|
|
- edebiyatımızda "gül"e aşık olarak betimlenen ve hiç kavuşamayan müzmin abazan; güzel öten kuş. ingilizcesi nightingale.
(bkz: florance nightingale)
ha azer abimiz varken nasıl oldu da florans teyze geldi aklıma bilmiyorum.
(bkz: azer bülbül)
- (bkz: hint bülbülü)
- (bkz: şark bülbülü)
- affınıza sığınarak söylüyorum kimileri bu sözcüğü pipi yerine kullanır. halbu ki kendisi çok ötüşken bir kuştur. malumunuz iktidarsızlık diye bir şey var. o yüzden bülbülleri bu işlere alet etmeyelim. *
(bkz: esefle kınıyorum kendilerini)
- bu garibanın da bir çok türü vardır, ama hepsi de garibandır. hint bülbülleri vardır ufacık, karanlıkta öten bu kuşlar hep ötsün diye kızgın toplu iğneyle gözlerini kör ederler. zavallı inler, millet huşuyla dinler. afgan bülbülleri vardır, serçe kadardır. bir dakika duramaz, daima zıplar, bu kör edilmez, karanlıkta tutulur. çin bülbülleri de bedbahtlıkta hint'li akrablarından geri değillerdir.
- (bkz: ötme bülbül)
- (bkz: yunus bülbül)
- (bkz: dut yemiş bülbül)
- küçücükken bülbül diyemezmişim. onun için annemin söylediğine göre benim bülbülüm gürbülmüş. çocukluk işte birçoğumuzun da zaten böyle söyliyemediği sözcüklerin olduğunu biliyorum.
(bkz: ah şu çocukluk)
- gül gül dedi bülbül güle gül gülmedi gitti
bülbül güle gül bülbüle yar olmadı gitti.
kime aittir bilmiyorum ama güzel.
- divan edebiyatı'nın en önemli öğelerinden biridir. nitekim gül ve bülbülün ezeli aşkları hep işlenedurmuştur. bülbül aşık, gül ise maşuk rollerindedir. bülbül aşkından çileler çeken ve bu çilesini şarkılara, şiirlere döken şair, gül ise güzel sevgili. bülbül gül uğruna canını feda eder ve gülün rengi de bülbülün kanından aldığı rivayet edilir.
- gülün yareni. efsaneye göre, gül ağlarsa dikenleri bülbülün kalbine saplanır, canını alırmış.
- divan edebiyatı'nın ustalarından, ve istiklal marşı'mızın yazarı mehmet akif ersoy'un muhteşem eseri safahat'da geçen bir şiir:
bütün dünyaya küskündüm,dün akşam pek bunalmıştım;
nihâyet,bir zaman kırlarda gezmiş,köyde kalmiştım.
şehirden kaçmak isterken sular zâten kararmıştı;
pek ıs.sız bir karanlık sonradan vâdiyi sarmıştı.
ışık yok, yolcu yok, ses yok, bütün hilkat kesilmiş lâl...
bu istiğrâkı tek bir nefha olsun etmiyor ihlâl.
muhitin hâli 'insâniyyet'in timsâlidir,sandım;
dönüp mâziye tırmandım,ne hicranlar,neler andım!
taşarken haşrolup beynimden artık bin müselsel yâd,
zalâmın sinesinden fışkıran memdûd bir feryâd,
o müstağrak, o durgun vecdi nâgâh öyle coşturdu:
ki vâdiden bütün, yer yer, eninler çağlayıp durdu.
ne muhrik nâğmeler,yâ rab,ne mevcâmevc demlerdi:
ağaçlar,taşlar ürpermişti,güyâ sur-ı mahşerdi!
-eşin var,âşiyânın var,baharın var,ki beklerdin;
kıyâmetler koparmak neydi,ey bülbül,nedir derdin?
o zümrüd tahta kondun,bir semâvi saltanat kurdun;
cihânın yurdu hep çiğnense,çiğnenmez senin yurdun.
bugün bir yemyeşil vâdi,yarın bir kıpkızıl gülşen,
gezersin,hânumânın şen,için şen,kâinâtın şen.
hazansız bir zemin isterse,şâyed ruh-ı ser-bâzın,
ufuklar,bu'd-i mutlaklar bütün mahkum-ı pervâzın,
değil bir kayda,sığmazsın -kanatlandın mı- eb'ada;
hayâtın en muhayyel gâyedir ahrâra dünyâdâ.
neden öyleyse mâtemlerle eyyâmın perişandır?
niçin bir damlacık göğsünde bir umman huruşandır?
hayır,mâtem senin hakkın değil...mâtem benim hakkim:
asırlar var ki,aydınlık nedir,hiç bilmez âfâkım!
teselliden nasibim yok,hazân ağlar bahârımda:
bugün bir hânumansız serseriyim öz diyârımda!
ne hüsrandır ki: şark'ın ben vefâsız,kansız evlâdı,
serâpâ garb'a çiğnettim de çıktım hak-i ecdâdı!
hayâlimden geçerken şimdi;fikrim hercümerc oldu,
selâhaddin-i eyyubi'lerin,fâtih'lerin yurdu.
ne zillettir ki: nâkuus inlesin beyninde osmân'ın;
ezan sus.sun,fezâlardan silinsin yâdı mevlâ'nın!
ne hicrandır ki: en şevketli bir mâzi serâb olsun;
o kudretler,o satvetler harâb olsun,turâb olsun!
çökük bir kubbe kalsın ma'bedinden yıldırım hân'ın;
şenâ'atlerle çiğnensin muazzam kabri orhan'ın;
ne haybettir ki: vahdet-gâhı dinin devrilip,taş taş,
sürünsün şimdi milyonlarca me'vâsız kalan dindaş!
yıkılmış hânumanlar yerde işkenceyle kıvransın;
serilmiş gövdeler,binlerce,yüzbinlerce doğransın!
dolaşsın,sonra,islâm'ın harem-gâhında nâ-mahrem...
benim hakkım,sus ey bülbül,senin hakkın değil mâtem!
- (bkz: bülbülüm altın kafeste)
- bir ahmet haşim şiiri:
"bir gamlı hazânın seherinde,
ısrâra ne hâcet yine bülbül.
bil, kalbimizin bahçelerinde,
cân verdi senin söylediğin gül.
savrulmada gül şimdi havada,
gün doğmada bir başka ziyâda."
- bizim oralarda çük yerine geçen kibarımsı sözcük. mümbül, bümbül, çümbül gibi kullanımları da mevcuttur.
(bkz: bizim oralar)
- farsça orijinali bulbul olan sözcük.
- yunus emre'nin güzel bir şiiri.
karlı dağlardan mı aştın
derin ırmaklar mı geçtin
yarinden ayrı mı düştün
niçin ağlarsın bülbül hey
hey, ne yavuz inilersin
benim derdim yenilersin
dostu görmek mi dilersin
niçin ağlarsın bülbül hey
kal'alı şehir mi yıkıldı
ya nam-u arın mı kaldı
gurbette yarin mi kaldı
niçin ağlarsın bülbül hey
gulistanlarda yaylarsın
taze gülleri yeğlersin
yavlak zarılık eylersin
niçin ağlarsın bülbül hey
uykudan gözüm uyandı
uyandı kana boyandı
yandı sol yüreğim yandı
niçin ağlarsın bülbül hey
n'oldu şu yunus'a n'oldu
aşkın deryasına daldı
yine baharistan oldu
niçin ağlarsın bülbül hey
- '' bülbül aşıkmış güle...gül naz eder bülbüle''
''divan şairleri sevgilinin güzelliğini övmek isteyince hemen bülbülü seçer, onun ağzından konuşurlarmış. ayrıca, insanın göğsündeki kemikler arasında yatan yüreği, kafeste çırpınan aşık bülbüle benzetir, her ikisindeki çaresiz çırpınışların beyhudeliği şiirlerde anlatılırmış. ''
buket uzuner/gelibolu/sayfa:224(jassmine, 04.05.2007 23:59 ~ 05.05.2007 00:00)
- mehmet güreli'nin 'kimse bilmez' şarkısında geçer;
seher yeli eser yırtar eteğini gülün
güle baktıkça çırpınır yüreği bülbülün
- nedim beytinde geçer,leff ü neşre malzemedir.
"bakıp ol şuh ile naz ü niyaze meşk ederiz
gülün tebessümüne bülbülün teranesine."(tamam, 22.09.2007 03:36)
|