|
|
- öncelikle: (bkz: oks 2006). fiks büyük sınav sonrası repliği. 8 adet 14 yaşında genç, gazetenin sayfaları arasında çarptı gözüme. her biri birbirinden parlak bakıyor. "büyük adam ol" "oku" emirleri yahut vahiyleri gelmiş bir yerlerden bilemiyorum tam olarak. yalnız belli ki durumlarından ve çevrenin verdiği gazdan hoşnutlar. birisinin eline bir kupa verilmiş, diğeri "white horn stables" başlıklı dersane tişörtünü giymiş. sözü onlara bırakalım bakalım ne diyorlar:
türkiye birinicisi yiğit yargıç: "öncelikle sistemli çalıştım. öğretmenlerimin verdiği testleri çözdüm. günü gününe ders çalıştım. ileride fizik veya kimya dalında bilim adamı olmak istiyorum."
önce o kupayı indir. babanın başarılı çocuğu öpücüğe boğduğu oks-öss fotoğrafları yasaklansın. fizik veya kimya dalında bilim adamı olmak isteyenlere tavsiyeler adlı kitap mülakatlarda başarılı olmanın 101 yolu adlı kitabı çıkaran yayınevinden çıkmış koş!
türkiye birincisi (öbürü): selin işgüven (sahilde ultra seksi poz. adımız sübyancıya çıkıcak): "sınava kadar oyun da oynadım, bilgisayara da girdim (bkz: bilgisayara girmek)arkadaşlara tavsiyem dersokulda öğrenilir mantığıyla hareket etsinler." (şimdi bu poza bunlar mükemmel açıklamalar. ama bomba patlıyor..) "idealim genetik mühendisi olmak." (ohş)
genetik mühendisliğini itü'de okumak istiyorsanız fotokopilerden kesip yapıştırmalar konusunda başarılı olmak için ortaokulda iyi bir iş eğitimi deneyimi gerekmekte. oks'de bu ölçülüyor mu?! bilim fetişistleri, idealist süper zekalar, lan oks'de derece yaptınız evinizin garajında köpekler üzerinde ameliyat denemeleri yapacaksınız yakında. gençlerin idealleri olsun da bu verilen gaz ne?
türkiye ikincisi (matematik-fen) zeki can uzun: "çok hırslı biri değilim, benden daha iyi olan arkadaşlarım da vardı. ancak sınavda rahat olmam başarımda en önemli etkendi." ayrıca sınava hazırlanırken arkadaşlarıyla gezdiğini, basketbol ve bilgisayar oynadığını, annesinin bilmediği konularda yardımcı olduğunu belirtmiş. mühendis olmak istiyormuş, kendi işyerini açacakmış. "okulumuz hasar gördüğü için depremin ardından eğitimimizin bir bölümünü göztepe eğitim ve beslenme okulunda sürdürdük. dördüncü sınıfın ilk dönemi sonunda babam izmir aliağa petkim'e tayin oldu. başarımı okuluma ve 5. sınıfa kadar beni okutan öğretmenim zehra öztürk'e borçluyum." bilgisayar da takılınca sosyal insan oluyor ya bunlar. hepsi "bilgisayar bile açtım be!" şeklinde demeçler vermişler.dersane araba verecekmiş buna. arabayı bana verin. bunu da okullarından atılan hababam sınıfı'nın orman'da ders işlemesi tribinden çıkarana kadar emrah filmleri izletin, acı çektirin.
türkiye üçüncüsü derya şahin: gazete tarafından fakir ama gururlu tribinde tanıtılan, işçi emeklisi ailenin dereceye giren biricik gurulru evladı derya bakalım ne demiş: "ders çalışırken sessiz ortamda konsantre olamıyordum, her zaman vivaldi dinledim, sınav yaklaştıkça benim de stresim arttı. annem ve babam çok destek oldu." baba rıza şahin: "kızım robert lisesi ve istanbul erkek lisesi olmak üzere iki tercih yapacak" hedefi genetik mühendisi ya da psikaytr olmakmış. flüt çalarak konsantre olmuş. bilim teknik dergisi varmış masasında.
sinirlenmiyim diyorum yine duramıyorum. ulan bizim babamız armatör annemiz atom mühendisi mi? bizim masamızda playboy mu duruyor? biz de isterdik uzay bilimcisi olmak. ama işçiymiş annesi babası, gazetede sol takılıyor ya, ver gazı yavrucağa, yarım sayfa lan. bi de üçüncü olmuş yani peh. üçüncü.
türkiye üçüncüsü hilal özdemir (matematik-fen) (iki elini okkeeyy şeklinde yapmış) : "hedefim matematik mühendisi olmak." çapsızsın olum. bak denklerine.
türkiye üçüncüsü (türkçe-matematik) konuray mutluer: "aydınlık türkiye için atatürk'ün yolundan gitmeye kararlıyım." eh be evladım. insan biraz daha atraktif şeyler hazırlar basına demeç oılarak vermek için. bedrettin dalan'ın okulunda okuyorsun diye bu kadar popülist olunmaz ki ama… ben bir sene okumuştum o okullardan birinde anıtkabir'e gitmiştik. kamera geldi yanıma allahıma kitabıma aynı lafı söyletmişlerdi. valla lan.
şimdi gelelim sinirimizin nedenine. bu çocuklar bu sınava giren 798.307 kişiden bir kaçı. bu 798.307 kişiden 46.733'ü "sıfır puan" yaptı. 30.000'i değerlendirmeye alınmayacak kadar düşük yaptı, yaklaşık bir 30.000 de barajın altında kaldı. kıçı kırık puanlarla kıçı kırık okullara girebilenleri kazanmış sayıyorum. bu çocuklar çoook büyük bir işe imza atmışlar ve 100 sorudan ya hepsini ya da çok büyük bir bölümü doğru cevaplamışlar. kameralar, fotoğraf makineleri, mikrofonlar, gelecek planlarının afişe edilmesi, yapış yapış vıcık vıcık bir başarı ritüeli. bu gazeteyi okuyan ve aynı sınava giren yan komşumuz 14 yaşında umut'un tepkisi: "heralde bunlar olucak genetik mühendisi, ben mi olucam". dersane reklamları: "türkiye birincisi bizden çıktı." tanıdık değil mi bu slogan? hatırlatayım hafıza çok güçlü olmayanlara: "büyük ikramiye bileti bu gişeden satıldı!"
başarının, mutluluğun çölleri yaratıldı ve biz gençler, çocuklar, tertemiz beyinler orada çürümeye bırakıldık. yıllarca bir serabın peşinden koştuk. annemiz babamız işçiydi, atom mühendisiydi, bilgisayar tamircisi, tuvalet kasasında duran adam, belediye başkanı koruması, belediye başkanı, "mit ajanı" (bazılarımız bunu 15 sene sonra öğrendi), doktor, komedyen falandı. ekonomik sistemin içerisinde milyonlarca ytl'lik yer tutan eğitim sisteminin yakıtı olmayı ancak böylesine güzel hayallerle kabul edebilirdik. bir gazete sayfasına demeç vermek için dersaneye milyarlar veren ve bunun geleceğiyle gerçekten ilgisi olduğunu düşünen bizler, çok büyük bir hata yaptık…yaptırdılar. zeki insanlar mühendis, az zekiler turizm-otelci olur dediler. edebiyat okumak isteyene aç kalmanın dayanılmazlığıyla ilgili ilahi hikayeler anlattılar, "birinci" olmalıydı insanlar. birinci! işte hayatta mutlu olmak için ihtiyacımız olan buydu. 100 soruyu-180 soruyu çözmek. gazeteler aracılığıyla dünyaya bakışımızı aktarabilecek, afrikadaki açlığın engellenmesi için, genetik çalışmalar yapacağımızı, suyla çalışan uçaklar üreteceğimizi anlatabilecektik böylece.
olmadı. yapamadık. aynı şeyi bir güzellik yarışmasında elinde sihirli bir değnek olduğunu düşleyen genç bayan da söylemişti. kimler elledi o götü kimbilir.(ucurtma, 11.07.2006 12:59 ~ 23:41)
- (bkz: sınava finalle hazırlandım)
- iğrenç insan repliği..öss'de aynı böle ulan birisi çıkıpta demiyo ki "başarıyı yarrağa borçluyum sınavında amına koyim"
- ukala tarz:(2006 öss sözel-2 türkiye birincisi yiğit cem öztürk)başarımı bana,bana,bana borçluyum...
klasik tarz:başarımda en önemli etken ailemdir.ailemi çok seviyorum.annecim,babacım muck muck...
klasik tarz:başarımı okuluma ve dershaneme borçluyum.valla çok para verdiler.ucuza gitmedim yani.
alternatif tarz:başarımı sallama tekniklerine borçluyum.en az hangi şık varsa onu işaretledim.(evet yaptım ben bunu...)
- "bütün sene bilgisayar oynadım. sinemaya gittim. arkadaşlarla gezdik. balık tuttuk. voleybol oynadık. arada birkaç soru çözdüm. başarımı kendimi kasmamaya borçluyum" şeklinde açıklamalar bütününü akla getiren cümle. halbuki birinciler çok çalıştıklarını söyleseler geniş kitleler tarafından antipatiyle karşılanan insanlar olmazlar. çalıştığı halde iyi kötü puanlar alan ama birinci olamayan öğrenciler böylece aptal olduklarını düşünmezler. sınava bir sene sonra girecek öğrencilere yol gösterme gibi bir görevleri olmasa da belki bir dahaki sene sınava girecek öğrencilere çalışmanın ayıp olmadığını, alnının teriyle 380 puan aldığını gösterebilirler.
(tangerine, 22.07.2006 17:51 ~ 23.07.2006 23:18)
- her sınav sonrasında başarı örneği olarak karşımıza çıkarılan öğrencilerin sarf ettiği, kemikleşmiş, ikiyüzlülük kokan ve diğer öğrencilere yol göstermesi beklenen cümledir bu. saçmalık bu cümlede değildir aslında. daha hayatının başında sayılabilecek bir gençten, diğerlerine örnek olacak bir yol göstermesini istemek ve kaldıramayacağı bir sorumluluğu ona yüklemektir saçma olan.
çözüm; gerçekleri mi söylemektir yoksa bunu herkesin başarabileceğine inandırıp, gelecek dönemleri motive etmeye mi çalışmaktır? üstelik belki de tamamen kendisine ait olan başarıyı, birilerine veya bir şeye borçluymuş gibi hissetmesine ne denmelidir o öğrencilerin?
"evet, geceler boyu çalıştım. çevremdeki çoğu öğrenciden de zeki ve hırslıydım. zaten sınavda sıfır alan binlerce gerizekalının arasında, beni birincilikten başka yer tatmin edemezdi" dese; daha mı fazla sevecektik mesela onları? yoksa başarısız olmuş öğrencileri bağrımıza mı basacaktık? ya da türk olarak mazlumun yanında yer alırken, başarılı gençlerin açıklamalarına uyuz mu olacaktık?
başarının çalışmayla geldiğini bilen fakat çalışan öğrencileri ineklikle suçlayanlar ve onları bu şekilde dışlayanlar arasında verilebilecek en uygun ve savunma kokan açıklamadır bu cümle. ardından gelen şunu da yaptım bunu da cümleleri; kahretsin çok zekiyim, hem sosyal olup hem de birinciliğe oynayabiliyorum anlamına gelmez bu nedenle. milletin kendisine uzaylı gibi yaklaşmasını engellemek, herkes gibi normal bir çocuk olduğunu kanıtlamaya çalışmaktır tüm yapmak istediği.
kıssadan hisse: "başarımı hiçbir şeye borçlu değilim ama bana bir yaşam borcu olanlar var m.k." demektir başarımı reröreröye borçluyum.
bundan sonraki nesillerin borçlu hissetmeden sevincini yaşayabilmesi dileği ile...
|