilmiş kelime ingilizce'deki bullshit olmalı. bokpüsür biraz zorlama olmuş gibi gelmiş bana. biz "boktan bu hayat", ya da "bokun bile çivisi çıkmış!" der geçeriz. fakat, roman çevirmenlerine saygım büyüktür. bu argoyu kullanan karakter kendi içinde zaten bir muammayken, bu uyduruk sözcük onunda bir nevi şahsına münhasırolmuş, der, dilbilimci ve roman çözümleyici ukalalığımın son raddesinde bu giriyi bitirir, nar almaya giderim..

    kimse düzeltmeden ben düzelteyim kendimi: efendim, sevgili argomuzda bok püsür diye bir kullanım varmış, bilmemek ve bilmeden ukalalık ederek uyduruk demiş olmak benim cehaletim; fakat, karakterin bu kelimeyi kullandığı sahnelerde zannımca, "siktiri boktan" demesi, kıl tüy yün anlamına gelen bok püsür demesinden daha manidar olabilirdi. nacizane, halen aynı fikirdeyim..evet kıl tüy yünle uğraşıyorum, işim bu, ne yapayım..
    (lazarushadow, 12.04.2007 14:26 ~ 14:55)
  21. --yer yer spoiler içeriyor olabilir-

    bir roman karakteri çok çok yakinen tanıdığınız gerçek(!) bir şahsa tıpatıp benziyorsa, acaba karakterin ettiği kelamlar da aynı gerçeklikte olabilir mi...
    herkes sayfa numaralarıyla cımbızla çekercesine alıntılamış romanı, benim başım kel mi sevgili sözlük?
    hanimiş bknz. sayfa 271

    "doğrusunu isterseniz sevgili madam sürgün ruhum ve sevgili türk adında bir kız ... diyasporadaki ermeniler arasında türklerin soykırımını kabul etmesini asla istemeyecek olanlar var. çünkü türkler bunu kabul ediecek olurlarsa ayağımızın altındaki halıyı çekip, bizi bir arada tutan en güçlü ve belki de tek bağı ortadan kaldıracaklar. tıpkı türklerin yapılan haksızlığı inkar etme alışkanlığı olması gibi, ermenilerin de yapılan haksızlığın hatırasına dört elle yapışıp, 'mazlum' kimliğinin keyfini sürme alışkanlığı var. görünüşe göre iki tarafın da değişmesi şart. iki tarafın da acilen terk etmesi gerekn kabuklaşmış dogmaları var."

    elif şafak, bunu, romanın en sert türk düşmanı baron karakterine söyletiyor. türk düşmanlığı dışında, ettiği kelamlar bundan iki buçuk ay evvel yaşamını elinden çalınan hrant dink'in diyalog söylemlerine, "ermeni, içindeki zehirli türk kanını boşaltmalıdır" seslenişine ne kadar benziyor.. tıpkı o bitmeyen masaldaki güvercin gibi...
    (lazarushadow, 12.04.2007 14:44)
  22. kitabın ortalarına doğru sonunu anlamanız bile romanı kötü yapamamış
    (beloplatnoo, 25.04.2007 00:12 ~ 05.06.2007 20:47)
  23. kitaptaki armanuş karakterinin neler hissettiğini anladığımda romanın mesajını almış olduğumu hissettim açıkçası. sonuçta öyle bir "ermeni soykırımı olmuştur, türkler bizim topraklarımızı, atalarımızın canlarını almışlar, yanlarına mı bırakalım" baskısıyla yetiştirilince insan tarihi gerçekleri bile görmezden gelebilir, ama türklerle tanışıp da hiç de öcü gibi olmadığını anlayınca sorgulamaya başlar: "soykırımın olup olmamasının şimdiye ne gibi bir etkisi olur?" , "benim hayatımda neler değişir?"...

    ayrıca kitabın anlatımı da ilginç. sonu tahmin edilebiliyor kolaylıkla ama bu okuma zevkimi hiç azaltmadı. 1 günümü harcayıp okudum, pişman değilim, yine olsa yine yaparım. okunası bir kitap sonuçta.
    (devil, 25.04.2007 00:31)
  24. aşurenin tarifi var içinde.
    (jane jones, 04.06.2007 21:18)
  25. bir cumartesi günü oturup okunabilecek bir kitaptır. elif şafak kaleme almıştır.
    birbiri içine geçmiş yaşamlar.. sorgulayani sorgulamayani hep aynı yerde..

    boğazınıza kadar kotuluklere batmışsanız, size hiç bir iyi yardım edemez. o zaman bütün umutlarınız kötü bir cinden gelecek "kötü" ye bağlanmıştır.
    (acemişansı, 08.06.2007 00:42 ~ 09:14)
 sayfa  / 3

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil