dün yapılan türk dil kurultayı sırasında konuşma yapan sayın başbakanımızın son rezaleti.
başbakan konuşmasında türkçenin güzelliğinden, saflığından falan bahsediyor. derken sözü rahmetli fazıl hüsnü dağlarca'ya getiriyor. "türkçemizin abideleşmiş şairi, sadece şiir solumuş, türkçe’nin zengin imkánlarıyla bu topraklarda nehir gibi akıp gitmiştir" diyor rahmetli şairimiz hakkında. ardından da "fazıl hüsnü dağlarca'nın sanat isimli şiirini okumak istiyorum" der ve şu dörtlüğü okur:
yalnız senin gezdiğin bahçede açmaz çiçek
bizim diyarımızda bin bir baharı saklar!
kolumuzdan tutarak sen istersen bizi çek
incinir düz caddede dağda gezen ayaklar
ufak bir ayrıntı: şiir faruk nafiz çamlıbel'in. fazıl hüsnü dağlarca'nın değil.
"aman canım ha fazıl hüsnü ha faruk nafiz!" ben ne söylesem dinleyecekler zaten mantığıyla yapılmış hatadır.tabi üzerinde durulması gereken nokta kendini çoban sanmanın dayanılmaz hafifliğidir.
olayı "olm adam iki şairi bilem birbirinden ayıramıyor, biz de bu adamı başımıza başbakan yaptık yaw" tadında demagoji boyutuna getirmeye gerek yok. hata zaten başbakanın değil, büyük bir ihtimalle ( aslında yüzde yüz ama, bir ihtimal rte de bu hatayı yapmış olabilir; kendisinin şiir sevgisi herkesçe malumdur) "bu şiiri okuyun haşmetlim, iyi gider" diyen danışmanlarının hatasıdır.
amma demagoji yapılmasın diye şu ayrıntıyı da atlamamak gerekir ki, başbakanın bütün programını en ince detaylarına kadar organize eden, konuşma yapacağı bir ortamda hizmet edecek garsonların yedi sülalesini bile araştırtan, karayolu ile bir yere giderken izleyeceği yoldaki çukurları bile üç gün öncesinden belediyelere asfalt ile yamalatan, vatandaşın arasına karışacağı her anı bir gövde gösterisi haline getirmek için akp il ve ilçe teşkilatlarını günler öncesinden örgütleyen bu danışmanlar, bu sefer acaip yan basmışlardır.
demek ki neymiş, başkasının çıkardığı kitap özetlerini okumakla olmuyormuş bu işler... sadece necip fazıl ı tbmm de anmakla olmuyormuş, sırf senin dünya görüşünle şiirler yazdı diye!
necip fazıl ı bu işlerinize alet edip küçülttüğünüze mi yanayım,
koca başbakan ın fazıl hüsnü yle faruk nafiz i karıştırdığına mı yanayım,
güzelim ülkeyi bu insanların yönettiğine mi yanayım bilemedim...
en iyisi ben bukadar basit şeylere yandığıma yanayım...
bir başbakan açsısından utanılacak bir şeydir. tam anlamıyla rezalettir.
ben başbakan olsam ve rahmetli olmuş bir şairimizin arkasından onun şiiri diye başka bir şairin şiirini okusam, utancımdan yerin dibine girerdim. bu çam devirmenin dik alasıdır be! aynı zamanda başbakan'ın ilk söylediği laflara ("türkçemizin abideleşmiş şairi, sadece şiir solumuş, türkçe’nin zengin imkánlarıyla bu topraklarda nehir gibi akıp gitmiştir") olan inancını da gözler önüne sermektedir. şu çok açıktır ki, başbakan sanat konusunda bir "ölü sevicidir." "adam nasıl olsa ölmüş, bari arkasından bir şiirini okuyalım" mantığıyla hareket etmektedir. ben eminim ki, başbakan hayatında dağlarca'nın bir şiir kitabını alıp okumamıştır. kitapçıların tozlu rafları arasında onun kitaplarını bulduğunda çocuklar gibi sevinmemiştir. evet, ne yazık ki, başbakan olmak için belirli bir sanat birikimine sahip olmak gerekmiyor türkiye'de.
sahi, sanat dediğiniz nedir ki? türkiye şartlarında üvey evlat!
ben de başbakan'ın ardından devrim marşları çaldırmazsam, bana da gölge demesinler.
aman bu da kusur kalsın... ülke yan yatmış, çamura batmış.. kimin eli kimin cebinde, kimin eli yağda balda.. kim çıkıp "ergenekon biterse pkk biter" diyor, üç partiyi idik didik edip kusurlu bularak kapatan savcı "işçi partisi" için 28 şubata rağmen "tümüyle kanunlara bağlı, pırıl pırıl bir parti" diyor, nasıl oluyorsa "asker-polis-çeteci" yan yana yolculuk yapıyor siz onlara bakın...
sadece yaptığı gaflardan, öfkesinden, üslubundan vurmaya çalışan insanları gördükçe, bu ve bunun gibi hataları artık bilerek yaptığını düşünmeye başladım. paralel evrende çok pis işler dönüyor halbuki, ilgiyi başka yöne çekmeye mi çalışıyor nedir?