hani böyle bir baba prototipi vardır ya..hani göbekli..hani kel..hani bıyıklı..hani yatıverirsin göbeciğine..hani sarılıverir sana..okşayıverir saçlarını..bir ömür o kucakta kalabilirmişsin,hatta zaten başka bi yerde de olmak istemezmişsin gibi gelir sana..canın sıkıldığında hani anlayıverir ya gözlerinden "kimler üzdü benim güzel kızımı?döverim ben onları!!" deyiverir ya..hani gözünden iki damla yaş süzülüverir ya o anda,üzüntüden değil ama içini kaplayan sıcaklıktan..atlayıverirsin ya babacığının boynuna,öpersin ya hani gıdığından ve kocamaaaaan bi nefes çekersin ya içine..işte o nefesle burnuna dolan,yüreğini yumuşatıp,bünyeni sevgiyle dolduran kokudur baba kokusu..küçük bir şişeye doldurulup,boynuna asıp,her özlediğinde açıp açıp koklayılasıdır!bi tanedir..eşi yoktur..hasretini her daim burnunun ucunda hissettiğindir..
alkolik ve sigara içiyorsa
nikotin,
anason ve
ter karışımı bir kokudur..bütün korkularınızın,düş kırıklıklarının,kafanızdaki ideal baba figürünüzün üzerine çöker ve babanız sağlığını ve otoritesini kaybedinceye kadar da kalkmaz.
daha ziyade baharatlı notaları olan, güç ve olgunluk çağrışımı yapan, ileri yaştaki erkeklerin tercih ettiği parfümler. armani klasik, roma gibi...
(solti, 29.03.2005 21:21)
siz uzak diyarlardayken yoğun bakımda yattığını öğrendiğinizde en çok duymak istediğiniz koku..
huzur verir...
titrek bir nefes gibi, dilini yakmaya kıyamayan ılık süt gibi, sen nerede olursan ol omzunu dik tut diyen bir çift göz gibi, deniz kokusu gibi, toprak kokusu gibi, rüzgar gibi, hüzünlü bir kokudur.
hasret kaldığınız,sırf bu yüzden de yadigar elbiselerinin hiçbir zaman yıkanmayacak olduğu, o basit eşya parçalarına bile anlamlar yüklemekte beis görmediğiniz,özellikle bayram günleri burnunuza dayanan o kesif ve efsunlu hüzün veren , acıtan bir koku.acısını bi daha duyamayacak olduğunuzdan alan ,yoksunluğunuzun parfümü,bir damla kokudan sayfalar dolusu tasvir ve imge çıkarabileceğiniz bir duyum,his, heyecan...
anne de baba da aynı kişiyse cennettir göğsüne yattığında burnuna gelen koku.
(iykkk, 04.04.2007 02:17 ~ 02:19)
görmek istediğinizde, bayram ziyaretlerinde toprağı dışında göremeyeceğiniz; duymak istediğinizde, eski video kayıtları dışında duyamayacağınız; konuşmak istediğinizde, ne zaman geleceği belli olmayan rüyalar dışında konuşamayacağınız, hafızadan çıkarılıp atılmak istenen o lanet andan itibaren hiç bir zaman arkanızda desteğini ve güvenini hissedemeyecek olduğunuz, şu an burada bu satırları yazmamı, hayatta varolup, hayatın asıl şimdi başladığını anlamamı sağlayan kişinin hiçbir zaman koklayamayacak olduğunuz teninin bize hissettirdikleridir.
sadece bir defa o kokuyu duymak için can verilir...eski anılar vardır onun içinde sevgi vardır belki korku vardır.vardır da vardır
11 yıldır benden başka açıp koklayanı olmayan, yarım şişe kalmış rebel after shave'in kokusudur.
" ..
ve beslenme çantamda, otlu peynir kokusuydu babam.."
y.erdoğan
iş kokar, ter kokar, alın teri kokar, fedakarlık kokar.. ama sen gene de, akşam baban eve döndüğünde ve baban odana girdiğinde, beraberinde getirdiği o ayaz kokusundan korkarsın.. "ona benzemeyeceğim!" diyen yeminlerinde..
"otlu peynir kokusuydu babam..." y.e.
zamanında ne kadar koklanırsa koklansın doyulamayan,kaybettikten sonra burnunu bır avuc topraga dayayıp yerin bır bucuk metre altından duyulmaya calisilan en kutsal koku...
bazen; teninin kendine has bebek kokusu olur.
bazen; terinin kokusu,
bazen; parfümünün kokusu olur..
bazen; akşam ekmek poşetiyle eve geldiğinde üstündeki fırın kokusu,
sonra gün gelir toprak kokusu olur baba kokusu.
hala dolapta sakladığınız ceketindeki kokudur. ceketi her yere taşıyamazsınız ama neyseki o ceketin iç cebindeki kaleme de sinmiştir o koku. artık kullanmak için değil koklamak için bir kaleminiz vardır çantanızda.
biri ölünce eşyaları toplanır ve fakirlere dağıtılır,
ruhuna ağırlık yapmasın diye.
üstüste yığılı kıyafetlerle dolu hol, bir yağma alanına döner.
kıyafetler aslında anlamsızdır gerçekten de, içlerinde o yokken.
birer kumaştırlar ve ruhları yoktur.
bunları düşünürken, gözüm bir noktaya takıldı;
her pazar sabahın köründe başına dikilip,
hadi baba kalk dediğimde üzerinde olan,
o gri pijamalarına hani.
aldım onu, eski rengi atmış
dizleri çıkmış bir pijamayı zaten kim ne yapsındı?
kızmadın değil mi babacım bana?
biliyorum koca kız oldum,
biliyorum hem,
yıkanınca çoktan çıktı kokun,
ama ben senin pijamalarını giyipte yatıyorum.
bazıları satınalamaz baba kokusunu. baba bir metadır artık ve yetmezsiniz onu temin etmeye.
evinin sokağına girdiğinde, ev halkına önce kokusuyla haber veren kişi. ev halkının "geliyor" diye alarm verdiği siperlerine gizlendiği, gördüğünde korkuyla baktığı azrail kılıklı kişi..bin türlü düşlerinizde cinayet planlarınıza rağmen ölmeyen kişi..
ne acayip... "kaybedilmiş" birinin kokusu burundadır hep...
geçen gün sarıldığım birinin değil de, yirmi beş sene önceki bir ceketin gardroptan yaydığı kokuyu hatırladı burnum, ciğerlerim, kalbim.
hatta dolabın beyaz formika yüzeyini ve anne baba yatak odasının yasak halini...
güvenin kokusudur. o yıllardır toprağın altında yatsa da, gözünüzü kapatıp, içinize çektiğinizde alırsınız hala... ordadır...