tarihin tozlu sayfalarında kaybolmuş efsanevi türk imparator. döneminde makedonya, arabistan yarımadası ve şili'yi türk topraklarına katmıştı. m.ö. 3500'lü yıllara denk gelir bu.
imparator olmadan önce futbolcuydu.
indus-pencab idman yurduna
küçük ismail transfer olana dek takımda sade
ismail adıyla bilinir idi.
imparatorluğunun ilk yıllarında dış ilişkilerini iyi tutmuş, güçlenince herkesin tepesine binmiştir. sinsidir. buna rağmen paraguay halkı tarafından çok sevilmiştir, ölümünden önce son fethettiği yer olduğu için pek fazla baskı uygulamayışına verir bunu tarihçiler.
futbolcuyken bile gözü sinemadaydı aslında. hep şizofreni oynamak isterdi. sonra
mercidabık united'dan teklif alıp bu hayalini unuttu.
almanya yenilince biz de yenilmiş sayıldığımız yıllarda tekrar şizofreni oynamak için senaryosu iyi tüm tekliflere açık olduğunu, bu uğurda soyunmaktan asla kaçınmayacağını belirtti.
giderken son şakasını yapıp gitmiş candır, en başta bir insandır, insan. kötü olaylar olurken asla dans etmez, konsere bile gitmezdi. paşa çayını büyük ama narin yudumlarla içerken hayatını renklendirmeyi bilir üstüne de golünü atardı. beşlik atınca bile gol yiyenle alay etmezdi. böyle muhterem bir insandı, yedi ila on gün içinde dirilmesi bekleniyor.
huguristan'la gardunya antlaşması'nı imzalarken sahte imza kullanmış, sonrasında gönül rahatlığıyla bütün hükümleri ihlal etmiştir. böyle bir adamın nasıl koca devletin başına geçebildiğini tarihçiler hala araştırıyor.
savaşta esir aldığı komutanlarla tavla oynar, çorap topla tek kale maç yapar, düşmana saygılı bir hükümdar imajı çizerdi. savaş sona erince esir komutanların şerefine akşam yemeği verir, odalarına hareminden kadınlar yollardı. ganimetin %10'unu onlara ayırırdı. esir komutanlara özel bir ilgisi vardı. bir keresinde vezirle arasında şöyle bir sohbet geçtiği rivayet edilir:
- hünkarım saygınızı anlıyorum ama bu adamlara neden bu kadar harcama yapıyorsunuz?
- o değil de pasotya'yı huguristan'a geri verelim haritaya baktım saçmasapan bir şekil almış imparatorluk. çirkin.
fetih yaparken amacı imparatorluğun haritada kare olarak görünmesiydi. bu amacını gerçekleştirecek kadar yaşayamadı.
pek bilinmez ama sol kolunda altında "gardunya forever" yazan bir ejderha dövmesi bulunurdu. imparator olduktan sonra sadece gardunya yöresini değil tüm toprakları temsil ettiği için bunu gizli tutmaya çalıştı. ne acı ki metalci gençlerimiz tarihlerinden bihaber, halbuki "peygamberimizin de saçı uzundu yavuz sultan selim de küpe takardı büyük ismail'in de dövmesi vardı" diye tamamen savunabilirler kendilerini. liderlerimiz her şeyi düşünmüş.
sırf adını "ismail the great" şeklinde tersten yazıyorlar diye sinirlenip ingiltere'ye savaş ilan etmiş, sonra imparatorluğun donanması olmadığını hatırlayıp ilanını geri almıştır. bu tarihten sonra türklerde donanma anlayışı gelişmeye başlamış ve büyük ismail ölmeden donanma tamamlanmıştır. ancak aradan geçen yıllar boyunca ismail ingiltere'nin kendisine karşı bir tavrı olmadığını, bütün imparator sıfatlarını bu şekilde tersten yazdıklarını öğrenmiş ve donanmayı çocuğunun sünnet düğünü şenlikleri kapsamında yaktırmıştır. böyle de bir adam işte.
endülüs emevileriyle yaptığı savaştan önce "ahaha endülüs ne lan?!" diye gülerek attan düşüp, belini incitmiş; bunun sonucunda savaşa katılamamıştır. liderlerinin yokluğunda türk imparatorluğu
endülüslere mağlup olmuştur, fakat masabaşında büyük ismail büyük bir cinlik göstererek sadece
viyana'yı endülüslere vermiştir. cinlik şuradadır ki, antlaşmanın imzalandığı sırada viyana ismail'e ait değildir.
tarihte ilk defa sokak köpeği uygulamasını başlatan büyük ismail'dir. herkesin elindeki iki köpekten birini sokağa salması gerektiği yönünde bir ferman yazmıştır. buna rağmen istenen sokak köpeği sayısına erişilemeyince asya'dan gemilerle köpek getirtmiş sokağa salmıştır. ne kadar ileri görüşlü olduğunu şimdi farkediyoruz, her yerde sokak köpeği var. o zamandan şeyapmış adam.
halkıyla iç içe olmayı seven büyük imparator. britanya'yı fethettiğinde, tebdil-i kıyafet yeni tebasının arasına karışmak istemiş, bunun için kendisine bir melon şapka ve şemsiye satın almıştır. ancak, tersten işleyen londra trafiğine ayak uyduramayan büyük ismail, öküz arabası altında kalarak bir kulağından olmuştur. bu olayı takiben ingilizler tarafından "ismail the earless" (kulaksız ismail, ç.n.) olarak adlandırılmayı içine sindiremeyen büyük hükümdar, bir fermanla britanya'nın anakaradan ayrılmasını buyurduğunda tarihler m.ö. 3621'i göstermekteydi.
ünlü avusturyalı tarihçi hammer'e göre, küçük dağları büyük ismail yaratmıştır.
bitmek bilmez savaşlardan yorulan büyük ismail, ege denizi kıyısındaki sarfonya'da (bugünkü türkbükü) kendine bir yazlık saray yaptırmıştı. buradaki balkonunda oturup, bir kadeh frigya viskisi eşliğinde gün batımını seyretmekten sonsuz bir zevk almaktaydı. ancak o zamanlar ray-ban henüz bilinmediğinden, mal gibi gözlerini dikip güneşe bakan ismail'in gözleri bozulmakta gecikmedi.
gözlerinde "arpacı kumrusu" çıktığını saray hekiminden öğrenen büyük hükümdarın tepkisi, tam da büyük bir hükümdara yakışacak şekilde oldu. sarayıyla deniz arasında bir sıra dağ yükseltilmesini buyurmuştu büyük ismail.
böylece, m.ö. 3642'nin sisli bir sonbahar sabahında, sarfonya dağları şaşalı törenlerle hizmete açılıyor, bu arada "bu dağlar biraz küçük mü ne?" diye tatsızlık çıkaran vezir-i azam mızmız şamil paşa'nın da kellesi alınıyordu.
sanata ve sanatçıya zerre kadar önem vermediği bilinir. o'nun döneminde bütün sanat dallarında müthiş gerilemeler olmuştur. resimde mağara duvarlarına, müzikte ıslığa, sinemada yeni gerçekçiliğe dönülmüştür.
buna mukabil, makaraya, kukaraya, enseye şaplağa ve göte parmağa son derece önem vermekteydi. sms mefhumunun ilk defa büyük ismail tarafından icat edildiği iddiası geçerliliğini korumaktadır. şu var ki, o'nun sms anlayışı, dönemin teknolojik olanakları çerçevesinde, mesajlarını özel yetiştirilmiş koşucuların sırtlarına kızgın demirle dağlamak şeklinde tezahür ediyordu. multimedya mesajlarının nasıl olduğunu da varın siz hesap edin artık.
istanbul'u fethettiğinde henüz 12 yaşındaydı. 7 dünya kupası çıkartmasına geri vermişti şehri.
küçük yaşta tahta çıktığı zaman patlak veren savaş için babasını "ya baba ben padişah oldum ama... ehe ehe." şeklinde çok kolpa bir şekilde geri çağırdığı için tarihe geçmemiş, geçememiş bir yöneticidir.
(mavio, 25.07.2007 11:18)
döneminde bir osmanlı sadrazamı 5.43 avusturya-macaristan kralına denk sayılmış ve bu rakam tarihteki en farklı sadrazam-kral paritesi olarak kayıtlara geçmiştir. bu başarısını "alınamaz" denen monte carlo'yu on yedi yıl gibi kısa bir sürede alarak perçinlemiş ve avrupa tarihinin en büyük hükümdarları arasına
* girmeyi başarmıştır.
çadırını hep savaş meydanına hakim bir tepeye kurdurur ve savaşı adeta bir orkestra şefi gibi bizzat yönetirmiş. çinlilerle olan bir savaş esnasında çinliler daha önceden düşük maliyet, ucuz işgücü vasıtasıyla kolayca hazırladıkları çin kumaşından bir perdeyi savaş meydanıyla ekselansları arasına çekmişlerdir. bir süre ekselanslarından taktik alamayan orduda bozulmalar yaşanmış, yeniçeri ahmet ağanın izmaritiyle tutuşan perde yandıktan sonra ordu ancak toparlanabilmiştir. kendisi, semerkantta doğup kerkükte sünnet olmuştur. babasının hükümdarlıği döneminde tahran valisi olarak görev yapıp, bu dönemde şan dersleri almıştır. güzel sesini ve makam bilgisini bu eğitime bağlayacak kadar alçak gönüllü ve mütevazi bir kişiliği vardır.
m.ö. 3450'li yıllarda rahim mutafarık'ı "dur lan daha avrupa'da bile yok" diyerek macaristan'a yollamıştır. ne mutlu ki rahim mutarafık ülkesini seven bir insandı ve macaristan'da sahip olduğu ailesine ne pahasına olursa olsun bir gün türk memleketinin de buluşundan faydalanmasını sağlamalarını vasiyet etmişti (bkz:
@1081137).
milattan önce modern sanatı yaratmış kişidir aslında.
kahramanlık tabloları ve heykellerinin sergilendiği bölümün ortasında altın bir lazımlık bulunduğunda büyük ismail'in fedaileri bu rezaleti kapamak için hızla lazımlığa doğru koştular. ancak lazımlık yerinden kıpırdamadı. hükümdara çaktırmadan işi bitirmek için tam levye ile girişeceklerken büyük ismail'in tok ve derin sesi duyuldu:
"sanat lan o, ayı oğlu ayı!"
marcel duchamp'mış. hah.
(iao, 17.09.2007 16:56 ~ 20:19)
imparatorluğunu bilim temelleri üzerine kurmuş ve yüzyıllarca dünyaya hükmeden devletin temellerini atmıştır. eğitime çağının çok ötesindeki bir ileri görüşlülükle büyük önem vermiş ve topraklarının her köşesine okullar açmıştır. bu eğitim sayesinde tarihte ilk kafasında top sektiren fok, ateşli halka içinden atlayan aslan ve hortumlarıyla tokalaşan fil ikilisi büyük ismail' in topraklarından çıkmıştır.
savurganlığıyla ekonomik başarısızlığın sebebi olmuştur. kardak kayalıkları' na o zamanın parasıyla bonservisi dahil 5 milyon 750 bin kanada dinarı para saymış, satıcı ülkeyi bile şok etmiştir.
günlük hayatında da savurganlığı dillere destan olmuştur. her gün bir çay bardağı rakı içmesine rağmen, her seferinde yeni bir 70' lik rakı açtırmıştır. büyük ismail adının "büyük" kısmı 70 lik rakıdan gelmektedir zaten.
halifeliği almak üzere mısır'a sefer düzenlediğinde takvimler m.ö. 2437'yi gösteriyordu. kafasına çakal kafası geçirip geri yolladılar tabi. gerizekalı.
henüz on yedi yaşındayken istanbul'u kuşatan ilk türk hükümdarı olmuştu. "istanbul çok bozuldu hacı. alıp n'aapacan ki? çarşıya çıksan atını park edecek yer bulamazsın" diye kafasını ütüleyen basiretsiz vezirleri olmasa alacaktı da. o hırsla gitti bolivya'yı aldı.
(tembel, 21.09.2007 16:40 ~ 16:42)
(hebele, 21.09.2007 16:41 ~ 16:42)